Son Dakika

Geçici evinize hoş geldiniz

Geçici evinize hoş geldiniz

Uluslararası Fatih Sultan Mehmet Anadolu İmam Hatip Lisesi/Hamza Vali-Irak

Küçük bir damlacığım ben, kimsenin önemsemediği haberdar dahi olmadığı bir yerde. Ve her gün büyüyorum. Ve bütün azalarım oluştu. Dünyamda bir hareketlilik var. Of başım çok ağrıyor, neredeyim ben, çok karanlık, kimse yok mu?

İçimde bir huzursuzluk bedenimde bir sancı var bu ara, sona yaklaştım ve yakında ölüyorum galiba, dursana ne yapıyorsun? Çekiştirip durmasana! Hey kime söylüyorum? Bırak şu başımı! Ne istiyorsun benden ne olur beni öldürmeyin.

Şimdi anlıyorum ki annemin karnı değilmiş yaşayacağım dünya, öldüğümü sandığım anda meğer doğmuşum gerçek dünyaya, şu annem olmalı, gözleri çok sıcak bakıyor, şu da kardeşim herhalde, beni boğacak gibi duruyor, nasıl bir yer burası lütfen bana söyler misiniz? Neden beni yerimden ettiniz?

Evet, büyüdüm, bugün okula başlıyorum ve tam altı yaşına bastım, sınıfta yirmi kişiyiz, annemin karnında geçirdiğim kırk haftayı hatırladım bir an, milyonlarca rakibimi geçerek birinci olduğumu, şimdi bu 19 öğrenciyi mi benden daha çok başarılı olurlar? Hayır, mümkün değil, ben en iyisiyim...

Evet, zaman geçti, mezuniyetim var bugün, tam 21 yaşındayım, anne ile babamı daha iyi anlıyorum şimdi, iyi ki onları dinleyip üniversiteyi de okudum, bir sürü arkadaşım oldu, şimdi bir iş bulup para biriktirmem lazım, malum Melek ile birbirimizi seviyoruz ve evlenmeyi planlıyoruz. Tam bir yıl oldu, iş aramaktan yıldım ama henüz bir iş bulamadım, çok mutsuzum, bunca yıl boşuna mı okudum yoksa? Bunca öğrendiğim bilginin hiç mi değeri yok?

Nihayet bir işi bulabildim, günde on saat çalışıyorum, iki saatim de yollarda geçiyor; bu gidişle galiba Melek ile evliliğimiz bir hayal olacak... Bir çare bulmalıyım, tamam gidip patron ile konuşup maaşıma zam isteyip, aksi takdirde istifa edeceğimi söyleyeceğim.

Oda olmadı, bana uygun bir iş yok ama iyi bir iş bulmam gerek, patronumdan daha güçlü ve daha zengin olmam lazım, tek istediğim bir evim bir de bir arabam olsun, Melek ile evlenip yuva kuralım, insan dünyadan daha ne isteyebilir ki? Maaşı daha iyi bir yer buldum sonunda, ama eski iş yerimdeki çalışma şartlarını arar oldum, dosyalardan başımı kaldıracak vaktim yok.

Üniversiteden mezun olalı tam sekiz yıl oldu, yirmi dokuz yaşına bastım, eski hareketliliğim azaldı sanki kendimi büyümüş hissediyorum. Yakında Melek’i ailesinden istemeye gideceğiz, çok mutluyum, acilen bir ev bulmam gerek. Son üç ayım ev bakmakla geçti, ayaklarıma kara sular indi, sonunda bir yerde karar kıldık ama aslında çok da hoş bir yer değil, eski ve sıkıcı bir yer, bir sürü eşya almamız gerek, evet hayat devam ediyor...

Geçen cuma 40 yaşına bastım, iyi bir işim, çoğunlukla mutlu giden bir evliliğim, bir evim, bir de arabam var. Melek ile bir çocuğumuz oldu, adı Ali, çok sevimli, tıpkı benim çocukluğum gibi, oyunlar oynuyoruz onunla, Ali büyüyor, evimiz küçük olduğundan artık eve sığmamaya başladık.

