Açılın! Ben doktorum insanlığı kurtaracağım

Abone Ol

Ne mi okuyacaksınız? Hemen söyleyeyim: Asil duyguları, şövalye ruhunu, fedakârlığı, insanlığı ve içi boşaltılmamış haliyle hümanizmi değil bunların altında yatan çıkarcılığı... Bildiğiniz tüm iyi şeyleri unutun. Ve ortada ben iyi bir insanım diye gezinip durmayın çünkü değilsiniz. Bunu ben değil Mark Twain söylüyor; daha doğrusu söyletiyor. Bir Sezen Aksu şarkısında olduğu gibi; masum değiliz hiçbirimiz… Fakat merak etmeyin; eksik parçaları dolduracak biri var: Ben…

Mark Twain’in belirli kişilere dağıtılmak üzere yazdığı “İnsan Nedir?” kitabı sayılı olarak basılmış. 250 adet basılan eserin Türkiye’deki baskısı 240. nüshasından tercüme edilmiş. –En sıkıcı kısım burasıydı, bitti-

Yaşlı adamın insanın bir makineden öte bir şey olmadığını iddia etmesiyle genç adamın ise buna itirazıyla diyalog soru-cevaba evriliyor. Diyaloglarda yaşlı adam daha çok bir amir gibi genç adam ise onun öğrencisi ve hatta çırağı gibi davranıyor. Sıfatlandırmalardan anladığımız üzere bir ast-üst ilişkisi söz konusu. Mark Twain yaşlı adamı konuştururken adeta kendisi konuşuyor gibi. Ancak genç adamın üretilen tezlere karşı çok yetersiz kaldığını, çabucak boyun eğdiğini ve yaşlı adamın otoritesini kabul ettiğini görüyoruz. Şöyle esaslı itirazlarla, sert çıkışlarla ve biraz da manevi bir bakış açısıyla yaşlı adamın iddialarına pek çok karşı delil sunabilirdi. Fakat kimse bizden yaşlı adamın otoritesini tanımamızı beklemesin. Genç adam bu otoriteyi istediği kadar tanısın ama bu kitabı okumaya karar verenler için böyle bir zorunluluk olamaz. Zaten her okuduğuna inanan, her duyduğuna kanan ve bunları bir mantık süzgecinden geçirmeyen kişinin nitelikli bir okur olma ihtimali yok. Üzerine hangi sıfat atfedilirse atfedilsin, yazar onu hangi donanımlarla sunmuş olursa olsun hele ki böyle derin manalar içeren ve bir tarafı yaratılışa, hayatın anlamına uzanan, en şerefli yaratığı ayaklar altına alan bu satırlar öyle üstünkörü geçilemez.

Yaşlı adam bazen en asil duygularla yapılmış korkusuzca bir hareketin veya bir kahramanlığın dahi dış etkilerle olduğunu söyleyecek kadar ileri gidiyor. Buna göre insanlar iyiliği bile önce kendilerini düşündükleri için yaparlar. Mark Twain hiç acımıyor ve hatta insanlığa hiç şans vermeden vurmaya devam ediyor. Hangi kategoride değerlendirirseniz değerlendirin bunu hep aynı şekilde cevaplıyor: “İnsan daima kendi çıkarını düşünür.”

Genç adam! Şöyle kenara çekil bakalım

Ama benim itirazım var… Genç adam sen şöyle bir kenara çekil bakalım… Twain, yaşlı adam aracılığıyla bir annenin fedakârlığını, bir askerin kahramanlığını, bir çocuğun masumiyetini bile büyük ya da küçük, tatmin edici ya da değil, önemli ya da önemsiz bir nedene; o nedeni de bir çıkara bağlıyor ki biz neden varız, nereye doğru gidiyoruz, hep böyle miydik, bunlar gerçekten doğru mu türü felsefi girdaplara sürükleyecek soruları sordurtuyor. Bu noktada insanın bencilliği ve yazarın tabiriyle içindeki hükümdarın direktifleri ön plana çıkıyor. “İnsan Nedir?” insanın ipliğini pazara çıkarmak için kaleme alınmış bir eser niteliğinde. Ancak Şeyh Galib’in “Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen / Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen” dizeleriyle insanın değerini nerelere taşıdığını görünce bambaşka hislere kapılıyorum. İnsanın hak ettiği yere oturtulduğu bu mısralarda ona kendisine hürmetle ve saygıyla yaklaşması, kendisinin farkında olması öğütleniyor. Şair, ayrıca insana yaratılmışların en şereflisi olduğunu hatırlatıyor ve “Sen kâinatın özüsün” diyor. Bu anlayış ve bakış açısı aynı zamanda İslâmî bir bakış açısıdır. Şüphesiz Allah insanı en tepeye oturtmuş ve tüm âlemi onun hizmetine vermiştir. İnsan da kendine verilen görevleri yerine getirdiği müddetçe O’nun katındaki değerini koruyacaktır. Yani insan harikulade bir varlık olarak Rabbinin nasip ettikleriyle münasebet kurabildiği müddetçe harikuladeliğini yaşamının sonuna kadar devam ettirecek yaşamının sonunda da bunun neticelerini alacaktır.

