Son günlerin en çarpıcı tartışması şüphesiz “Kâbe’de hacılar” ilahisinin viral olması.Okullarda çocuklar söylüyor.
Şirket etkinliklerinde çalıyor.
Belediye konserlerinde yankılanıyor.
Hatta uluslararası platformlarda dahi karşımıza çıkıyor.
Hatta dünyada en çok dinlenen parçalar arasına giriyor.
Bir ilahi…
Ama sıradan bir ilahi değil.
Abdurrahman Önül’ün eseri olsa da onu milyonlara dinleten isim Celal Karatüre oldu.
Peki bu başarının sırrı ne?
Ne teknik bir prodüksiyon harikası.
Ne dev bir medya kampanyası.
Ne de arkasında kültürel bir lobi var.
Sadece şu var:
Güler yüz.
Neşeli bir ses tonu.
Kibirden uzak bir tavır.
Sadelik ve sahicilik.
Celal kardeşimiz o ilahiyi okumuyor, kalbinden geçiriyor. Ve gönülden çıkan sözün gönüle ulaştığını bir kez daha görüyoruz. Mevlânâ’nın dediği gibi:
“Söz kalpten çıkarsa kalbe girer.”
Belki de meselenin özü bu.
Sonuç ortada:
Dünyanın dört bir yanında dinlenen, küçük çocukların diline dolanan bir ilahi.
Ama işte tam burada birileri rahatsız oluyor.
Kimi yarım bilgisiyle “tarikat şarkısı” diyor.
Kimi hemen “şeriat hortladı” naraları atıyor.
Özellikle ilkokul çocuklarının bu ilahiyi söylemesi birilerini fazlasıyla tedirgin ediyor.
Garip olan şu:
Aynı çevreler, küfürlü şarkılardan, belden aşağı sözlerden, kimlik aşındırıcı popüler kültür ürünlerinden zerre rahatsız olmuyor.
Demek ki mesele müzik değil.
Mesele içerik değil.
Mesele kimlik.
Hangi sözün bir çocuğun zihnine zarar verdiğini ayırt edemeyecek kadar bilgisiz olabilirler mi?
Belki.
Ama asıl mesele cehaletten çok başka bir yerde.
Kalplere ekilen islama karşı nefret tohumu gerçeği görmenin önüne perde oluyor.
Bu ilahinin dünya çapında izlenmesi başka bir duvara daha çarpıyor.
Yüz yıldır kültürel hegemonya kurduklarını iddia edenler, “biz kültürü belirleriz” diyenler, bu denli doğal ve sahici bir içerik çıkaramadılar. Dev bütçelerle, uluslararası ağlarla ürettikleri işler, bir ilahinin ulaştığı gönül coğrafyasına ulaşamadı.
İşte rahatsızlık burada büyüyor.
Çünkü bu, sadece bir şarkının başarısı değil.
Bu, Anadolu’nun kendi kültürel damarının hâlâ canlı olduğunun ispatı.
“Kültürel iktidar” tartışmaları yıllardır sürüyor.
Ama kültür, masa başında kurulmaz.
Kültür, dayatmayla inşa edilmez.
Kültür, gönülden gönüle akar.
Bu ilahi bize şunu gösterdi:
Toplumun ruh kökleri hâlâ diri.
Ve belki de asıl mesele şu:
Kültürel iktidar, bir başkasına benzeyerek değil; sahicilikle ve kendin olarak kurulur.
Ne diyelim…
Bir ilahiyle sarsılanlar, dönüp kendilerine sorsunlar:
Gerçekten rahatsız oldukları şey müzik mi, yoksa milletin kodları mı?