Son Dakika

Türkiye’nin “Zeytin Dalı” Harekâtı

ABD’nin terör örgülerinden oluşturarak güney sınırımıza paralel bir hat şeklinde konuşlandırdığı gayrimeşru orduya “Dur” demek için başlatılan Zeytin Dalı Harekâtı adım adım ilerliyor.

Türkiye’nin “Zeytin Dalı” Harekâtı

Muhammed Şimşek/Diriliş Postası

Cumhurbaşkanı ve Başkomutan Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 20 Ocak Cumartesi günü saat 17.00’de harekete geçmesiyle bütün dünyanın gözü Afrin’e çevrildi.

Başta bölgedeki PYD/PKK ve DAEŞ gibi terör örgütlerinin hamiliğine soyunan ABD olmak üzere dost düşman bütün ülkelerin pür dikkat takip ettiği harekâta “Zeytin Dalı” adı verildi.

Her şeyden önce harekâtın adına “Zeytin Dalı” denilmesinin aslında bir değil tam iki önemli mesajı var. Bunlardan birincisi harekâtın bölgedeki sivilleri terör belasından kurtarırken onlara Türkiye’den uzatılan bir dostluk eli olduğuna işaret ediyor. Öyle ki harekâtın başlamasından günler önce bölgedeki siviller, terör örgütlerinden kurtarılmak istedikleri yönünde Türkiye’ye defalarca çağrı yaptı.

İkinci mesaj ise her halükarda askerî nitelikteki bu harekâtın ABD’den cesaret ve destekle sınır hattımız boyunca uzanan terör koridorunun belini kırmak ve terörist sürüsüne hadlerini bildirmek olduğunu ifade ediyor. Zira ABD bugüne gelinceye kadar aylardır 4 bin 500’den fazla TIR dolusu mühimmat taşıdığı bölgede seçilmiş askerleriyle teröristleri eğitimden geçirerek buradan Akdeniz’e açılan bir terör koridoru kurmak için faaliyet gösterdi. Üstelik bölgedeki teröristlerin eline verilen silahların Türkiye için oluşturacağı hayati tehlikeler göz ardı edilerek bu süreç işletildi.

Hal böyleyken bazılarının Afrin'de çok sayıda zeytin ağacının bulunmasından dolayı bu ismin verilmiş olabileceği yönündeki yorumları operasyonun gerçek anlamını gölgelemeyi amaçlıyor.

İlk aşamada havadan bombardıman ile başlayan Zeytin Dalı Harekâtı, pazar günü sabah saatlerinde bu kez kara birliklerinin Suriye sınırından içeri girmesiyle sürüyor. Bu harekâtla birlikte bölgedeki askeri hareketlilik Fırat’ın batısındaki geniş bir alana yayıldı. Türkiye'nin buradaki ilk hedefi Fırat Nehri'nin batısında PKK varlığını ve kapasitesini minimize etmek, kontrolü altında tuttuğu bölgelerden çekilmesini sağlamak.

HAREKÂTIN HEDEFİNDE KİMLER VAR?

Fırat Kalkanı Harekâtından sonra Türkiye’nin Suriye sınırındaki ikinci terörle mücadele hamlesi olan Zeytin Dalı Harekâtı’nın hedefinde yine aynı terör grupları var. Bunlar yıllarca Türkiye’ye kan kusturan terör örgütü PKK’nın Suriye’deki uzantıları olan PYD ve YPG başta olmak üzere bu örgütlerin içinde kamufle olan DAEŞ unsurlarından oluşuyor.

Harekât, sahada Türkiye’nin uyarılarına rağmen başta da belirttiğimiz gibi ABD tarafından desteklenen bu terörist grupların Afrin’den temizlenmesini hedefliyor.

Bugün başta NATO olmak üzere uluslararası toplumun Türkiye’nin sınırında kurulan terör yuvasını temizleme çabasına hak vermek zorunda kaldı. Ayrıca ABD’de ise uyarılara rağmen bölgede attığı adımları sorgulamaya başladı.

Bu hamlenin kime karşı yapıldığı noktasındaki sorunun asıl en net cevabını ise Fırat Kalkanı Harekâtı’nda (FKH) olduğu gibi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun terörle mücadele kapsamında hayata geçirdiği kararlarına ve Birleşmiş Milletler anlaşmasının 51'inci maddesi bağlamındaki "meşru müdafaa" maddesine yapılan atıftan alıyor. Çünkü hiçbir ülkenin bir karış toprağında gözü olmayan Türkiye, hemen burnun dibinde biten terör tehlikesini bertaraf etmek istiyor.

AFRİN’İN KRİTİK ÖNEMİ

Suriye'de ağırlıklı olarak Kürt sivillerin yaşadığı şehirlerden biri olan Afrin’de iç savaş öncesi yaklaşık 200 bin olan nüfus aldığı göçlerle 500 binlere çıktı. Yoğunluğunu Kürtler oluştursa da şehirde yaşayan arap ve Türkmen nüfus da var. 2012’nin yaz aylarında ordunun çekilmesi sonrası şehir tamamen terör örgütü PYD'nin kontrolüne geçmişti.

