Açlığa acıkmamak: Oruç -2

Abone Ol

Sezai Karakoç oruçla buluşmayı “Bir kuşluk gibi, ağaçların arasından, kuş seslerinin marul içi tazeliğindeki bebeksi sevinçlerinin içinden GÜNEŞ NEŞESİ'nin yürüyerek insanları kuşatışı gibi gelen Oruçtur. Oruç, insanın katıldığı, her yıl bir ay katıldığı bir ruh şölenidir. Üstün insanların davetlisi olduğu bir tabiatüstü ziyafet, bir gök sofrasıdır. Yani, Samanyolunda Ziyafet” şeklinde anlatır.

Rahmetli üstadın tasvirde kullandığı ifadeler üzerinde biraz düşünmek gerek. “Bir kuşluk gibi, marul içi tazeliğindeki bebeksi sevinçler, ruh şöleni, tabiatüstü ziyafet, bir gök sofrası!” her bir kelimesini kavramlaştırarak anlamlandırmak mümkün. Mümkünse Ramazan süresince her akşam ‘Samanyolunda Ziyafet’ten bir yazı okumak ve orucu, oruç gibi yaşamak gerek. Kuşluk saatine kadar uyumadan beklemenin anlamını, bebeksi sevinçlerin ruh sağlığının marul içi canlılığında yaptığı inşa, hazırlanan gök sofrasında bir araya gelerek ve paylaşarak yaşanan hasbi zamanların sorumluluk ve idrak veçhesini birlikte yaşamak. Bunlar azımsanacak şeyler midir?

**

Ve oruç!

Helal olana bir ay süresince direnmek ve direnmeye anlam kazandırmaktır. Kalbi/gönlü ilahi mesaja açmak ve mesajı ‘amasız’, ‘fakatsız’ ve ‘aracısız’ anlamaya yoğunlaşmaktır. " Kur'an, insanoğluna bir rehber, bu rehberliğin apaçık bir delili ve doğruyu yanlıştan ayırt edici bir ölçü olarak [ilk defa] bu Ramazan Ayında indirilmiştir" [Kuran: 2/185]. Oruç, varoluşun ve yaratılışın anlamı üzerinde düşünmek için doğru bir zamandır. Vahyi anlamaya çalışmak bakımından da zemin müsaittir ve hayat yavaşlatılmış, insan kalbine ve ruhi derinliğine yönelmiştir. Kur’an ayı olarak nitelenen Ramazan’da Kur’an’ı doğru anlamanın imkânları zorlanmalı ve insanca yaşamanın, zihni özgürleştirmenin, kulluk şuurunun, yardımlaşmanın gerçek anlamı kavranmalı ve ilkesel bir ahlak, iyilik-kötülük sınırları, hak-haksızlık ölçüsü vahye nispetle yeniden değerlendirilmelidir. Nimet, rızk ve hidayet sahibi ve yardım edicinin sadece Allah olduğunu idrak etmek için de doğru zamandayız. Oruç "Yalnız Sana kulluk ederiz ve yalnız Senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola ilet" [Kuran: 1/5-6] ayetinin dindarlık ritüellerinin öncüsü olma iddiasındaki tüm beşerî varlıkları ve aracı kurumların reddedildiği bir şuur inşa ederse bu, büyük bir kazanç olur.

Oruç!

