11 Haziran 2015 Hakan Albayrak yazıları

Abone Ol

‘Pişman oyları’nın ayak sesleri

AK Parti’ye kıl olan bir müteahhit anlatıyor: “Ailede görev dağılımı yaptık. Yarımız CHP’ye, yarımız MHP’ye oy verdi. AKP’yi zayıflaytmak istiyorduk, ama tek başına hükümet kuramayacak kadar zayıflayacağını beklemiyorduk. 200 konutluk bir işe girmiştim. Şimdilik işi durdurdum.”

Urfalı dostum Hüseyin’ın akrabaları anlatıyor:

“Yaw biz ne bilelim AK Parti’nin hükümetten düşeceğini? Şuna kızdık buna kızdık, HDP barajı geçsin dedik, oyumuzu HDP’ye verdik; ama vallahi de billahi de böyle olmasını istemedik.”

Elazığlı bir Hüseyin’imiz de var; o anlatıyor:

“Eşim ve kız kardeşim Saadet’e oy verdiler. Şimdi nasıl ağlıyorlar, nasıl ağlıyorlar AK Parti gitti diye…”

Zannedersem CHP, MHP, HDP genel merkezlerinde de konuşuluyor böyle şeyler.

AK Parti’ye tek başına iktidarı yakıştırıyor herkes.

Erken seçime gidilse AK Parti ‘pişman oyları’ ile yeniden Meclis çoğunluğunu elde edebilir. (Seçimden sonra yapılan bir kamuoyu yoklaması, AK Parti’yi yüzde 45’te gösteriyor.)

Daha düzgün aday listeleriyle ve ille de özeleştirisini alenen yaparak seçime girse daha fazlasını da elde edebilir.

Yerinde sayması da ihtimal dahilinde tabii.

Belki oyları daha da düşer; o da mümkün.

Bu son ihtimali de göze alarak erken seçime meyletmesi gerektiğini düşünüyorum AK Parti’nin.

Şansını bir kere daha denemeli, Türkiye’ye bir şans daha vermeli.

Baktı ki sandıktan gene koalisyon çıktı, işte o zaman bağrına taş basıp mümkün olan en makul zeminde MHP, CHP veya HDP ile koalisyon hükümeti kurmaya azmetmeli.

Bunları söylerken, AK Parti’nin şu mevcut ortamda da Türkiye’yi mümkün mertebe makul bir koalisyon hükümetine kavuşturmak için elinden geleni yapması gerektiği, aksi takdirde sorumsuzlukla suçlanabileceği görüşünü ileri sürenlerin argümanlarını yabana atyor gibi gözükmek istemem.

“Olağanüstü bir icbar veya cazibe” halinde koalisyonun düşünülmesi gerektiğini biz de kendimizce ifade etmiştik zaten (8 Haziran 2015 tarihli Diriliş Postası’nın başyazısında).

Herkesle görüşülsün, herkes şöyle bir yoklansın, hatta adamakıllı yoklansın ve gerekli şartlar oluşursa AK Parti Meclis’teki diğer üç partiden biriyle koalisyına gitsin veya o üç parti bu meseleyi kendi aralarında halletsin.

Bu iki ihtimalden birisi gerçekleşirse “Hayırlısı olsun” derim, işe olumlu taraflarından bakarım, ama gönlüm de aklım da erken seçimden yana.

İlk tahlilde değilse de son tahlilde kesinlikle erken seçim!

Kaos yok, panik yok; ülkemizin serinkanlılığı takdire şayan

Türkiye’nin siyaset iklimi radikal bir şekilde değişti.

Tek parti iktidarı sona erdi.

Ekstremist bir parti yüzde 10’u aşarak güçü bir şekilde Meclis’e girdi.

Koalisyondan başka çare yok ama ortada belli başlı bir koalisyon formülü görünmüyor ve dolayısıyla bu aşamada herhangi bir hükümet perspektifinden bahsetmek mümkün değil.

Bütün bunlara rağmen Türkiye’de kaos havası yok.

Millette, devlette, siyasette panik yok.

Borsa şöyle bir sallanır gibi oldu, döviz biraz dalgalandı ama Türkiye altüst olmadı.

“AK Parti memlekete öyle sıkı bir istikrar getirdi ki kendisi gitse bile o istikrar kalır” diyerek bundan kendimize pay çıkarabiliriz, ama şimdi konu o değil.

Konu; ülkemizin serinkanlılığı, ağırbaşlılığı, olgunluğu.

Bununla iftihar edebiliriz.

Bazı eleştirilere yüzde 500 karşı olduğumuzu da belirtmiş olalım

AK Parti seçmeni olan bir İslamcı soruyor: “AK Parti, Suriye Devrimi’ne desteğini yerin dibine batıran bazı İslamcıların o türden eleştirilerini de mi kaale almalı? Ümit Aktaş’ın bu yöndeki eleştirilerini de saygıdeğer buluyor musun?”

Kesinlikle bulmuyorum. Zerre kadar katılmıyorum bu eleştirilere. Yüzde 500 karşıyım. Mezhepçilere karşı alınan tavra mezhepçilik damgası vurmak tek kelimeyle hunharca. Hamaney rejiminin mezhep faşizmine tek laf etmeyip, mezhep ötesi İttihad-ı İslam davasına bağlılıklarını her vesile ile ortaya koyan Erdoğan ve Davutoğlu’na böyle bir suçlama yöneltenler yerden göğe kadar haksız. Suriye siyasetini meseleye Kürt zaviyesinden bakarak eleştiren Müfid Yüksel de olağanüstü haksız.

Geçen günkü “Ümit Aktaş’ın sandığa gitmeyişine dair” başlıklı yazıma bu şerhi düşmeden edemedim.

(Son cümlenin sonu Fethullah Gülen’in beddua videosu finali gibi oldu, değil mi? Pardon.)