2028’DE MUHALEFET İKİYE BÖLÜNÜRSE

Abone Ol

2028’e giderken muhalefetin önündeki en kritik soru artık şu: CHP tek adayla mı çıkacak, yoksa kendi iç kavgasının enkazı altında iki ayrı hatta mı bölünecek? Eğer Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin kurumsal adayı olur, Mansur Yavaş ise Özgür Özel çizgisinin ya da CHP’den kopacak yeni bir hareketin adayı olarak sahaya çıkarsa, tablo muhalefet açısından ağır bir parçalanma üretir. Çünkü 2023’te Erdoğan, Kılıçdaroğlu karşısında ikinci turda yüzde 51,91 ile kazanmıştı; muhalefet o gün bile birleşik görüntüye rağmen iktidarı aşamamıştı.

Bu kez denklem daha da zor olur. Kılıçdaroğlu, CHP’nin kurumsal hafızasını; Mansur Yavaş ise merkez seçmen, milliyetçi damar ve “partiler üstü aday” iddiasını temsil etmeye çalışır. Fakat iki adaylı muhalefet, matematikte toplam gibi görünse de siyasette çoğu zaman bölünme üretir. Seçmen iki aday arasında stratejik değil duygusal davranır; sandık gecesi ise dağılmış muhalefet, Erdoğan karşısında yeniden toparlanmakta zorlanır.

Mansur Yavaş’ın en büyük riski burada başlar. Yavaş, Özgür Özel’in Ankara’daki yürüyüşünde yanında yer alarak CHP içindeki kurumsal hat yerine ayrışmacı hattın fotoğrafına girdi; Reuters da 30 Mayıs 2026’daki protestoda Yavaş’ın Özel’e destek veren isimler arasında olduğunu aktardı. Bu kare, 2028’e giderken onu “CHP’nin ortak adayı” değil, “CHP’den kopuşun adayı” gibi gösterebilir.

Erdoğan açısından ise tablo çok daha sade olur: Karşısında tek blok değil, birbirine rakip iki muhalefet adayı vardır. Cumhur İttifakı seçmeni devlet, istikrar, güvenlik ve liderlik başlıklarında konsolide edilirken; muhalefet kendi içinde “asıl aday kim?” tartışmasına saplanır. Erdoğan’ın adaylığı konusunda anayasal tartışmalar bulunsa da MHP lideri Devlet Bahçeli’nin 2028 için anayasa değişikliği/erken seçim formüllerini gündeme getirdiği biliniyor.

Bu senaryoda Kılıçdaroğlu’nun avantajı CHP’nin resmi tabelasıdır; dezavantajı 2023 mağlubiyetinin hafızasıdır. Mansur Yavaş’ın avantajı merkez seçmene dönük imajıdır; dezavantajı ise artık tarafsız ve dengeli değil, Özgür Özel hattının yanında konumlanmış görünmesidir. Erdoğan’ın avantajı ise rakiplerinin kendi kavgasını bitirememesidir.

Siyasette bazen seçim sandıkta değil, adaylar belirlenirken kaybedilir. Eğer 2028’te muhalefet Kılıçdaroğlu ve Mansur Yavaş diye ikiye ayrılırsa, Erdoğan seçime yalnızca Cumhur İttifakı’nın adayı olarak değil; dağılmış muhalefetin karşısındaki en güçlü merkez olarak girer. Böyle bir tabloda Mansur Yavaş, kazanacak aday olmaktan çok, muhalefetin oylarını bölen ve kendi siyasi ömrünü riske atan isim haline gelir.

Sonuç şudur: 2028’te Kılıçdaroğlu CHP’nin, Mansur Yavaş kopuş hareketinin, Erdoğan ise Cumhur İttifakı’nın adayı olursa; sandığın ilk büyük kaybedeni Mansur Yavaş olur. Çünkü CHP’den ayrılanların tarihi bellidir: Büyük iddiayla çıkarlar, kısa süre sonra siyasi yalnızlığa düşerler. Yavaş da aynı çizgiye savrulursa, “Türkiye’nin ortak adayı” olma ihtimalini kendi eliyle bitirmiş olur.

Erdoğan için ise en avantajlı tablo tam da budur: Karşısında birleşmiş bir muhalefet değil, birbirini yiyen iki aday. 2028’in şifresi bu olabilir: Muhalefet bölünürse, iktidar yürür.

