Son Dakika

25 Mart Caddesi: Sao Paolu’nun Mahmutpaşa’sı

Latin Amerika’da Osmanlı izleri: El Turko-9

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Sabah 09:30, Prof.Dr. Jeffrey Lesser ve Heliosa ile kaldığımız otelde buluşuyoruz. Birlikte Arap Mahallesi’nde 25 Mart Caddesi’nde dolaşacağız.  Hafta sonu olduğu için her yer çok kalabalık, bizim Mahmutpaşa’yı andırıyor. Her yerde dükkânlar, caddelerde seyyar satıcılar ve müthiş bir yoğun insan kalabalığı.  Bir taraftan bu durum  hoşuma gidiyor, kalabalıkta iyi görüntüler yakalayacağız. Çünkü ortam çok renkli ve çok canlı ve kamera eşliğinde sohbet ederek çarşıyı dolaşıyoruz.


25 Mart Caddesi- Sao Paolu

Arabamızı Heliosa'nın büyükbabasının otoparkına bırakıyoruz. Park çok katlı bir bina önünde kuyruk var. Neyse biz torpilliyiz bizim aracı öncelikle alıyorlar. Heliosa bu pazarda çok sayıda akrabasının iyi işler yaptığını ifade ediyor. Çekimler hocanın tatlı anlatımıyla yoğun geçiyor. Esnaflara da sorular soruyor, ilginç cevaplar alıyoruz. Yolun ilerleyen bölümünde etrafı demir parmaklıklarla çevrili içinde heykellerin bulunduğu bir park adaya geliyoruz. Hoca buranında önemli bir yer olduğunu çekilmesi gerektiğini söylüyor. O sırada kâhya kılıklı, mafya görünümlü bir adama Türk televizyonu olduğumuzu söylüyorlar. Adam heyecanlı bir şekilde ‘’Selamün Aleyküm’’ diyerek mahcup bir eda ile anahtarları arkadaşımıza uzatıyor. Bu parkın bu adamlar tarafından işgal edildiğini ve bunlara kimsenin dokunamadığını anlattılar. Bize selam vererek anahtarı teslim eden kişinin kim olduğunu maalesef öğrenemedim.

Sonra ev eşyaları satan büyük bir dükkâna giriyoruz. Yoğun bir müşteri trafiği var. Burası Heliosa’nın kuzenlerinin dükkânı. Dükkân sahibi Gilberto Afif Sarruf ve Oğulları Pierre Sarruf, Patrick Sarruf’la röportajlar yapıyoruz. Prof. Dr. Ceffrey Lesser izin isteyerek ayrılıyor. Biz çekimler yaparak yola devam ediyoruz. Ortalık çok canlı ve şenlikli. Sokakta farklı enstrümanlarla  sanatçılar konser veriyorlar.  


Arap Kültür Gel Sekreteri Heloisa, Prof. Dr Ceffrey Lesser, İsrafil kuralay

Sao Paolu’dan Rio de Jenario’ya…

Brezilya çekimlerini bitiriyor bize yapımcılık, danışmanlık yapan Heliosa’ya teşekkür ederek ayrılıyoruz. Eşyalarımızı yükleyerek Rio de Jenario’ya gitmek üzere yola çıkıyoruz.  Harita da Sao Paolu ile Rio De Jenario arası 355 km görünüyor ancak navigasyon cihazı varacağımız yerin otelden mesafesinin 440 km olduğunu ifade ediyor. Ne yapalım teknoloji ne diyorsa o oluyor. Uçakla mı araçla mı gidelim tereddüdü yaşadık. Ama bana İstanbul -Ankara yolu gibi geldi. Mesafeler hemen hemen aynı zaten Sao Paolu ile Rio Ankara, İstanbul gibi. Nasıl ki Türkiye’nin başkenti İstanbul sanılırsa Brezilya'nın başşehri de Rio sanılıyor. İki şehirde başkentlerden daha ünlü.

