Son Dakika

Aksak Timur’un ‘Gör’ dediği…

Ankara Savaşı’nı hepimiz biliriz.

Sultan 1. Beyazıt ile Moğollar arasında 28 Temmuz 1402’de gerçekleşmiş ve Osmanlı’nın ağır hezimetiyle sona ermişti. Sultan, Aksak Timur’a esir düşmüştü.

Savaşın görünür gerekçesi yani resmi tarihin anlattıkları ile gerçekler biraz farklıdır.

Resmi tarih der ki:

Osmanlı, Balkanlar ve başka coğrafyalarda hâkimiyeti sağlamış ancak Anadolu topraklarında henüz başarılı olamamıştı. Bazı beylikler maraza çıkarıyordu. O sıra Asya steplerinde bir Moğol rüzgârı esiyordu. Kuruluşunun üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen Moğollar, Orta Asya’yı ve Hindistan bölgesini kasıp kavuruyordu.

Sultan 1. Beyazıt da, Timur da Anadolu’yu istiyordu. Timur, Batı’ya doğru ilerlerken önüne geleni tepeliyordu. Mağlup ettiği Celayir Beyliği’nin sultanı Ahmet Han ile Karakoyunlu Devleti’nin hükümdarı Kara Yusuf, Timur’un gazabından kurtulmak için Osmanlı’ya sığınmıştı. Onların kendisine teslim edilmesini istiyordu.

Olaylar bu hadiseden sonra hızla gelişmiş, Sultan Beyazıt ve Timur’un satranç oyunu iki büyük devleti Ankara Ovası’nda karşı karşıya getirmişti. Timur’un ordusu 140, Beyazıt’ın ordusu ise 85 bin askerden müteşekkildi.

Sonrası Osmanlı adına derin bir hezimet…

Burada bana kızabilir; ‘Osmanlı hiç mağlup olabilir mi’ diye tepki gösterebilirsiniz. Size, Uhud Savaşı’nı, Okçular Tepesi’ni hatırlatırım.

Bugün yerleşen veya yerleştirilmeye çalışılan ‘palyatif’ ve ‘popülist’ tarih algısına göre ‘Yok canım, bu iş böyle olmamıştır’ diyebilirsiniz.

Peki, Ankara Savaşı’nın yazılmayan gerçek sebebi nedir?

Şudur: Timur, Asya’nın ortalarından topladığı yüz binlerce askerle Batı’ya doğru hızlı bir akın başlatmıştı. Hedefi belki Londra idi, bilemeyiz. Ama Avrupa’yı ele geçirmek istiyordu. Harekât planı öyle genişti ki ordu sefere çıktığında yaklaşık yüz kilometrelik bir yay biçiminde ilerliyordu. Buna rağmen iletişim kusursuzdu. Bir kanat zaafa uğradığında hemen başka bir kanat imdada yetişiyordu.

‘Barbarlar’ sürüsü Anadolu topraklarına yaklaştığında, Aksak Timur’un Sultan Beyazıt’a ulak gönderdiği söylenir. Ve mealen der ki: “Yolumdan çekil! Benim işim seninle değil, Avrupa’ya gidiyorum. Bana engel olma, canını yakarım.”

Timur burada bir taktik denemişti. Şayet Ankara Savaşı olmasa idi Avrupa bugün başka bir kıta olabilirdi. Savaşta Osmanlı’yı yenmişti ama her nedense güzergâhını değiştirmiş, Kafkaslar’a yönelmiş ve aynı hızla Batı’ya yolculuğunu devam ettirmişti.

Timur’a methiyeler düzdüğümü düşünüp beni eleştirebilirsiniz. Ama hakikat bu! Sultan Beyazıt’ın yavaş, basit, taktiksiz refleksine karşın Timur’un hızlı, karmaşık ve her biri ölçülüp biçilmiş manevralarının savaşın sonunu hazırladığını kabul etmeliyiz.

“Dünyaya hükmeden şey hayal gücüdür!”

Bu söz, Fransızlar’ın en büyük devlet adamı Korsikalı ‘korsan’ Napolyon’a ait.

Korsika bağımsızlık hareketinin öncülüğünü yaparken kendini Fransa imparatoru olarak bulan Napolyon ile Timur arasındaki benzerlik hayal güçlerinin büyüklüğüdür.

Napolyon, Timur ve Fatih Sultan Mehmet arasındaki benzerliğin adı da hayal gücüdür.

Timur hırsına, Napolyon Josephine’e yenilmiştir. Fatih ise 21 yaşında zirveyi görmüş -sadece- 49’unda dünyasını değiştirmiştir.

Tarihe, zamanın ruhuna, sosyolojiye, askerlik sanatına ve ‘büyük adam’ tanımına yaklaşırken biraz daha incelikli, derinlikli ve hakiki okumalar yapmak zorundayız.

Yorumlar

Arslan Bahar Yazilarinizi yazarken ne iciyorsunuz ?

Tansel Demirhan Timur-Beyazid catismasinin analizi bu kadar basit degil. Daha fazla tarih okumadan, yazmasaydiniz iyi olurdu.

Yazara ait diğer yazılar