28 Şubat’a dair benim de söyleyeceklerim var!..

Abone Ol

Türk siyasi tarihine kara bir leke olarak geçen 28 Şubat postmodern darbesinin üzerinden 21 yıl geçti. 28 Şubat 1997’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla milletin manevi değerlerine karşı ordu ve bürokrasi merkezli baskı süreci başlatıldı.

Manevi değerlere sahip Topluma uygulanan baskı ve yasaklar hafızalarda halen yerini koruyor. 28 Şubat askeri post modern darbesi yalnızca askerin yönetime el koyması ile sınırlı kalmamış, en temel kişisel hak ve özgürlüklerin yaşanmasını da engellemişti. Vatandaşların eğitim, ifade ve inanç özgürlüğü gibi temel haklardan mahrum edilmelerinin bedeli halen ödenmektedir.

28 Şubat sürecinde ben Anadolu Ajansı İstanbul Bölge Müdürlüğü’nde muhabir olarak çalışıyordum. ‘Laiklik’ adı altında yapılan uygulamalardan ben de nasibimi aldım. O dönem namaz kılmak, oruç tutmak gibi İslam’ın emrettiği görevleri yapmak adeta suçtu. Bu nedenle bu görevler gizlice yapılır ve gören var mı diye de tedirgin bir ruh hali ile namazlar gizlice sürdürülürdü. Cuma namazlarına gittiğimi gören bazı gazeteci arkadaşlarım bile bana ‘Sen şeriatçı mısın?’ diye sordukları dönemdi.

1992 yılında başlamıştım Anadolu Ajansı (AA) İstanbul Bölge Müdürlüğü’ne… Başarılı haberlere imza atmanın keyfini yaşadığım dönemlerdi ki, 1997 yılında 28 Şubat süreci başladı. Peşinden 1998 yılında ise tayınımın Trabzon’a talep etmem istendi. Bununla ilgili gerginlikler de yaşadım. Bazen, zulüm gibi görünen gelişmeler insanın olgunlaşmasını sağlar. Sürgünlerim deneyimimi artırdı hamdolsun. AA Trabzon Bölge Müdürlüğü’nde de çok başarılı çalışmalar yürütürken, dönemin AA Genel Müdürü, ki kendisini ‘Ateist’ olarak anlatmaktan geri durmaz. O dönem Ak Parti’ye her yerde küfreden; İsmini de yazmak istemiyorum bilen biliyor. Trabzon Bölge Müdürlüğü’ne yardımcıları ve daire başkanlarını göndermişti. Adlarını yazmaya bile değmezler. Çok sonradan öğrendiğim sebebe göre, gelen ekip Trabzon Bölge Müdürlüğü çalışanlarını yemeğe götürecek, herkes içki içecek ve bakacaklar Hasan Taşkın içki içecek mi? Diye… İçmezse işine çeşitli gerekçelerle son verilecek.

O akşam yemekte herkes içki isteyince durumu sezmiştim aslında… Ortamdan kurtulmayı çok istediğimden mi bilinmez, içkiler gelmeden telsizden gelen Trabzon’un bir köyünde meydana gelen yangın ve 30 evin yanması bilgisi ile psikolojik baskıyı üstümden atmak için olay yerine gönüllü gitmek için masadan kalktım.  Böylece içki içme zorlamasından kurtulmuştum. Sanırım 1999 yılı idi ve 30 evin yandığı köyün haberi benim imzamla AA’nın arşivlerinde duruyordur.

Gerçekten sonra yırttım mı? Dersiniz… Hayır tabii ki, yine de Van’a sürgüne gittim. 2000 yılında tayınım Van’a çıktı. Ertesi gün göreve başlamak şartı ile… Van’da Ankara’nın ofis müdürüne talimatları ile müdür tarafından da bana karşı doldurulmuş ofis çaycısı tarafından saldırıya uğramıştım. Saldırıyı emniyete bildirip, kayıtlara geçmesini sağladığımda ise gece 23.00’te Van’dan Konya AA’ya apar topar tayınım yapılmıştı.

Konya’da da AK Parti kuruluşunda görev alan Hasan Angı ile dostluğum ve gizli desteğimi birileri Genel Müdürlüğe iletmişti ki, 2002 Nisan ayında işime son verildi. Tazminatlarım bile eksik ödenmişti. Ama 10 yıl süren mahkeme sürecinde hakkımı alabilmiştim.

Biz o dönem de Müslümandan taraf olduk, bu dönemde. Çünkü o dönem de Müslüman eziliyordu, bu dönemde Müslüman ezilmeye çalışılıyor. O kadar çok 28 Şubat mağduru var ki yazmakla bitmez elbet. Ben bu mağdurların içinde en şanslısı olan biriyim belki de…

Ama, esas 28 Şubat’ın mağduru Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve Prof. Dr. Tansu Çiller’dir. Bana göre, ikisi de 28 Şubat direnişinin de kahramanlarıdırlar. Bu yüzden Rahmetli Erbakan hep yüreklerde kalacaktır. Onurlu duruşunu sürdüren Tansu hanıma da selam olsun.

Selam ve dua ile…