28 Mayıs seçimi sonrası Türk dış politikasının önündeki fırsatlar

Abone Ol

Türkiye bir seçimi daha sorunsuz şekilde tamamlayarak, başta Batılı ülkeler olmak üzere bütün dünyaya demokrasi dersi verdi. Yüksek katılım oranı ve neredeyse sıfır asayiş vakasıyla seçim süreci tamamlandı.

Böylelikle seçim öncesi demokratik süreçlerle ilgili ortaya atılan pek çok gerçek dışı iddiayı da boşa çıkarmış oldu. İktidarı ve muhalefetiyle tüm politik aktörler halkın iradesine ve teveccühüne saygı gösterip seçim sonuçlarını kabullendi.

Seçim sonuçlarına göre; Cumhurbaşkanı Erdoğan beş yıl daha görevine devam etmek için halkın desteğini alırken, Cumhur İttifakı da parlamentoda çoğunluğu elinde tutarak yürütmenin sorunsuz bir şekilde görevini icra edebilmesini mümkün kıldı.

                                                           *

Seçim öncesinde bu köşede Türk dış politikasının görünümüne yönelik bir fotoğraf çekmiş ve seçim sonucuna göre bazı konularda yeni gelişmeler olabileceğini ifade etmiştik. Şimdi ise seçimler sonrasında Türk dış politikasının önünde bulunan bazı fırsatlara dikkat çekerek, yeni dönemde yaşanabilecek muhtemel gelişmelerden bahsetmek istiyorum.

Normalleşme adımlarının tamamlanması

Türkiye’nin sorun yaşadığı bazı komşu ve çevre ülkelerle yakın dönemde başlatılmış ancak henüz nihayete ermemiş olan normalleşme sürecinin yeni dönemde tamamlanması mümkün olacaktır. Bu kapsamda, Mısır ile en kısa sürede büyükelçilerin atanması ve Mısır’dan doğrudan doğal gaz teminini mümkün kılacak anlaşmaların yapılması beklenmektedir.

Benzer bir şekilde, İsrail ile geçtiğimiz ağustos ayında tamamen normalleşildiği açıklanmış olmasına rağmen, özellikle enerji işbirliği konusunda beklenen somut ilerlemenin sağlanamadığı da bilinmektedir. Seçimlerin sona ermesi nedeniyle bir beş yıl daha beklemek istemeyecek olan İsrail’in, en azından kendi çıkarları gereğince Doğu Akdeniz’den çıkarılan gazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya pazarlanması için ihtiyaç duyulan boru hattı konusunda Türkiye ile masaya oturması şaşırtıcı olmayacaktır.

Bu dönemde, Suriye ve Ermenistan ile başlayan normalleşme süreçlerinde de bazı somut adımlar atılması beklenmektedir. Suriye ile normalleşme kapsamında kurulan dörtlü mekanizmanın daha aktif olması ve yakın zamanda bir liderler zirvesi yapılması da beklentiler arasındadır. Ermenistan’ın da Azerbaycan’ın mevcut sınırlarını kabul edeceğini açıklamasıyla, Türkiye’nin Ermenistan’a yönelik uygulamış olduğu ambargolarda esneme yapması ve peyderpey bu blokajları kaldırması mümkün olacaktır. 

Yunanistan’ın da Türkiye’ye yönelik bazı somut adımlar atmak için Türkiye’deki seçim sonuçlarını beklediği bilinmektedir. Buna mukabil Türkiye’nin de Yunanistan ile ilgili konularda atılacak adımlar için, 25 Haziran’da icra edilecek ikinci tur seçimlerin sonucunu beklemesi gayet makul görülmektedir. Bununla birlikte bölgede gerilimi azaltma çabaları kapsamında daha şimdiden yaz dönemindeki tatbikatların iptal edilmesi olumlu bir gelişmedir. Türkiye’den sonra Yunanistan’da da hükümetin güven tazelemesi sonrası, 6 Şubat Kahramanmaraş depremleriyle başlayan yumuşama sürecinin devam edeceği, hatta tarafların ikili meselelerini üçüncü tarafları karıştırmadan karşılıklı olarak müzakere etmeleri halinde, yakın zamanda somut ilerlemeler kaydedilebileceği görülecektir.

AB, NATO, TDT, İİT ve BM ile ilişkiler

Türkiye’nin AB üyeliği iddiasının devam ettiği Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim sonrası yaptığı balkon konuşmasında tekrarlanmış olup, yeni dönemde tam üyeliğin gerçekleşeceğini söylemek gerçekçi olmasa da, en azından Gümrük Birliği’nin tadil edilmesi ve vize serbestisi gibi konularda ilerleme sağlanması mümkün olabilecektir. Özellikle Yunanistan ile ilişkilerde yaşanabilecek olumlu gelişmelerin AB ile ilişkilerin düzelmesine de katkı sağlaması söz konusu olacaktır. Ayrıca Türkiye’de kurulması planlanan enerji merkezinin de, ABD’nin her türlü çeldirici müdahalelerine rağmen AB-Türkiye ilişkilerinde kolaylaştırıcılık sağlayacağı değerlendirilmektedir.  

Türkiye, NATO’nun açık kapı politikasını desteklemekle birlikte, üyelik için başvuran ülkelerin kendisine tehdit oluşturan terör örgütlerini desteklemesine de haklı olarak itiraz etmektedir. Bu kapsamda İsveç ve Finlandiya ile Haziran 2022’de imzalanan üçlü mutabakatın uygulanmasını talep etmektedir. Finlandiya’nın taahhütleri yerine getirmesi sayesinde üyelik için onay verilmiş ancak İsveç’in takındığı muğlak tutum nedeniyle gerekli onay verilmemiştir. İsveç’in, 1 Haziran’da yürürlüğe giren yeni terörle mücadele kanunu kapsamında Türkiye’ye verdiği taahhütleri yerine getirdiğinin görülmesi halinde bu konuda da gerekli işlem yapılacaktır.