/////////

MANSUR YAVAŞ’IN YANLIŞ TARİH SEÇİMİ

KAYBEDENLERİN SAFINDA SİYASET YAPILMAZ

Mansur Yavaş, CHP içindeki son büyük kırılmada tercihini yaptı. Kurumsal CHP’nin, hukuki zeminin ve parti hafızasının yanında değil; Özgür Özel etrafında şekillenen, fiilen yeni bir siyasi hareket arayışına dönüşen hattın yanında durdu. Bu tercih, sıradan bir bayramlaşma fotoğrafı değil; Yavaş’ın siyasi geleceğini belirleyecek ağır bir işarettir. Nitekim Reuters da 30 Mayıs 2026’daki Ankara yürüyüşünde Yavaş’ın Özel’in yanında yer aldığını ve kurultay çağrısı yaptığını aktardı.

CHP tarihi, partiden koparak “yeni hareket” başlatanların hikâyeleriyle doludur. Bu hikâyelerin çoğu büyük iddialarla başlamış, kısa sürede siyasi yalnızlıkla bitmiştir. Muharrem İnce’nin Memleket çıkışı, Mustafa Sarıgül’ün Türkiye Değişim Hareketi, DSP’ye savrulan kadrolar, YTP denemeleri… Hepsi aynı dersin farklı versiyonudur: CHP tabanı kızar, bağırır, küser; ama sonunda kurumsal hafızadan kopanları uzun süre taşımaz.

Mansur Yavaş’ın hatası da tam burada başlıyor. Kendisini yıllardır “partiler üstü”, “makul”, “devlet adamı soğukkanlılığına sahip” bir figür olarak pazarlayan Yavaş, şimdi CHP içindeki en sert fraksiyon kavgasında taraf oldu. Üstelik taraf olduğu yer, partinin kurumsal gövdesi değil; mahkeme kararını tanımayan, sokak baskısıyla siyaset üretmeye çalışan, CHP’den ayrılıp yeni bir güzergâh açma ihtimali konuşulan çizgi oldu.

Bu, Yavaş için sadece taktik bir hata değildir; stratejik bir kırılmadır. Çünkü Mansur Yavaş’ın siyasi sermayesi ideolojik kavga değil, merkez seçmene verdiği “denge” görüntüsüydü. O görüntü çatladığında geriye ne kalır? Ne CHP’nin organik evladı gibi sahiplenilecek bir geçmiş, ne milliyetçi-muhafazakâr seçmende eskisi kadar karşılık bulacak bir güven, ne de Özgür Özel çizgisinin onu sonuna kadar taşıyacağına dair garanti…

CHP’den kopan hareketlerin kaderi bellidir: İlk gün alkış, ikinci gün manşet, üçüncü gün yalnızlık. Türk siyaseti bunu defalarca gördü. Büyük çıkış diye sunulan nice hamle, birkaç seçim sonra tabela partisine dönüştü. Çünkü Türkiye’de parti kurmak kolaydır; sosyoloji kurmak zordur. CHP’den ayrılıp ayrı bir merkez inşa edeceğini sananlar, çoğu zaman CHP’nin öfkesini yanına aldığını zannederken, sadece geçici kırgınlığını yanında buldu.

Mansur Yavaş bugün tam da bu geçici kırgınlığın yanında pozisyon aldı. Oysa siyaset, kalabalığın en yüksek bağırdığı yere değil, tarihin en sağlam durduğu yere yaslanma sanatıdır. Kalabalık dağılır, slogan susar, kürsü iner. Ama yanlış safta çekilen fotoğraf, siyasi hafızada kalır.

Bu yüzden Yavaş’ın bugünkü tercihi, yarın önüne konulacak en ağır dosya olabilir. Eğer CHP’de kurumsal hat yeniden güçlenirse, Yavaş “partiyi bölenlerin yanında duran isim” olarak anılacak. Eğer Özel çizgisi CHP dışı yeni bir arayışa savrulursa, Yavaş bu kez “kaybedenlerin cumhurbaşkanı adayı” gibi bir pozisyona hapsedilecek. Her iki ihtimalde de kazanan bir Mansur Yavaş tablosu çıkmıyor.

Siyasetin acımasız bir kuralı vardır: Yanlış zamanda yanlış insanlarla yürüyenler, doğru niyet taşısalar bile tarihin yanlış sayfasına yazılır. Mansur Yavaş’ın bugün düştüğü yer de burasıdır. Kendisini büyüten şey sakinlikti; şimdi onu küçültecek olan şey, başkasının kavgasına siyasi ömrünü ipotek etmesidir.

Sonuç açık: Mansur Yavaş, Özgür Özel’in yanında görünerek yalnızca bir kişiye destek vermedi; CHP’de kaybedenlerin tarihsel hattına yaklaştı. Daha önce CHP’den kopanların yaşadığı siyasi akıbet ortada. Büyük umutlarla başlayan ayrılıkların çoğu, büyük sessizliklerle bitti. Yavaş da aynı yola girerse, muhtemelen siyasi hayatının en büyük hatasını yapmış olacak.

Çünkü siyasette bazen bir fotoğraf, bir ömrü bitirir.