1940’tan 2023’e değişmeyen paradigma

Abone Ol

Zor zamanlarda konuşmanın ne kadar zor olduğunun farkındayım. Türkiye’nin fikirde, imarda, inşada, eğitimde, kültürde, söylemde… yeni bir paradigmaya ihtiyacı var.

Deprem, konut, imar ve afat! Bu sıralamaya konu olan şey ev inşa etmektir ve mimar marifetiyle mekânı dönüştürmektir. Bu çerçevede mahremiyet, güvenlik, özel alan inşa etmektir. Bu da bir paradigma, uyulması gereken bir ölçü ve zihni bir devrim gerektirir. Meseleyi çimento, demir, inşaat ve zenginleşmeye indirgediğimizde fıtratımıza ihanet ederiz. Bir ayet olarak idraklerimize sunulan doğa kanunlarını çiğnediğimizde doğa, bizden intikam alır. Sürekli ayrıntıları birer ibret vesikası olarak önümüze serilen tabiat/jeoloji bilgisi ve diğer olup bitenler nasıl bir yanılgının ve yenilginin mahkûmu olduğumuz bilgisinden de bizi mahrum etmiyor. Merhum mimar Turgut Cansever’in söyledikleri de bizi aynı yere bakmaya zorlar niteliktedir. “Çağın bu yanılgısı mimarîye yansımış; teknolojiye, ekonomik çıkarlara öncelik veren, insanı küçülten, ezen, dramatik çelişkiler içinde insanın bilincini, seçme ve karar verme hak ve yeteneklerini kısıtlayan biçimler, dev ölçüler ve gayri insanî bir dünya doğmuştur. İster zengin ister fakir bütün ülkeler bu şartların içine yuvarlanmıştır. Varlığın bütünlüğü yerine, insanın neredeyse teknolojinin küçük ürünlerine tapması olağan hâle gelmiş; dünya fizikî, kültürel, ruhî alanlarda kirlenmeye terk edilmiştir. (…) Güzellik varlığın yasalarına uyum ile ve dolayısıyla 'yapılanın iyi yapılması' ile oluşur. Varlığı, tabiat yasalarını ve bütünün yüceliğini kavramak için bilgi ve seziş gereklidir.”  

İnsan ovaya inerek, kurutulmuş göl ve bataklıklara yerleşerek, denizleri doldurup yerleşime açarak, rızık ve beslenme alanlarını yağmalayarak fıtratına ihanet etti. İnandığı kitaba gerçekten iman edenler imanlarının gereği olarak ihmalkârlık ve sorumsuzluklarına Allah’ı şahit tutarak ve kadere sığınarak yaşamadılar. Onlar kitaplarının söyledikleri doğrultusunda şehirlerini ve konutlarını inşa ettiler. "İnsanları sarsmasın diye arz üzerine sapasağlam dağlar yerleştirdik" (Kuran:21/32); "Ve sizi sarsmasın diye arza yerinden oynatılmaz dağlar ve yolunuzu bulasınız diye nehirler yollar yerleştirdi" (Kuran:16/15); "Yeryüzünü (sizin için) bir dinlenme yeri yapmadık mı ve dağları da [onun] sütunları?" ((Kuran:78/6-7). Zor zamanlardan geçiyoruz. Zor zamanlarda konuşmanın ve zor zamanlarda iş yapabilmenin büyüklüğünü ve önemini bilen insanlardan bilgi saklamadan konuşmak gerek. Deprem bölgelerinde sadece enkaz ve çadır ziyaretleri planlayanlar, başta sayın cumhurbaşkanı olmak üzere tüm yönetici kadroya ve hakikate ihanet ettiklerinin farkına varsınlar diye konuşmak gerek. Bir iki örnekle hatırlatalım. Hatay’da dört blok olarak yapılan sitenin üç bloğu yıkılmasına rağmen bir bloğunun neden ayakta kaldığı anlatılmalıdır. Projenin bir mühendisin Yüksek Lisans tezi olduğu da net bir biçimde bilgi notu olarak ilgililere sunulmalıdır.

Maraş’ta tek bardağın kırılmadığı bina, siyasi ziyaretçilere bir ibret abidesi olarak gösterilmeli ve enkaz belgesellerine o bina da mutlaka dâhil edilmelidir. Yıkılmayan ve hasar görmeyen Malatya Hastanesi ve diğerlerinin mimari başarısı önemli projelerde örnek olarak kullanılmalı ve mühendislik öğrencilerine ders olarak gösterilmelidir. Bir başka örnek proje de şüphesiz Başakşehir Belediyesi öncülüğünde yapılan deprem simülatörlü toplu konut projesidir ve bu proje de yeni imar paradigması yapılırken göz ardı edilmemelidir. İnsanın görevi hep yanlışı görmek olmamalı; doğru yapılan işlerden de yararlanma imkânlarını araştırmalıdır.

Bölgedeki deprem fay hatları Hicaz Tren Hattı inşaatı sırasında tespit edilmiş ve “Maraş’tan Şeria Vadisine, Lût Denizi’ne ve Kızıldeniz’e” uzandığından bahsedilmişti. Gerekli tedbirleri almayan otorite sahiplerine ileride özellikle İstanbul’da böyle bir fotoğrafla karşılaşmak istemiyorlarsa acil olarak “akletmenin gerekliliğine” inansınlar. Deprem öldürmüyor; biz öldürüyor ve ölüyoruz.