1545’E İNANAN, AYET VE HADİSE NEDEN İNANMIYOR?

Abone Ol

Geçen haftaki yazıda,

Lâhika mektuplarına yapılan ilave ve çıkarmalardan bahsetmiştik.

Kıyamet koptu sandılar.

Halbuki söylenen söz bana ait değildi.

Said Özdemir açık açık söylüyor:

“Maalesef bazı mektuplar çıkarıldı, bazıları ilave edildi.”

Dikkat edin:

“Maalesef.”

Bu kelime sıradan değil.

Bu, bir sızlanma değil.

Bir ikrar.

Demek ki ortada tartışmalı metinler var.

Demek ki mesele,

“dokunulmaz bir metin” meselesi değil.

Buna rağmen bazıları,

1545 rakamına dört elle sarılıyor.

Peki neden?

AYETE İNANMIYOR, RAKAMA İNANIYOR

Kur’an açık:

“Kıyametin ilmi Allah katındadır.”

Hadis açık.

Cibril soruyor.

Peygamber cevap veriyor:

“Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir.”

Yani:

Peygamber bilmiyor.

Sahabe bilmiyor.

Kimse bilmiyor.

Ama bizim bazı “1545 kahramanları” biliyor.

Ne garip.

Kur’an’a rağmen.

Hadise rağmen.

Peki insan sormadan edemiyor:

Ayet ve hadise inanmayan,

Levh-i Mahfuz açılsa inanır mı?

Mesele bilgi değil çünkü.

Mesele bağlanmak.

ÜSTAD NE DİYOR?

Said Nursî’nin çizgisi çok net.

Muhakemat’ta diyor ki:

“En ekall bin sene galebeyi isteriz.”

Şimdi soruyorum:

1545’te kıyamet bekleyen anlayış mı,

yoksa “bin sene galebe” diyen anlayış mı Üstad’ın ruhuna daha yakın?

Üstad burada kafasından konuşmuyor.

Bir hadise dayanıyor.

Ne diyor hadis?

“Dünyanın ömründen bir gün kalsa, Allah o günü uzatır ve dini hakim kılar.”

Bir gün.

Ama hangi gün?

Kur’an’ın ifadesiyle:

“Rabbinin katında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.”

İşte Üstad’ın “bin sene” yaklaşımı buradan geliyor.

Yani mesele:

Kıyamet tarihi vermek değil.

İslam’ın galebesine dair ümit vermek.

OTUZ YIL MESELESİ

Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam devleti kurdu.

Sonra Hulefa-i Raşidin dönemi geldi.

Ebubekir.

Ömer.

Osman.

Ali.

Ve altı aylık Hasan hilafeti.

Toplam yaklaşık otuz yıl.

Sonra ne oldu?

Hilafet,

saltanata inkılap etti.

Bunu zaten hadis de haber veriyor.

Demek ki:

Peygamberin kurduğu nizâm bile,

tam manasıyla uzun süre devam etmemiş.

O halde Üstad’ın:

“En ekall bin sene galebeyi isteriz” demesi…

Bir tarih hesabı değil.

Bir hasret.

Bir dua.

Bir ufuk.

MESELEYİ NEREYE ÇEKİYORLAR?

Üstad’ın mesleği belli:

Tevhid.

Nübüvvet.

Haşir.

Adalet.

Yani:

Allah’ı anlatmak.

Peygamberi anlatmak.

Ahireti anlatmak.

Hakikati anlatmak.

Kıyamet tarihi tayin etmek mi?

Hayır.

Bu başka bir alan.

Üstad’ın mesleğini bırakıp,

ebced rakamlarından “kıyamet takvimi” üretmek…

Risale’nin ruhunu anlamamaktır.

Çünkü Risale’nin merkezi rakam değil,

imandır.

Birileri 1545’i konuşuyor.

Ben ise şunu soruyorum:

Kur’an ortadayken,

hadis ortadayken,

Üstad’ın çizgisi ortadayken…

Bu kadar kesin konuşanlar,

bu cesareti nereden alıyor?

Selam ve dua ile…

Fi emanillah.