Arabayı Sabastiyan kullanıyor ve navigasyon çok işe yarıyor. Yoksa bu dev metropolde yol bulmak imkânsız. Sabastiyan'da Kamil gibi trafik canavarı, çok hızlı araç kullanıyor. Nihayet şehrin merkezinden çıkıyor otobana giriyoruz. Yollar çok şeritli ve ortasını otoban yapmışlar.  Arazi kısmen engebeli ama genelde düz. Yollar gayet güzel ancak yoğun araç trafiği de var. Espri yapıyoruz herhalde herkes hafta sonu Papa’yı görmeye gidiyor. Çünkü Papa dünya Hıristiyan Gençlik Kurultayı’nı Rio da toplamış. Bu kurultay 4 yılda bir yapılıyormuş. Sabastiyan hızlı araba kullanmasına rağmen yolumuz İstanbul-Ankara arasından daha uzun sürüyor. Niyetimiz iftarı Rio'da yapmak ama yetişme imkânı kalmadığını görünce yolda meyve satıcılarından birinden meyve alarak orucumuzu açmak istiyoruz. Önünde muz ve Hindistan cevizi benzeri meyvelerin asıldığı bir satıcının önünde duruyoruz. Adam mum ışığında oturuyor. Meyveyi keserek bize veriyor, iftarımızı adını öğrenemediğim bir tropikal meyvenin suyuyla açıyoruz. Birazda muz alarak yolumuza devam ediyoruz.


Marakana Stadyumu-Rio De Jenario

Hava artık kararmış durumda saat 21:00 sularında Rio'ya giriyoruz. İlk intiba: hayal kırıklığı; berbat caddeler, döküntü evler, boyalı duvarlar, yarı karanlık sokaklar. Tabii hemen ön yargılara sığınmak istemiyorum ama bize karnavallarıyla anlatılan Rio başka bir şehir galiba. Otelimizin Papa'nın program yaptığı Copacapana pilajlarının bulunduğu yerde olduğunu öğreniyoruz. Sabastiyan ‘’o bölgeye giremeyebiliriz, çünkü araç trafiğine kapalı bir bölge.’’diyor.  Bölgeye yaklaşıyoruz her yer insan kaynıyor ve bazı yollar trafiğe kapalı. Neyse ki, Sabastiyan sosyal bir arkadaş. Polise durumu anlatıyor. Polis izin veriyor ve Premier Copacapana Oteli’ne varıyoruz.

Rio Maruni Kilise’sinde Pazar Ayini

28 Temmuz 2013 Pazar

Sabah 10:00’da Rio Lübnan Maruni Kilisesi’nde ayini çekmek istiyoruz ancak görevliler ayinin başladığını ve papazdan izin alınması gerektiğini söylüyorlar. İzini beklersek ayin bitecek o nedenle başlıyoruz çekmeye. Ayin Arapça icra ediliyor. Dışarıda Arapça ayin yapılacağına dair duyuru var demek ki bu istisnai bir durum.  Ayin bir saatten fazla sürüyor. Bu arada gelen cemaati görüntüleme fırsatı da oluyor. Kilise dolu değil, 40 -50 kişi kadar katılım var. Ayin bittikten sonra Lübnan’dan gelen Papaz Padre Fadi Matni’yle görüşüyoruz.


Rio De Jenario- Brezilya

Dünyanın en büyük heykellerinden Kristo Anıtı

Kilise’den ayrılıyoruz ve Rio şehrinin meşhur siluetini görmek üzere Kristo Anıtı’nın olduğu tepeye gidiyoruz. Belirli bir mesafeye kadar araçla çıkıyoruz. Sonra ellerinde büroşür olan adamlar rehberlik hizmeti almamız gerektiğini söylüyorlar. Parasını ödüyor, yanımıza bir rehber alıyoruz. O bizi bir noktaya kadar götürüyor. Sonra aracımızı park edip diğer turistlerle beraber bir minibüse biniyoruz. Rehber bizi minibüse bindirdikten sonra ayrılıyor.  Çekim izni almak için çaba sarf etmiyoruz, kimsede bir şey sormuyor. Zirveye çıkıyoruz gerçekten yüksek tepe ve kocaman bir anıt. Anıtın bir bütün olduğunu ve 5 metre boyunda olduğunu öğreniyoruz. Ancak anıtı ve çevreyi görmek imkânsız, yoğun bir sis dalgası dolaşıyor. Ara sıra anıt ve şehir kendisini gösteriyor sonra yine sis tabakası her şeyi örtüyor. Çare yok bekleyeceğiz… Bu kadar yol geldik. Bu meşhur silueti çekelim istiyoruz. Anıtın çevresi inanılmaz kalabalık Papa'nın gençleri buralara hücum etmişler.  Neyse ki, iyi noktaya konuşlanıyoruz. Sis dalgası ara sıra geçiyor ve denizi, doğal tepeleri, şehriyle çok güzel Rio tablolar ortaya çıkıyor. Gerçekten görülmeye değer… Müthiş bir manzara; Allahu Teâlâ denizin ortasından çıkardığı tepeliklerle buraya bambaşka bir güzellik vermiş. Yukardan bakınca bütün halinde şehir bile güzel görünüyor. Yeşil ve mavi renkler gri beton yığınlarını bastırıyor. Heykel batıya bakıyor. Heykelin önündeki seyir terasından sola baktığınızda dünyanın en büyük stadyumlarından Marakana'yı görüyorsunuz. Stadyumda görkemli görünüyor.

