GÖKHAN EREK / ÖZEL HABER

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, geçtiğimiz günlerde cumhurbaşkanlığı seçiminde kullanılan 50+1 sisteminin değiştirilmesinin isabetli olacağına dair açıklama yapıp, “Partileri yanlış yollara sevk ediyor. Kimin eli, kimin cebinde değil.” ifadelerini kullanmasının ardından, toplumun farklı kesimlerinden açıklamalar gelmeye devam ediyor. 

Cumhurbaşkanlığı seçiminde % 50+1 Kuralı’ndan, Basit Çoğunluk Yöntemi’ne geçmek neleri değiştirir?

% 50+1 sisteminin değişmesinin artı ve eksileri ne olur?

Partiler arası ittifaklar biter mi?

Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengiz Gül, Diriliş Postası’na değerlendirdi.

SALT ÇOĞUNLUKLA SEÇİLDİ

Prof. Dr. Cengiz Gül, 2007 Anayasa Değişikliği ile getirilen ‘Cumhurbaşkanının Halk Tarafından Seçilmesi Kuralı’nda esas alınan geçerli oyların salt çoğunluğu, % 50+1 ile seçilmesini gerektiren düzenlemenin, 2017’de hükümet sistemini, başkanlık hükümeti modeline dönüştüren Anayasa Değişikliği ile de aynen devam ettirildiğini hatırlatarak, “1982 Anayasası m. 101/5’te hükme bağlanan bu % 50+1 kuralı çerçevesinde, hâlihazırda Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan, 2014’te % 51.8, 2018’de % 52.6 ve en son 2023’te % 52.2 oranlarında aldığı seçmen desteğiyle, girdiği tüm cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, AY. m. 101/5’teki salt çoğunluk kuralını sağlayarak seçilmiştir.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan'ın ABD diplomasisi! Erdoğan'ın ABD diplomasisi!

İLK TURDA ADAYIN SEÇİLEMEMESİ

Mayıs 2023’teki Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turda sonuçlanmamasının etkisiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından, seçimlerdeki oy oranının salt çoğunluktan basit çoğunluğa çekilmesinin dile getirildiğini söyleyen Prof. Dr. Cengiz Gül, “Geçerli oyların % 50+1’inin yerine, seçmenden en çok oy alan adayın seçilmesine yönelik bir değişikliğin yapılması talebi gündeme gelmiştir.” dedi. 

Seçim

50+1 ŞARTININ KALDIRILMASININ ARTI VE EKSİLERİ

Prof. Dr. Gül, cumhurbaşkanlığı seçiminde salt çoğunluk şartının kaldırılmasının olumlu ve olumsuz yansımaları ile ilgili, “Sosyo-politik ve hukuki bazı sonuçları elbette olacaktır. Bu konuda önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, bu değişiklikle olmasını beklediği faydalara vurgu yapan şu sözlerini irdelemek gerekir, ‘Çoğunluğu alan adayın seçilmesi usulüne geçilmesi hâlinde Cumhurbaşkanlığı seçimi de seri olur, uğraştırmaz ve yanlış yollara da sevk etmez. Mevcutta 50+1 mecburiyeti partileri yanlış yollara sevk ediyor. Kimin eli, kimin cebinde belli değil.’ Dolayısıyla, en çok oyu alanın cumhurbaşkanı seçilmesi yöntemiyle, seçimlerin daha basit, hızlı ve zahmetsiz biçimde tamamlanacağına vurgu yapılmış olması yerinde ve doğru tespitlerdir.” şeklinde konuştu. 

GEREKSİZ POLİTİK GERGİNLİKLER BİTECEK

En çok oyu alan adayın seçildiği bir sisteme geçildiği takdirde, seçimin aynı gün tek seferde yapılıp biteceği, ikinci tur ihtimalinin ülke ekonomisine getireceği yükten kurtaracağı ve ülke siyasal gündeminin 15 gün daha seçim odaklı meşgul edilerek gereksiz politik gerginlikleri yaşamayacağını belirten Prof. Dr. Gül, sözlerini şu şekilde sürdürdü, “Cumhurbaşkanının seçilip kabinenin 15 gün daha erken kurulması ve göreve başlamasının, ülke iç ve dış politikasının sağlıklı ve istikrarlı bir seyir içinde sürdürülmesi açısından da avantajları olacağını göz ardı etmemek gerekir.”

