Son Dakika

Herkes “Anne” olabilir; ama “Ana” olamaz!

Herkes “Anne” olabilir; ama “Ana” olamaz!

Harun Emre Karadağ

“Ana başta taç imiş, her derde ilaç imiş. Bir evlat pir olsa da anaya muhtaç imiş.

Ahali özel günleri çoğunlukla sevmem, kutlamayı tasvipte etmem; lakin bazı günler hariç :)

Sabahın ilk ışığı penceremden içeri girerkenradyodan duyduğum " Son yıllarda boşanma sayısı %60 arttı " haberi beni " zaten kimse ana olmak istemiyor" dedirtiyordu.

İtiraf ediyorum hayatta ne parası olanları ne makamı mevkisi olanları kıskanıyorum sadece ama sadece analarımızı kıskanıyorum.

Dikkat ettiniz mi bilmiyorum “anne” demiyorum “ana” diyorum. Evet herkes anne olabilir; ama ana olamaz.

Ana olmak dünyanın en kutsal görevidir.Ana olmak zordur ama yaratıcının dünyada ki merhamet, sevgi, şefkat, fedakârlık temsilcileridir. Analık dünyanın paha biçilmez değeridir, tadıdır, eğlencesidir, zevkidir, sorumluluğudur…

Nedense bunları bilmemize rağmen anaların kıymeti ya kaybedince ya da ana baba olunca anlaşılır veya anlaşılmadan "ben yanarım yavruma, yavrum yanar yavrusuna " anlayışıyla bitecektir hayat.

Tabii bir de evliyseniz; " İş biraz daha karışıktır" diye bir düşünce vardır. Karşı taraf haline getirilmiştir ana ve eş. Bu insana yapılacak en büyük kötülükten başka bir şey değildir. Eşinizin yeri ayrıdır ananızın yeri ayrıdır. Ananız anne değil ana ise kendinden çok eşini sev diyerek yine inceliğini gösterecektir. Tabii eşinizde iyi bir eşse annenizi kendi annesi olarak görerek, davranarak en güzel cevabı verecektir.

Şu dizeler de anlamlı: "Bir melek görmek istiyorsanız, annenizin gözlerine bakın / Bir yürek görmek istiyorsanız, annenizin yüreğine bakın / Bir dilek görmek istiyorsanız, annenizin dudaklarına bakın / Bir emek görmek istiyorsanız, kalkın da kendinize bakın ".

Bu duygulara kimler sahip oluyor kimler tadıyor sadece analarımız…


Neden kıskandığımı şimdi daha iyi anlamış olmalısınız.

Ana dedik, candır dedik, şunu da söylemezsek olmaz; “Ana başta taç imiş, her derde ilaç imiş. Bir evlat pir olsa da anaya muhtaç imiş.”

Anacığımın nasihatlerini Abraham Lincoln emmi özet yapmış: :) "Öğrenmesi gerekli biliyorum; tüm insanların dürüst ve adil olmadığını. Fakat şunu da öğret ona: “Her alçağa karşı bir kahraman, her bencil politikacıya karşılık kendini adamış bir lider vardır”. Her düşmana karşı bir dost olduğunu da öğret ona. Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen ona, kazanılan bir liranın, bulunan beş liradan daha değerli olduğunu öğret.

Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe duymayı. Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona. Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını...Eğer yapabilirsen, ona kitapların mucizeleriniöğret. Fakat ona sessiz zamanlar da tanı.

Gökyüzündeki kuşların, güneşin altındaki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği. Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona. Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret. Herkes ona yanlış olduğunu söylediğin de dahi.

Tüm insanları dinlemesini öğret ona, fakat tüm söylediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret.

Eğer yapabilirsen, üzüldüğün de bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona. Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret. Ona kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret. Uğultulu bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona. Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa, dimdik dikilip savaşmasını öğret."

Duman etti beya!

Toparlayayım…

Ne zaman ananızı arayıp halini hatırını sordunuz? Ne zamandır ananızın yanağına öpücük kondurmadınız? Ne zaman ananıza kırmızı bir gül alıp her şeyiniz olduğunu söylediniz? Belki bu saydıklarımı şu ana kadar yapmadınız belki de yaptınız. Hiç önemli değil.

Şimdi yaşlı, genç,kız, erkek fark etmez sizlerden bir ricam olacak eğer ananız hayattaysa ananızı ya telefonla arayıp ya da elinize kırmızı bir gül alıp ona ziyarete giderek "Seni seviyorum" demeye vefat etmişse mezarını ziyaret ederek veya dua ederek hatırlamaya ne dersiniz? Bu iki sözcüğü onlardan mahrum bırakmayalım. Bir gün gelir çok geç olabilir…

Benden söylemesi; hörmetler:)

Rahatsız mı ettim?

Evin telefonu sabaha karşı üç buçukta çaldı.Uyku sersemi adam telefonu açtı.

Telefondaki ses annesine aitti.Telaşlandı,korktu başlarına bir şeymi gelmişti acaba diye endişelendi.

Annesi ''Nasılsın oğlum iyi misin'' diye sordu. Oğlu şaşkın bir ifadeyle ''İyiyim anne hayırdır bir şeymi oldu,siz iyi misiniz? dedi.

Annesi ''Biz iyiyiz bir şeyimiz yok sadece sesini duymak istedim'' dedi.

Oğlu da ''Anne bunun için mi aradın saat sabahın üç buçuğu yarında konuşabilirdik'' deyince annesi;

''Rahatsız mı ettim oğlum?'' dedi.

Oğlu ''Evet anne rahatsız ettin'' diyerek hiddetli bir şekilde cevap verdi.

Bunun üzerine annesi; ''30 sene önce sen de beni bu saatte rahatsız etmiştin oğlum,doğum günün kutlu olsun'' diyerek telefonu kapattı.

Yorumlar