Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişiminin ardından İstanbul'da açılan davalarda görev alan hukukçular, milyonlarca sayfalık delilin incelendiği, yüzlerce duruşmanın yapıldığı süreçte yaşadıklarını ve hafızalarında iz bırakan anları anlattı.
Yüzlerce klasör delil, binlerce sanık ve mağdurun yer aldığı dosyalar, farklı illerde yıllarca devam eden duruşmalar ve verilen kararlarla FETÖ'nün darbe girişiminin organizasyon yapısı, eylemleri ve sorumluları, yargı sürecinde tek tek ortaya konuldu.
İstanbul'daki davalardaki görev yapan hukukçular, hem hukukun üstünlüğünün sağlanması hem de darbe girişiminin tüm yönleriyle kayıt altına alınması açısından yürütülen yargılamalara tanıklık etti.
Soruşturma ve kovuşturma süreçlerini takip eden hukukçular, milyonlarca sayfalık delilin incelendiği, yüzlerce duruşmanın yapıldığı süreçte yaşadıklarını ve hafızalarında iz bırakan anları AA muhabirine anlattı.
Ülke genelindeki birçok davada Cumhurbaşkanlığı vekili olarak görev yapan İstanbul 2 Nolu Barosu Başkanı avukat Yasin Şamlı, darbecilerin yargılandığı davaların tamamında hüküm verildiğini, Yargıtayda bozulan bazı kişilerin dosyaları dışında yargılamaların tamamlandığını, firari sanıkların ise yakalandıklarında yargılanmak üzere dosyalarının ayrıldığını kaydetti.
Yargının Türkiye'de daha önce yaşanan darbelere destek verdiğini, 15 Temmuz'da ise yargının darbeye karşı duruşunun kırılma noktası oluşturduğunu belirten Şamlı, FETÖ'nün askeri darbeye kalkıştığı gece Türkiye'de başsavcılıkların derhal harekete geçerek darbeye katılanlar hakkında yakalama kararları çıkardığını hatırlatarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın darbenin karşısında durma iradesini ortaya koymasıyla yargı mensuplarının cesur hareket ettiğini dile getirdi.
FETÖ'nün inkar stratejisi işe yaramadı
Şamlı, insanların gözü önünde gerçekleşen ve birçoğu kayda alınan hainliğe rağmen darbecilerin, yargılandıkları mahkemelerde örgüt talimatıyla inkar stratejisi uyguladıklarını vurguladı.
Bir duruşmada mahkeme başkanının sanıklardan birine 10-12 isim okuduğunu ve bunları tanıyıp tanımadığını sorduğunu, sanığın ise "Hiçbirini tanımıyorum." diye cevap verdiğini anlatan Şamlı, mahkeme başkanının "Beşinci sırada okuduğum senin eşin." açıklaması üzerine sanığın "Pardon, onu tanıyorum." dediğini aktardı.
Şamlı, yine duruşmada bir sanığın, halkın üzerine ateş ettiği görüntülerin izletilmesine rağmen, "Hayır, o ben değilim." diye inkar ettiğini anlattı.
Bazı sanıkların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde bir sonuç alma düşüncesiyle hareket ettiklerini aktaran Şamlı, şunları kaydetti:
"Savunma hakkının bu kadar rahat kullanıldığı başka dava çok azdır veya yoktur. Mesela rütbeli bir sanık PowerPoint sunumuyla esas hakkında savunma yaptı. Bir sanık 2 saati aşkın savunma yaptı, 'Eğer sözüm kesilmeseydi, savunmamı tamamlayabilseydim.' diye bitirdi. Hemen söz istedim mahkeme başkanından, dedim ki 'Sanık eğer sabaha kadar savunma hakkını kullanacaksa, sabaha kadar onun savunmasını dinlemeye hazır olduğumu ifade ediyorum. Mahkemeden de istediği kadar süre vermesini, müdahil vekili olarak talep ediyorum.' Orada oynanan oyunu mahkeme başkanı fark etti. Sanığa, 'Buyurun süre sınırınız yok, istediğiniz kadar savunma yapabilirsiniz.' dedi. Sanık da 'Efendim zaten bitirmiştim.' dedi. Bunları yaşadık."