PARTİLER YANLIŞ YOLLARA SAPIYOR

Prof. Dr. Gül, % 50+1 kuralının zorlamasıyla ortaya çıkan partiler arası ittifak uygulamasının, siyasal partileri yanlış yollara sevk edebilmesi riskinin siyasal bir realite olarak karşımızda durduğunu hatırlatarak, “Bu riskin temelinde ise, kurulan bu ittifakların çok parçalı yapıda olması, yani ideolojik ve dünya görüşleri bakımından birbirlerine tamamen zıt görünen partilerin, basit bir siyasal menfaat elde etmek uğruna tüm bu siyasal ilke değerlerinden vazgeçerek, seçmen tabanını da kandırmaya veya yanlış yönlendirmeye çalışma ihtimalleri bulunmaktadır. Tabii ki % 50+1 kuralını bırakıp basit çoğunluk kuralına geçilmesiyle, birden bire partiler arası ittifakların, daha doğrusu ittifak ihtiyaçlarının biteceği de söylenemez. Ancak bu yöntem değişikliği ile beraber Cumhurbaşkanlığı yarışında açık ara önde olduğunu düşünen bir partinin, tek başına kazanacağı inancıyla bir ittifaka mecbur kalmayacağı ve dolayısıyla ilgisiz partilere menfaat ulufesi dağıtmak zorunda olmayacağı ihtimali de yeni yöntemin potansiyel bir artısı olarak görmek mümkündür.” ifadelerini kullandı.

BAŞKANLIK SİSTEMİ’NİN MEŞRUİYETİ ZAYIFLAYABİLİR

50+1 şartının kaldırılmasının, en büyük olumsuz yansımasının, basit çoğunluk usulünde cumhurbaşkanının daha düşük bir oranla seçilmesi olacağını ve bu durumun  Cumhurbaşkanlığı (Başkanlık) sisteminin meşruiyetini zayıflatacağına ilişkin bazı olasılıkları öne çıkardığının altını çizen Prof. Dr. Gül, sözlerine şu satırları ekledi, “Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde üç dönemdir (2014, 2018 ve 2023) uygulanan bu salt çoğunluk (% 50+1) kuralı, Cumhurbaşkanlığı sistemi açısından, ‘Olmazsa olmaz’ derecesinde bir hukuki meşruiyet şartı olmayıp, olsa olsa bir siyasal meşruluk derecesi şeklinde kabul edilebilir. Yani, bir cumhurbaşkanı, ister salt çoğunluk, isterse basit çoğunluk kuralına göre seçilsin, hukuken ve anayasal olarak meşrudur. Ancak daha yüksek bir çoğunluk oranıyla seçilmesinin, siyasal açıdan meşruiyet katsayısını artıracağı da bir gerçektir. Bu yönteme bağlı seçim sonucundaki  oy oranının düşük veya yüksek olmasının, başkanlık sisteminin özüyle ve varlık şartlarıyla doğrudan bir bağlantısı bulunmamaktadır.”

İTTİFAKLAR BİTER Mİ?

Cumhurbaşkanlığı seçiminde kullanılan % 50+1 kuralının kaldırılması durumunda ittifakların bitip bitmeyeceği merak edilen ve üzerinde en çok konuşulan konular arasında yer alıyor. 

Prof. Dr. Gül, Cumhurbaşkanlığı Seçiminde % 50+1 kuralını bırakıp, basit çoğunluk kuralına geçmekle, ittifak ihtiyaçlarının biteceğinin söylenemeyeceğini  hatırlatarak, “En azından oy potansiyeli ve seçmen desteği bakımından birinci sırada olmadıkları kanaatinde olan siyasal partilerin, ilk sırada olduğunu düşündükleri partinin adayını geçerek, kendi adaylarını seçtirmek için bir araya gelmeye, yani bir ittifak kurmaya mecbur kalacaklarını söylemek gerekir. Aksi halde bu partilerin, ittifak çatısı altında birleşmeden dağınık biçimde her biri kendi adaylarını çıkararak girecekleri bir cumhurbaşkanlığı seçimini büyük bir ihtimalle kaybetmeyi göze almış oldukları söylenebilir.” ifadelerine yer verdi.

SİYASAL REALİTELER ORTADA

En çok oyu alan adayın cumhurbaşkanı seçildiği bir yöntemde, siyasal yarışta güreştiği algısını taşıyan her partinin, tek başına kazanacağı inancıyla bir ittifak kurma ihtiyacı duymayabileceğini dile getiren Prof. Dr. Gül, sözlerini şu şekilde sonlandırdı, “Ancak bunun için de ilgili parti adayının kazanacağı algısının, sosyo-politik düzlemde, yani toplam seçmen kitlesi planında az-çok bir reel karşılığının olması gerekmektedir. Özetle basit çoğunluk yönteminin, yani en çok oyu alanın seçildiği bir sistemin, % 50+1 (salt çoğunluk) sistemine göre, partiler arasındaki ittifak ihtiyacını nispeten azalttığı söylenebilse de, tümüyle ortadan kaldırmayacağı da bir siyasal realitedir. Hatta hiçbir partinin tek başına cumhurbaşkanlığı yarışını net biçimde kazanacağını düşünmediği bir siyasal konjonktürde ise bu kez birden fazla ittifakın kurulması gerekliliği de kendini gösterecektir.”

 

Editör: Gökhan Erek