Şehirde ABD’nin kendi kurdurduğu terör örgütü DAEŞ ile mücadele bahanesiyle desteklediği PYD'nin silahlı kanadı YPG’de söz sahibi. Terör örgütlerinin 2014 yılında sözde “kanton” olarak ilan ettiği Afrin, aynı zamanda Suriye'nin kuzeyinde kurulan sözde özerk yönetimin bir parçası haline getirilerek Akdeniz’e açılan terör koridoruna dahil edilmek isteniyor.

Ancak buna izin vermemekte kararlı tavır takına Türkiye, 2016 yılında düzenlediği Fırat Kalkanı Harekâtı’yla terör gruplarına “Dur” dediği gibi bugün de aynı kararlı tavrını bir kez daha gösteriyor.

Türkiye Fırat Kalkanı Harekâtıyla, sadece sınırın Suriye tarafındaki DAEŞ teröristlerinin varlığını sonlandırmakla kalmamış, aynı zamanda teröristlerin sömürüsü altındaki iki şehir olan Afrin ve Kobani arasında bir tampon bölge oluşturarak küresel şer güçlerinin Suriye'de Türkiye sınırı boyunca uzanan bir terör koridoru oluşturmasının önüne geçmişti.

Hâlihazırda Fırat Nehri'nin batısında Azez'den Cerablus'a dek uzanan ve özerklik iddiasındaki terörist grupların elindeki bölgeler arasında tampon bölge oluşturan alan, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin muhafazası altında ve devrimcilerden oluşan Özgür Suriye Ordusu'nun denetiminde bulunuyor.

SURİYE’DE YENİ SAYFA

Türkiye'nin Afrin hamlesi terörle mücadelede adımlarının ikincisi olsa da sonuncusu değil elbette ve bir sonraki adımda Münbiç operasyonunun başlayacağı daha şimdiden biliniyor.

Ankara’nın bu kararlı tavrı önümüzdeki günlerde Münbiç başta olmak üzere Fırat'ın doğusunda Türkiye'nin sınırı boyunca bir kanser hücresi gibi yuvalanmış terör örgütü PKK/YPG varlığının sona erdirilmesi için en nihayetinde ABD'ye bir baskı oluşturacaktır.

Fırat'ın batısındaki Türkiye’nin askeri varlığı, doğusunda bir etki uyandırırken Suriye topraklarında güç dengesinin değişeceğinin de en güçlü sinyallerini verecek. Zira Türkiye'nin askeri güç olarak taktiksel ve operasyonel kararlılığı sürdüğü müddetçe Washington idaresi burada bir yol ayrımına gelecek. ABD için bu yol ayrımındaki iki seçenekten birincisini teröre destek vermekten vazgeçerek geri adım atmak, ikincisini ise Türkiye'yi bundan sonraki süreçte tamamen kaybetmeyi göze almak oluşturacak.

Suriye’de Rusya’nın varlığı göz önünde bulundurulacak olursa bu durum da Türkiye’nin başarısı üzerinde potansiyel bir etkiye sahip olduğu söylenebilir.

Diğer yandan Afrin harekâtının başlamasının da üzerinde durulması gereken bir anlamı var. O da bölgede sağlam bir Rusya-Türkiye uzlaşmasının sağlanmış olduğu gerçeği.

Böylesi bir uzlaşının ne tür dinamikler üzerinden ikame edildiğine yönelik dışarıdan bakarak bir şeyler söylemek zor olsa da iki tarafında “mutlak kazanç” elde ettiği bir denge gözetildiği söylenebilir.

Sonuçta Türkiye açısından terör tehlikesi uyarılarını dikkate almayan ABD’nin geri adım atmasını sağlaması muhtemel bu hamle bölgede daha etkin bir güç olmaya çalışan Rusya’nın da bir takım beklentilerine karşılık gelmiş olabilir. Buradan bakıldığında ise Türkiye’nin Suriye denkleminde yeni bir sayfa açtığı yorumunu yapabiliriz. Söz konusu bu yeni sayfanın Türkiye tarafında bir takım terör tehlikesini ortadan kaldırırken ABD şapkayı önüne koyarak bölgedeki siyasetini daha doğrusu kaos planlarının kendisi açısından yol açacağı riskleri yeniden gözden geçirmesi gerekecektir.

ABD tavrını gözden geçirmeli

Türkiye’nin kendi sınırını terörden temizlemek için attığı adımlar bölgede terörün hamiliğine soyunan ABD’nin durduğu noktayı yeniden gözden geçimesini gerektirecek. Aksi takdirde Türkiye’nin uluslararası hukuk kuralları içinde nefsi müdafa hakkını kullanırken attığı bu adımlar karşısında ABD tavrını değiştirmemekte ısrar ederse ikili ilişkileri bir kez daha baltalamış olacaktır. 

Yorumlar