Şehit yakınları ve gaziler de hesap sordu
Şamlı, şehit yakınları ve gazilerin de sanıklardan hesap sorduğunu, bir şehit eşinin mahkemede, "Eşimin parçalarını asfalttan kurban eti toplar gibi topladım." diye ifade verdiğini anlattı.
Bir davada mahkemeden darbecilerin insanlara karşı kullandığı askeri envanterin kaydının çıkarılmasını talep ettiklerini belirten Şamlı, 22 ilde ve 46 ilçede 66 tank, 154 zırhlı araç, 17 nakliye uçağı, 34 savaş uçağı, 36 genel maksat helikopteri, 9 taarruz helikopteri, 28 gemi, 5 bin 480 hafif silahın millete karşı kullanıldığının tespit edildiğini aktardı.
Şamlı, darbecilerin kamu binalarını, köprüleri, meydanları milletin silahıyla işgal ettiklerini vurgulayarak, "Düşmanın üzerine gider gibi milletin üzerine gittiler. Milletin silahlarıyla bunu yaptılar. 252 şehit, 2 bin 733 de gazimiz oldu. Darbeler devrini kapatmış olduk. Bütün dünyaya şunu haykırmış olduk. Bu millet Ankara'dan yönetilecektir. Bu millet dışarıdan, okyanus ötesinden yönetilmeyecektir." ifadelerini kullandı.
Darbeci askerlerin tank topuyla halkın üzerlerine ateş ettiklerinin altını çizen Şamlı, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nde bir rütbeli askerin komutanına "Bayrağa ateş edeyim mi?" diyerek ülkenin bağımsızlık sembolüne ateş açtığını, örgütün milletin değerlerinden ne kadar kopuk olduğunu bu olayın bir kez daha göstergesi dile getirdi.
"Sanıklar öncelikle örgütü korumaya çalışıyorlardı"
15 Temmuz Darbe Davaları Platformu Başkanı avukat Mehmet Alagöz de Türkiye'de 58 ilde darbe yargılaması yapıldığını, olayların büyük bir kısmının ise İstanbul ve Ankara'da olduğunu, yargılama başlarken vatansever avukatlarla bir platform kurduklarını, şehit ve gazilerin avukatlığını yapmak için 15 Temmuz Darbe Davaları Platformu'nu oluşturduklarını anlattı.
Pek çok davaya katıldıklarını dile getiren Alagöz, şunları söyledi:
"Sanıklar gözümüzün içine bakıp yalan söylediler. Kameralar, dijital deliller olmasına rağmen suçüstü yakalanmalarına rağmen yalan söylüyorlardı. Duruşmalarda da sanki hiç bu olaylara karışmamışlar gibi savunmalar sergiliyorlardı. Bizim oradaki vazifemiz milletimizin davasını, şehitlerimizin hakkını, hukukunu savunmak olduğu için bu davalarda gerçekliğin ortaya çıkması için çaba sarfettik. Avukatını, kendi görüntüsünü, sesini inkar eden sanıklara karşı çaba sarfettik. Sanıklar öncelikle örgütü korumaya çalışıyorlardı. Bu sanıkların yakalandıkları aşamada hem savcılıkta hem emniyette hem de sorgu hakimliğinde ifadeleri vardı ve bu ifadelerin tamamında da yanlarında avukatları vardı. Bunlara rağmen kendi ifadelerini inkar etmeye başladılar. 'Bize işkence, baskı yapıldı, yanlış söyledik, hayır ben böyle söylemedim.' tarzındaki savunmalar. Ama onların savunmalarının bir kısmı Sesli ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) dediğimiz kamera kayıtlarıyla alınmıştı. Bunu bile inkar etmeye kalktılar."
Alagöz, sanıkların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi veya uluslararası kamuoyu nezdinde kendilerine ilişkin bir algı oluşturmaya çalıştığını ifade etti.
Sanıkaların inandırıcı bir savunma yapmadıklarını, inandırmak gibi bir gayelerinin olmadığını kaydeden Alagöz, "Gerçekleri gizleme hedefleri vardı. Kamera görüntülerinde şehidimizden sorumlu kişi 'Hayır ben öldürmedim. Ateş ettim ama öldürmedim, Allah öldürdü. Canı alan da veren de Allah'tır.' diyordu. Kendi yaptığı suçu bile Allah'a isnat etmeye çalışan yüzsüzler vardı karşımızda." diye konuştu.