Ayrıca NATO’nun Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle aldığı pozisyona rağmen Türkiye’nin şimdiye kadar izlediği müstakil politika büyük önem arz etmekte olup, yeni dönemde de bunun devamı beklenmektedir. Diğer birlik üyesi ülkelerin yangına körükle gittikleri bir ortamda Türkiye’nin arabuluculuğu büyük önem taşımakta olup, önümüzdeki dönemde taraflar arasında sağlanacak muhtemel bir barışın yegâne mimarının Türkiye olması ise şaşırtıcı olmayacaktır.

Türk Devletleri Teşkilatı Türkiye için diğer tüm iş birlikleri ve üyeliklerinden farklı olarak bir vizyon projesidir. Kurulması için gösterdiği çabanın yanı sıra teşkilatın uluslararası bir statü kazanması konusunda harcadığı emekler de ortadır. Bu nedenle teşkilatın daha da kurumsallaşması için çalışmalara devam edilecek, kabul edilen 2040 vizyon belgesindeki amaçlara ulaşılması için gayret edilecektir.

İslam İşbirliği Teşkilatı, BM’den sonra en fazla üyesi olan uluslararası kuruluş olması hasebiyle Türkiye için vazgeçilemeyecek örgütlerden birisidir. Diğer bölgesel örgütlerin aksine üye ülkelerin geniş bir coğrafyaya yayılmış olan Müslüman ülkelerden müteşekkil olması, İİT’yi Türkiye için çok kullanışlı hale getirmektedir. Üye ülkeler arasındaki ekonomik ve siyasi iş birliklerinin yeni dönemde de artarak devam etmesi beklenmekte olup, bu sayede Türkiye’nin uzak pazarlara sirayet etmesi kolaylaşacaktır. Geçtiğimiz hafta Malezya’da yapılan savunma sanayi fuarına pek çok Türk firmasının katılması ve yüksek tutarlı siparişler alınması yeni dönemde yaşanabilecek olumlu gelişmelerin habercisi mahiyetindedir. 

Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’in reforme edilmesine yönelik çabalarının da artarak devam etmesi beklenmektedir. Bu konuda yoğun bir lobi faaliyeti yürüten Türkiye’nin dillendirdiği “dünya beşten büyüktür” ve “daha adil bir dünya mümkün” söylemleri, her geçen gün daha fazla destek bulmaktadır. Türkiye’nin TDT ve İİT’deki ortaklarının yanı sıra son dönemdeki Afrika, Asya ve Güney Amerika açılımları vesilesiyle edindiği yeni dostları sayesinde BM’deki etkisini arttırarak muhtemel bir değişimi başlatması da söz konusu olabilecektir.

ABD ile ilişkiler 

ABD yönetiminin, aksi yöndeki tüm talep ve telkinlere rağmen daha müstakil politikalar takip eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan kurtulmak için Türkiye’de iktidar değişimini arzuladığı bilinen bir gerçektir. Bunu mümkün kılabilmek için Türkiye’deki muhalif unsurları destekledikleri gibi, uzun süredir Türkiye’ye yönelik askeri, ekonomik ve siyasi yaptırımlar da uygulamaktadırlar. Darbe ile sağlanamayan değişimin seçimle gerçekleşmesi projesi de 28 Mayıs itibarıyla çökmüş olup, ABD yönetiminin de artık gerçekleri görüp devirmeye muktedir olamadıkları Erdoğan ile çalışmak zorunda olduklarını anlamaları gerekecektir.

Bu kapsamda, ABD Başkanı Biden’ın göreve geldiği tarihteki olumsuz tutuma rağmen 28 Mayıs zaferinden sonra Erdoğan’ı arayarak tebrik etmesi ve “Batı'nın size karşı müdahalesinin adil olmadığını düşünüyorum” şeklindeki sözleri bir itiraf niteliğinde olmakla birlikte, aynı zamanda bir tutum değişikliğinin de habercisi mahiyetindedir.

ABD’deki bu tutum değişikliğinin ardındaki en önemli sebeplerden biri olarak Türkiye’deki politik koşullar gösterilmekle birlikte, ABD merkezli bazı düşünce kuruluşlarının son dönemde yayımladıkları raporlarda; Türkiye’ye yönelik baskının Türkiye’yi daha da marjinalleştirdiği, Batı’dan ve NATO ittifakından uzaklaştırarak Rusya ile Çin’e yakınlaştırdığı tespitinde bulunulması da etkili olmuşa benziyor. Dolayısıyla yeni dönemde ABD’nin Türkiye ile daha rasyonel bir ilişki kurmasını beklemek yanlış olmayacaktır. 

Sonuç olarak, 28 Mayıs seçimleri sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın beş yıl daha görevde kalacak olması ve Cumhur İttifakı’nın da yürütmeyi destekleyecek meclis çoğunluğunu elinde bulundurması sayesinde, Türk dış politikasının karşılaştığı meydan okumalardan yüzünün akıyla çıkması mümkün olabilecektir. 

Türkiye’nin dış politika yapıcıları da, arkalarına aldıkları güçlü siyasi irade ve şimdiye kadar takip edilen; “girişimci”, “insani” ve “etkili” dış politikanın bir sonucu olarak karşımıza çıkacak fırsatlardan en iyi şekilde istifade ederek, Türkiye’yi, bölgesinde ve dünyada Türkiye Yüzyılı’na yakışır bir şekilde konumlandıracaklardır.

Öyleyse başlasın Türkiye Yüzyılı.