Yaşlı adam daha da ileri gidiyor ve insanı bukalemuna benzeterek onu doğasının gereğini yapmakla suçluyor. Çevresindeki her şey insanın tercihlerini etkiler, beğenilerini ve hatta ahlâkî yapısını değiştirir diyor. Bu toptancı bakışı reddediyor, daha yaratılıştan itibaren insanı kötü yapmanın insana yapılmış en büyük haksızlık olduğunu söylemek istiyorum. İşimiz genç adama kaldıysa da ayrıca “yandık” demek, yaşlı adam karşısında hiçbir varlık gösterememesi nedeniyle onu oyundan almak istiyorum.

Bu kısımda dağılan felsefe parçacıklarını toplayın

Yaşlı adama göre insanın ve duygularının tek hâkimi zihindir. Zihin istediği zaman istediği şeyi düşünmekte özgür ve insanın iradesinden bağımsız makine gibi işlemektedir. Öyle ki genç adamın yaşlı adamın tavsiyesiyle yaptığı deneyler işe yaramamış ve zihin yine düşünmek istediği şeyi düşünmüş ve onunla meşgul olmuştur. Deneylerden birisi biri sıkıcı, diğeri ise eğlenceli olan iki konudan sıkıcı olanı düşünmek isteyerek ona yoğunlaşmaktı. Fakat genç adam kendine daha doğrusu zihnine söz geçirememiş ve sıkıcı olan konuyu düşünmeyi başaramamıştır. Buna yeni örnekler de eklenmiş ancak zihin hiçbir telkini kabul etmemiş ve yine meşgul olmak istediği konuyla meşgul olmuş, düşünmek istediği konuyu düşünmüştür. Daha ne düşüneceğine karar veremeyen ya da kararında ısrar edemeyen insanın varlık âlemindeki hükmü nedir? Şüphesiz mesele bu kadar basit ve köksüz değil. Belki yaşlı adam insan ile eylemlerini, insan ile zihnini birbirinden ayırıyor ama izahı tam olarak bu ikilikle yapamayız. Çünkü insan zihniyle, bedeniyle, davranışlarıyla tektir ve birdir. İnsanın sadece doğarak nefes almaya hak kazandığı ve sadece bunu gerçekleştirerek dış etkenlerle ite kaka yaşam sürdüğü iddiası çok da sağlam ayaklar üzerine oturmamaktadır. Genç adamın buna boyun eğmeyeceğini beklerdik ama diğer konularda olduğu gibi bu konuda da yaşlı adamın örnekleriyle ilerlemeyi ve o yoldan çıkmamayı tercih etti.

Kitabın genel manada insanın yaratılışından gelen mükemmelliğini kabul ettiğini ancak çeşitli bahanelerle bunu zayıflatmaya çalıştığını düşünebilirsiniz. Ben şahsen öyle düşündüm. İnsanın bir makine olduğu, bir makine gibi çalıştığı çok doğru fakat bunun sebepleri üzerine kurduğu bağlantılar insanın hakikat değerlerine ve içinde bulunan öze uygun değil. Sonuçta yapılan her eylemi bir çıkara dayandıran, özgür irade diye bir şey tanımayan ve insanı neredeyse kötünün de kötüsü bir yaratılmış olarak tasvir eden bir yazar var karşımızda.

Yaşlı adam insanın kafasını çalıştırdığı, aklıyla hareket ettiği konularda da itirazını yükseltmeden edemiyor. İcatları da bu şekilde bir değerlendirmeye tabi tutuyor. En basitinden bir buharlı makine örneği var ki onun da çok büyütülecek bir icat olmadığını ve basitçe ve hatta çok da fazla kafa çalıştırmadan doğada bulunan kanunlar çerçevesinde yapılabileceğini söylüyor. –Burada olay soğumadan yaşlı adamın şimdiye kadar neleri icat ettiğini sormak istiyorum- Sonuçta insan aklıyla hareket eden, aklını kullanarak yolunu bulan ve diğer yaratılmışlardan bu yönüyle ayrılan, hayat boyu doğuştan gelen özellikleriyle, öğrendikleriyle, eğitimiyle ve tecrübeleriyle yaptığı hataları tekrar etmemeye gayret eden bir varlık. İnsan, Mark Twain’in yaşlı adama söylettiği, genç adama kabul ettirdiği biçimiyle sorunlu ve sorumsuz bir yaratık değil. İnsan, ayırt edici özellikleriyle bulunduğu ortama çok çabuk uyum sağlayan ve bu özellikleri kullanarak yaşamayı içgüdüsellikten uzak gerçek bir düşünüşle başaran ve yaratılışının özüne uygun hareket eden bir varlıktır. Esasında insan tam olarak budur.

Mark Twain, genel olarak kurgu eserlerle tanıdığımız bir isim. Aklımıza ilk olarak çocuk edebiyatıyla gelen bu ismin okuyucuyu böylesi bir felsefe yolculuğuna çıkarması ilginç sayılabilir.