15 TEMMUZ VE FETÖ’NÜN ŞİFRELERİ

Abone Ol

Şu 15 Temmuz 2016 tarihli alçak kalkışmaya bir bakalım.

Üzerinden on yıl geçti ve artık aslında su duruldu. Artık daha objektif yorum yapabilme şansımız var. Bu çirkin kalkışmanın aktörleri belli. FETÖ, yani “Fettullahçı Terör Örgütü”. Bu örgüt Amerikan gizli devletinin kontrolünde bir dini kuruluş. Dini derken, dini nereden anladığı belli olmayan, masonik bir örgüt yapılanması olan, zıvanasından çıkmış cemaat.

Güçlü bir ekonomik yapılanması oluşmuş. Himmetler, şirketler, dünyanın birçok ülkesinde kara para aklama faaliyetleri, okullar yolu ile gittikleri ülkelerin bürokrasisine sızma, sınav sorularının satılması, gazeteler ve medya yolu ile tehdit neticesinde ciddi bir maddi gelir. Çok güçlü bir ekonomik teşkilat.

Bu çıkar esaslı suç örgütünün Türkiye’de nasıl büyüdüğü ve devletin tüm kılcallarına nasıl nüfus ettiği konusunu başka bir yazımda uzunca yazacağım. Bugün bu örgütün devlet hiyerarşisini ve orduyu nasıl hançerleyecek güce ulaştığını konuşacağız.

Örgüt çok iyi yetiştirilmiş bir çekirdek kadro ile işe başladı. Bu kadroyu kimin yetiştirdiğini burada anlatmaya gerek yok herkes biliyor zaten. “Komünizm ile mücadele dernekleri” yolu ile oluşturulan bu çekirdek kadro, her şeyi bir kenara bırakıp ilk olarak ilk ve orta eğitimde örgütlendi. Özel ortaokullar ve liseler yolu ile hem gelir elde etti hem de burada cemaate eleman devşirdi. Bu okulların sınavlarda başarılı öğrencileri çıkarması sayesinde hızla dershaneler ve özel okullar Türkiye geneline yayıldı. Sonradan öğrendik ki bu sınavın başarılı öğrencilerine bu alçak örgüt soruları vermiş.

Bu çalınan sorular ile hızla akademik kariyere yükselen öğrenciler, üniversitelere, orduya ve bürokrasi içerisine yerleşmeye başladılar. Bu örgüt elemanlarının hayal bile edemeyecekleri yükseliş örgüte bağımlılıklarını iki tarafın çıkarı çerçevesinde perçinleştirdi. Ordu içerisinde gizli örgütlenmeleri nedeniyle tespit edilmeleri ilk başta çok zor olmuştu. Sonrasında da zaten ordunun askeri yargı da dâhil tüm alanlarında özellikle personel başkanlıkları düzeyinde kontrol bu hain örgüt elemanlarına geçtiği için istihbarat sağırlığı ve deserebrasyon oluştu.

Özel okullar, dershaneler, başka ülkelerde Türkiye’yi temsil(!) eden yurtlar okullar, Türkçe olimpiyatı gibi bol soslu, güzel ambalajlı bu alçak örgüt aslında derinden devletin tüm kademelerine sızıyordu. Yargıyı ele geçirerek orduda istemedikleri ve rahatsız oldukları generalleri ve askerleri tavsiye ederek hem yerine kendi elemanlarını yerleştirdiler hem de ordunun zayıflaması ve savaş kabiliyetinin azalması için uğraştılar. Yargıdaki aparatları ile devletin mahrem sırlarını üçüncü ülkelere vererek ajanlık yaptılar. Siyasi yapılanmalar, polis teşkilatındaki gerillaları ile Rus konsolosu öldürerek, Türkiye’nin uluslararası alanda yalnız kalması için ne gerekiyorsa yaptılar. Güney doğuda bilinçli olarak kolluğu zayıf bırakarak vatan evlatlarımızın şehit olmasına sebep oldular.

Artık devlet içerisinde yeterince güçlü olduklarını hissettikleri anda tasmalarını tutan ülkede dâhil her ülke ve özellikle Türkiye Cumhuriyeti'ni tehdit etmeye başladılar. Amerika’daki alçak cemaat reisleri artık operasyon kararları vermeye, cezalandırma listelerini fütursuzca aleni paylaşmaya başladı. Muhsin Yazıcıoğlu’nun katledilmesini bizzat emrettiği ortaya çıktı. (Yazıcıoğlu suikast’ını olayın gerçekleştiği süreçte, Ülke TV, Ersoy Dede ile Bıçak sırtı programında açık ve net bu bir suikasttır deyip detayları konuşmuştuk.) Önce Yargı içerisindeki FETÖ’cü savcılar ve hâkimler usulsüz dinlemeler, sahte delil yaratarak hem devlet sırlarını batıya sattılar hem de insanları cezalandırdılar. Hapiste insanlar hayatını kaybetti. Orduda artık korgeneralliğe, yargıda Danıştay Anayasa Mahkemesi gibi yüksek yargıya yükseldiler. Emniyette ve istihbaratta kritik alanları ele geçirerek devletin gizli verilerine ulaşarak kendileri hakkında yapılacak eylem planlarını önceden öğrendiler.

Peki, bu kadar güçlü bir yapı neden bu ihtilal eylemini yüzüne gözüne bulaştırdı?

Çünkü bu örgüt elemanları çalıntı sorular, korunup kollanma ile yükseldikleri ve bunu hak etmedikleri için savaşmayı da cesareti de bilmiyorlardı. Ukalalıkları nedeniyle arkalarındaki Amerikan gücünü bile yormuşlardı. Kalitesizlikleri yetersizlik ve ukalalıkları nedeniyle başaramadılar. Çünkü binlerce yıldır devlet olma millet olma geni olan onlarca büyük dert yaşamış Türk’ü ve Türk Devletini kendileri gibi sıradan saydılar. Üçyüzün üzerinde vatan evladı şehit oldu, binlerce gazi yaşıyor aramızda, bu millet bu kalkışmaya izin vermedi. Herkesi ve haince içine girdikleri devlet mekanizmasını basit bir oluşum zannettiler. Oysa devlet ve millet sonradan kurulmaz geçmişi ve yaşanmışlıkları tecrübeleri vardır. Büyük devletler sakin ve huzurludur lakin tokat atacağı zaman bu cevap yaman olur, yok edici olur.

Sonuç olarak, Türk Devleti bundan önce kurulanlar gibi hançerlenmeye şerbetlidir. Tecrübesi dünyadaki tüm derin devlet akıllarından daha güçlü, idarecileri kritik anlarda reaksiyon gösterme konusunda genetik olarak çok başarılıdır. Keşke Amerika’da gömülen hainde bunu bilebilseydi. Tek beklentimiz bu sapık fikirleri taşıyanların bundan ders alması ve bu hayallerinden vazgeçmesidir.