Denizden yükselen kaya-tepeler…

 Karşıda teleferiğin olduğu iki tepe buradan bakınca orası da güzel görünüyor. Adeta denizden fışkıran bu doğal, üstü yeşil örtüyle kaplı tepe-kayalar mucizevi bir görünüm arz ediyor. Acaba oradan burası nasıl görünür diye buradaki çekimi bitirince Ruca Tepelerine giden teleferiğe binmek istiyoruz. Ancak bilet satışının olduğu yerdeki görevli izinsiz teleferikten profesyonel çekim yapamayacağımızı söylüyor. Ne yapacağız? Çekmemiz lazım. Sabastiyan ‘’yöneticiyle konuşayım bir çare buluruz.’’diyor. Yöneticiye gidiyoruz. ‘’Bu gün pazar hemen izin mümkün değil.’’cevabını alıyoruz. Ancak Türkiye’den geldiğimizi ve belgesel çektiğimizi bu görüntülerin Rio'nun tanıtımı için önemli olduğunu anlatıyoruz. Yönetici biraz düşünüyor ve bir telefon görüşmesinden sonra inisiyatif kullanarak bize izin veriyor. Çok seviniyoruz. Sonra teleferiğe biniyor ve birinci tepeye çıkıyoruz. Görüntüler mükemmel…  Vakit akşamüstü ışıkta güzelleşiyor. Birinci tepede hızlı çekimler yapıyor sonra ikinci tepeye çıkmak için tekrar teleferiğe biniyoruz. İkinci tepede hava yavaş yavaş kararmakta ve güneş batmakta karşı tepelerde, Kristo heykeli sisler arasında zaman zaman arzı endam etmekte. Güneşin batma istikametinde yat limanı, kuşlar, uçsuz bucaksız kıyılar akşamın bu eşref saatinde bütün cilveli görüntülerini sunmaktalar.


Rio De Jenario

Gurbette akşam olunca…

Güneşi bu tepeden reng a renk cilveleriyle batırıyoruz.  Gurbette akşam artık, eve affedersiniz otele dönme vakti. Otele varıyor biraz gecikmeli de olsa iftar için internetten bulduğumuz Lübnan lokantası Amir'e gidiyoruz. Biz alışmışız, Arap isimleri bize hep Müslüman ismi gibi geliyor. Ancak buralarda yaşayan göçmenlerin büyük çoğunluğu Hıristiyan. Zaten çalışanlar helal kelimesini bile duymamışlar. Gene iş vejetaryen olmaya geliyor. Allah'tan Lübnan yemeklerinin etsiz menüleri de doyurucu. Humus, falafel vb. şeyler yiyip iftarımızı yapıyoruz. Yemekten sonra sahilden yürüyoruz. Papanın genç müritlerini daha yakından görelim istiyoruz.  Sahil işgal altında plaj açık hava konaklama merkezi gibi.  Gençler gruplar halinde serdikleri sedirler üzerinde konaklıyorlar. Uyumayanlar şarkı söylüyorlar, bayrak sallıyorlar. Her ülkeden gelen gruplar kendi bayraklarıyla kendilerini ifade ediyorlar. Hatta birkaç kişilik bir grup Arapça tekbir yazılı bayrak taşıyorlardı. İlk gördüğümde biraz garip geldi. Sonra neden olmasın Irak’ta yaşayan Hıristiyanlardan gelen kimselermiş. Türk bayrağı da olabilir ancak denk gelmedi.

Latin Amerika’da Osmanlı izleri: El Turko-8

Yorumlar

Yazara ait diğer yazılar