Ali okula başlıyor, çok iyi ve özel bir okula geçmesini istiyoruz, Ali bizim her şeyimiz, biz hayatımızı ona adadık, iyi bir eğitim almalı, ama okul parasını ilk duyduğumda dudaklarımın uçukladığını hiç unutmuyorum, yeni bir yük biniyordu sırtıma ama ne yapalım, hayat işte, insan hayattan ne bekleyebilir ki?

Hayatın yorgunluğunu sırtımın sızısında gizli, sanki yıllar daha mı çabuk geçiyor ne! Tutamaz oldum zamanı, ellerimin arasından kayıp gidiyor, yeni evimize taşındık, Ali okula devam ediyor...

Bugün ilk defa kalbim tekledi ve doktora gittim, çok yormuş hayat sizi artık dinlenmelisiniz, dedi doktor. Ama yeni evin taksitleri var, dinlenme lüksüm yok henüz, emekli olunca dinleniriz artık...

Küçükken sanki dertlerimde küçüktü, büyüdüm de ne oldu demek geliyor içimden, her halde yanlış yerde aradım mutluluğu, yanlış yerde aramadıysam neden bir türlü mutlu olamadım? Yok yok, hayat mutluluğun yeri değildir.

Şöyle bir hesap yaptım kendi kendime, 60 yaşındayım şu an, günde 8 saatimi uyuyarak ömrümün 20 yılı uykuda, ortalama 8 saat çalışarak 20 yılımı da işte geçirmişim, yeme, içme, gezme, yol, trafik, televizyon, internet, eğlence derken kalan 20 yılı da tüketmişim, bir an durup şunu sordum kendime “gerçekten ben yaşadım mı?” Ya da “Böyle bir hayat için mi var oldum” Ya da neden bu soruyu tüketilmiş bir ömrün sonunda sordum kendime? Hakikaten kısa bir masal gibiymiş insan hayatı, bir varmış, bir yokmuş! “Sonra (ey insanlar) siz bunun ardından muhakkak öleceksiniz.” (Mü’münun 15) ayetini ne çabuk unuttuk.

Ve son...

Neredeyim ben burası neresi? Neden bu kadar karanlık hiç ışık yok mu? Herkes nerede? Bu tahtalarda neyin nesi? Kim attı üzerime bu toprağı? Ne oldu bana? Çok karanlık, çok sessiz burası, ailem nerede, dostlarım, kimse yok mu? “Sonra yine muhakkak siz, kıyamet gününde (tekrar) diriltileceksiniz.” (Mü’minun-16) ayetini de mi unuttuk.

Evet, insanlar büyük çoğunluğu benzer şekilde tıpkı bir yaprak misali savrulur durur yaşam içinde, öyle sıkı bağlanır ki hayata, bir gün öleceğini unuttuğu gibi ölüm sonrasıyla ilgili de kayda değer bir hazırlık yapmaz kendine. Oysaki ömür anne karnı ile toprak altındaki iki karanlık arasında yakılan bir kibrit alevi gibidir, alev almasıyla sönmesi an meselesidir.

Belki bu dünyadaki yaşantımız için yeryüzündeki insan sayısı kadar farklı hikâye oluşturmak mümkün olabilir, ancak başrolde kim olursa olsun yaşama bir su damlacığı olarak başlaması da yaşamanın son bulmasıyla toprağın altına konması da değişmeyecektir, yani aynı başlangıç, aynı son, farklı hikâyeler, mutlu odur ki hayat hikâyesini iyi yazar.

Peki, şimdi size soruyorum, siz nasıl bir hikâyeniz olsun? Ve bu hikâyenizin sonu nasıl bitsin istiyorsunuz? Ölümle yüzleşmeden önce, yüzleşin kendinizle...

Yorumlar