Son Dakika

Mesele kayınvalide değil, ilişkinin nasıl yönetileceğidir!

“Saliha Hanım, bizim ailede kayınvalidem ne derse o olur. Her sabah kahvaltıda beraberiz. Evlendiğimiz ilk günden beri kayınvalidem; ‘Aileni sileceksin, bize bağlanacaksın. Artık senin evin burası. Ailen sana fazla gelip gitmesin. Buraya ısınamazsın. Sen gelinsin, büyüklerine saygılı olmalısın. Gelinler az konuşur, hizmette kusur etmez. Senin eşin; benim oğlum. Ben onu büyütmek için ömrümü verdim. Bizim rızamızı almadan beliniz doğrulmaz. Sizin en büyük göreviniz bize hizmet etmektir.’ diyor. Daha nicelerini sayabileceğim cümlelerle, oğullarını ve biz gelinlerini kendilerine kul köle yaptı. Asla memnun olmaz, her yaptığımıza mutlaka bir kulp bulur.

Şimdiye kadar eşim ve çocuklarımla özel bir hayatımız olmadı. Baş başa ne bir yemeğe çıkabiliriz ne de bir ziyarete gidebiliriz. Hemen kayınvalidem; ‘Ne gereği var, onlar size gelsinler, fazla gezmek iyi değildir.’ der. Hepimiz o kadar çok bunaldık ki, benim vücudumu hastalık bağlamaya başladı. Ona da lâf ediyor,’ Sen zaten hasta geldin diyor.’ Eşime diyorum ki buna bir sınır getirelim; eşim ‘Annem kırılırsa, işim ters giderse’ diye korkuyor. Annesi gücenirse günlerce küser, herkese abartarak anlatır ve insanı zor durumda bırakır. Artık ne yapacağımı bilemiyorum. Adeta boğuluyor gibiyim, nefes alamıyorum. Dört tane çocuğum var, hepsi de isyan ediyor. Annem gelip bizde iki gün kalamaz. Kayınvalidem bir lâf söyler, annem hemen kalkıp gider. Ben babamın evine gidip bir iki gün kalamam. Hemen telefonu alıp bir güzel azarlar ve ‘Hemen gel.’ der. Bu arada kızına, asla bana davrandığı gibi davranılmasına müsaade etmez. Benim artık iyice sinirlerin bozuldu, ne yapacağımı şaşırmış durumdayım...”

Annemiz-babamız bizim başımızın tacıdır. Onları memnun etmekle, Rabbimizi (cc) memnun etmek arasında yakın bir ilişki olduğunu biliyoruz. Onlar bizim dünyaya gelme vesilelerimiz, saygıda kusur etmemeye çalışmak, onlara karşı şefkatli davranmak ve gönüllerini hoş tutmak, evlât olmanın en gerekli özelliklerindendir. Fakat; eğer sözler maksadı aşmaya başlar, insanların Allah’ın helâl saydığı alanları daraltılır, ‘Ben ne dersem o olmalı.’ şeklindeki dayatmaları hayatı gerçekten yaşanılamaz hale getirirse, burada önce oturup bir düşünmek lâzım.

Bu tabloda anneden ziyade, annenin bu tavrına kesintisiz itaat eden ve devamını sağlayan bir çevre ve anlayıştan söz etmek gerekir diye düşünüyorum. Biz ancak Allah’a kesintisiz ve şartsız itaat ederiz. Eğer insanların mutlu olma ve dengede kalmak için gerekli hareket alanı daraltılırsa, ‘İhtiyacı giderilmeyen organizma sıkıntı üretir.’ gerçeği hayat buluyor demektir.  Anne yetiştiği çevrede ne yaşamışsa, ne görmüşse onu sürdürmek istiyor olabilir. Fakat bugün okuyup yazmanın ve her türlü bilgiye ulaşmanın çok kolay olduğu ve danışma imkânlarının çok olduğu günümüzde, ‘Allah ne der?’ düşüncesiyle değil de, ‘Annem-babam ne der?’ diye hareket ettiğimizde, bazen kullara zulüm edilmesi söz konusu olabiliyor.

Doğru davranışın ne olduğu, yeni evli çiftin kendi yuvasında sağlam bir ilişki zemini oluşturabilmek için nelere ihtiyacı olduğu, tecrübeli büyükleri tarafından organize edilip telkin edilmeli. Eğer bu olmuyorsa, o zaman annesini ve taleplerinin ne olduğunu bilen oğullar, baba ve diğer yakınların da yardımıyla, yeni bir tarza yavaş yavaş ısındırılmalı ve alıştırılmalı. Tabii ki sistem değiştikçe bazı sıkıntılar yaşanabilir, bazı krizler çıkabilir. Burada da gerekirse danışmanlık alarak, anne babasını nazik ve şefkatli sözlerle gönlünü hoş tutmaya çalışıp, yeni duruma adapte olmalarını kolaylaştırmak gerekir. Bu uzun da sürse, memnun olmasalar da; şefkatli ve sakin-saygılı tutum sürdürülerek, yine ziyarete gidip, gerektiği kadar hizmetlerini yapmak ama yeni ailenin dengelerini de korumak tercih edilmeli. Anne babanın sözleri ayet değildir. Başkalarına zulüm anlamına gelecek dayatmalar, onların değil onlarla birlikte yaşayanların şartları iyi yönetememe meselesidir. Bu mutlaka, Allah’ın (cc) razı olacağı bir dengeye kavuşturulmalı.

Yorumlar

Yazara ait diğer yazılar