Beşerî aklın ürettiği ve kutsallık atfettiği türbe, mekân, mescit ve cami avlularında iftar edip; oralarda metfun/gömülü kendi cinsinden varlıklardan doğrudan veya onu/orayı araçsallaştırarak bir talepte bulunmamaktır. Oruç Baba Türbesi, Hırka-i Şerif ve Eyüpsultan Camii avlusu bu kültürün yaşatıldığı merkezler olarak her sene matah bir dini amelmiş gibi medyada yer alır. Bu tür din ile ilişkili olmayan kültürel ritüellerin yaşatıldığı lokal yatırlar, yerler ve coğrafyalar da var, maalesef. İslam öncesi zamanlarda vahye muhatap olmuş ve dinlerini azizlerin ruhaniyeti ile yaşamaya indirgemiş vahyin geçmiş varisleri gibi yaşamamalı Müslüman. İlahi vahye muhatap olmuş peygamberlerin ümmetlerinin yaşadığı dönüşümün benzerlerini yaşayan ve onları taklit eden kültürel dindarlık, modern zamanlarda süratle din yerine ikame edilmekte ve din, kültürel bir seremoniye evirilmektedir.

İbrahim peygamberin çocuklarının dinî mirasının (Yahudilik ve Hıristiyanlık) anlamının dışına çıkarılarak ilahi kaynaktan koparılması, insanlığı yaratılış amacından uzaklaştırmış, Tevhit ilkesini bozmuştur. İslam insanlığın ufkunu aydınlatmak, kırılma noktalarını kavi bir inşaya tabi tutmak, insanı yaratılış fıtratına döndürmek üzere vahyolunmuştur.  Dört-beş bin yıllık vahiy kültürü, Kuran’la son kez yeni bir formda insanlığa sunuldu; insan idrak ve akıl nimetini yitirerek yeniden atalarının dini yaşayışına savrulursa insanı kim kurtaracak?

Vahyin geçmiş varislerinin azizler, keşişler, günah çıkaran ve cenneti garanti eden nefes sahiplerine tabi olarak dinlerini terk ettikleri gibi yaşadığımız toplumun dindarları da benzer bir yaşama biçimiyle ahiretlerini garanti etmek için mehdilik ve Mesihlik atfettikleri cehalet abidesi odaklara teslim olmuş; kimi kibrit kutusunda, kimi tutunduğu etekte, kimi yanmayan kefende, kimi kutsal nalında bulduğuna inandığı şeyle bir cennet arayışında. Oruçta “DE Kİ: O, Tek Allah'tır: Allah, Öncesiz ve Sonrasız, Bütün Evrenin Asıl Sebebi. O doğurmamıştır, doğurulmamıştır ve hiçbir şey O'na denk tutulamaz” [Kuran:112/1-4] ayetleri üzerinde yeniden düşünelim ve vahyin eski varislerinin dindarlık anlayışının dışına çıkarak vahyedilen dini yaşamanın gayreti içinde olalım.  Tevhidin tarihi macerasını ve tarih içinde yaşanan dönüşümleri anlarsak ve dinde ayrıcalıklı sınıf olma iddiasındaki ruhbanlara dur diyebilirsek yeniden uyanışın ve dirilişin yolculuğuna başlayabiliriz.

"Kim Allah'a teslimiyetten (İslam) başka bir din ararsa, bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır. İman edip bu Elçi'nin hak olduğuna şahit olduktan ve hakikatin bütün kanıtları kendilerine geldikten sonra hakikati inkâr etmeyi seçen bir halkı, Allah nasıl doğru yola ulaştırır? Allah, böyle bir zalimler topluluğunu doğru yola iletmez" [Kuran:3/85-86].

"BÖYLECE SEN, bâtıl olan her şeyden uzaklaşarak yüzünü kararlı bir şekilde [hak olan] dine çevir ve Allah'ın insan bünyesine nakşettiği fıtrata uygun davran: [ki] Allah'ın yarattığında bir bozulma ve çürümeye meydan verilmesin: bu, sahih [bir] din[in gayesi]dir; ama çoğu insan onu bilmez" [Kuran:30/30].

Mistik kültlere,  sıradan lafızcılık ve tarihsel cendereye hapsolmadan, aklı kiralamadan, semavî ve dünyevî sarhoşluklardan öte bir zaman olarak orucu yaşayana, ibadet-ahlak ilişkisini ıskalamadan, umudu yitirmeden hakikati arayana selam olsun.