Tera dosyasına sadece “300 milyar lira nerede?” diye bakarsak meseleyi eksik anlamış oluruz.
Çünkü ortada kasadan çıkarılıp çantaya doldurulmuş 300 milyar lira yok. Ortada, yatırım fonlarına güvenerek parasını teslim eden insanların tasarruflarının nasıl yönetildiğine ilişkin çok daha büyük bir soru var:
O paraya kim yön verdi?
SPK 18 Eylül’de, bazı portföy yönetim şirketlerine ait fonların fiili dolaşımı düşük hisselerde, şirketlerin ekonomik gerçekliğiyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunu açıkladı. Bunun Türkçesi şu: Fonlardan gelen büyük para bazı hisselere yoğun biçimde yönelmiş, bu hisseler yükselmiş, hisseler yükseldikçe fonların getirisi de güçlenmiş olabilir. Fon hisseyi büyütmüş, hisse fonu büyütmüş olabilir.
Savcılığın sorduğu sorular da tam bu noktada önem kazanıyor.
Tera Yatırım’ın yaklaşık 1,4 milyar liralık piyasa değerinin bir yıl içinde 280 milyar liraya nasıl çıktığı soruluyor. Fonlarda toplanan paraların grup şirketlerinin hisselerini yükseltmek için kullanılıp kullanılmadığı araştırılıyor. Bunlar henüz hüküm değil; soruşturmanın soruları.
Dosyanın en kritik kısmı ise karar mekanizması.
Emre Tezmen, fonların hangi hisseleri alıp sattığıyla ilgisinin olmadığını savunuyor. Eski Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk ise böylesine büyük yatırım kararlarının bir portföy yöneticisinin tek başına verebileceği kararlar olmadığını, üst yönetimin iradesini yansıttığını söylüyor.
O halde soru çok açık:
Bu kararları kim verdi?
Kerem Alkin ve Emre Alkin’in dosyada neden bulunduğunu da buradan okumak gerekiyor. Savcılık onların görevlerini, bilgi düzeylerini ve kriz öncesi peş peşe gelen istifalarını sorguluyor. Onlar ise hisse işlemlerinin içinde olmadıklarını ve istifalarla kriz arasında bağlantı bulunmadığını savunuyor.
Sonra sistem kırılıyor.
Tera’nın kendi açıklamasına göre kısa sürede yaklaşık 300 milyar liralık fon çıkışı talebi oluşuyor. İşte o anda borsadaki “değer” ile kasadaki “nakit” arasındaki fark ortaya çıkıyor. Çünkü ekranda yüksek görünen bir hisseyi, elinizde çok büyük miktarda varsa aynı fiyattan satamayabilirsiniz. Satış başladıkça fiyat düşer, fiyat düştükçe panik büyür.
Finans sisteminde paradan daha hassas bir şey vardır:
Güven.
Güven kaybolduğu anda milyarlarca liralık büyüklükler birkaç saat içinde kâğıt üzerindeki rakamlara dönüşebilir.
Bu nedenle Tera meselesi yalnızca birkaç yöneticinin adıyla sınırlı bir soruşturma değildir. Türkiye’de fonların nasıl yönetildiği, yatırımcının parasının nasıl korunduğu ve büyük fonların piyasada ne kadar güç kullanabileceği meselesidir.
Bugün herkes “300 milyar nerede?” diye soruyor.
Bence asıl soru şudur:
300 milyara kim yön verdi?
Ve daha önemlisi:
Bu yönlendirmeden kim kazandı?