Şehit yakınları davalarda vakarlı duruş sergiledi
Davalarda şehit yakınları ve gazilerinde de durumlarına şahitlik yaptıklarını, şehit yakınlarının şehitlere yaraşır şekilde onurlu ve vakarlı bir şekilde durduğunu dile getiren Alagöz, Kurmay Albay Sait Ertürk'ün şehit edilmesi olayında sanıkların bir kısmı onların evine misafir olan kişiler, aynı sofrada yedikleri, içtikleri şehidin silah arkadaşları bir müddet sonra ise şehidin katilleri ve vatan hainleri olduklarını söyledi.
Şehit Ertürk'ün kızı Zeynep Ceren Ertürk'ün duruşmada sanıklara "Babamı niye öldürdünüz?" diye sorduğunu aktaran Alagöz, Şehit Mehmet Güder'in eşinin ise "Benim kocamı niye öldürdünüz?" diye sormak için aylarca duruşmada beklediğini kaydetti.
Alagöz, şehit Güder'in eşinin kendisine ismiyle hitap etmek istemediğini söyleyerek, "Bana ismimle hitap etmek istemiyordu, 'Alagöz, diyordu. Eşi Mehmet, öldüren katil Mehmet, avukatı Mehmet. Bu onun içini acıtıyordu ve 'Avukatım sana Alagöz diyeyim.' diyordu. Hakikaten zor bir durumdu." ifadelerini kullandı.
O gece dışarıda olmasına rağmen şehitlik ve gaziliğin kendisine nasip olmadığını dile getiren Alagöz, şehit yakınlarının ve gazilerin avukatı olarak haklı, onurlu ve şerefli tarafta olmanın gurunu yaşadıklarını, milletin davasına sahip çıkmaya çalıştıklarını ifade etti.
"Akıl almaz savunmalara şahitlik ettik"
Davalarda gazilerin avukatlığını yapan Nihal Yıldız, 15 Temmuz gecesi yargı mensuplarının, olaylara karışanlara yönelik hızlı bir şekilde gözaltı kararları vermelerinin önemli olduğunu belirterek, soruşturma dosyalarının da delilleriyle beraber hızlı bir şekilde yürütüldüğünü ve binlerce sayfa süren iddianamelerin yazıldığını kaydetti.
Genelkurmay "çatı" ve Akıncı Üssü davalarını da takip ettiğini anlatan Yıldız, "Bu davalarda gördüğümüz şuydu. Genel olarak üst düzey rütbeli askerlerin, kolektif inkar sürecine gittiklerini gördük. Bu darbenin, kendilerine kurulmuş bir kumpas, tiyatro olduğundan bahsettiler fakat kamera kayıtları onları işaret ettiğinde 'Bu ben değilim, bana benzeyen birini getirmişler.' şeklinde akıl almaz savunmalara da şahitlik ettik. Yine Akıncı Üssü davasında o gece orada bulunup da yargı henüz işin ne olduğunu anlamadan olayı takip ederken darbeyi yürüten, yönetmeye çalışan ekipten, 'Orada belgesel çekmek için bulundum.' diyenler oldu. Yine bir kısmı 'Oraya arsayı incelemeye gitmiştim.' dediler." diye konuştu.
Yıldız, mahkemelerde sanıkların tutumlarına ilişkin gözlemlerini şöyle anlattı:
"Askeri öğrenciler, er ve erbaşlar yönünden değerlendirecek olursak orada etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen bir güruh olduğunu söyleyebiliriz. Ciddi anlamda önemli beyanlarla birlikte örgütün üst düzey yöneticilerinin, yine o gece kendilerine emir verenlerin kimler olduğu hakkında duruşma salonlarında çok net beyanlar verenler oldu. Onun haricinde diğer sanıklar tarafından herhangi bir üzgünlük belirtisi, bir özür yahut pişmanlık ifadesi kesinlikle ne yazık ki yoktu."