Adaletin en büyük düşmanlarından biri yalnızca suçu işleyenler değildir. Adalet mekanizmasının adını, hâkim ve savcıların yetkisini kullanıyormuş görüntüsü vererek insanlardan menfaat temin etmeye çalışanlar da doğrudan doğruya toplumun adalete duyduğu güveni hedef alır.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının gazeteci Mehmet Akif Ersoy’un şikâyeti üzerine yürüttüğü son soruşturma, tam da bu nedenle sıradan bir dolandırıcılık dosyasının çok ötesinde değerlendirilmelidir.
Çünkü ortaya konulan iddia son derece ağırdır:
Hatta bununla da sınırlı değil:
İşte devletin tam da bu noktada vermesi gereken cevap bellidir: Adalet satılık değildir.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü operasyonun en dikkat çekici tarafı da bu cevabın yalnızca sözle değil, son derece planlı bir soruşturmayla verilmiş olmasıdır.
ŞİKÂYET GELDİ, SAVCILIK ADIM ADIM İZLEDİ
Soruşturma kapsamında aktarılan bilgilere göre gazeteci Mehmet Akif Ersoy, tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumunda 20 Ağustos'ta Av. Erel Muallaoğlu tarafından ziyaret edildi.
İddiaya göre bu görüşmede Ersoy’a tahliyesinin sağlanabileceği söylendi ve karşılığında yüksek miktarda para talep edildi.
Ersoy ise bu teklif karşısında sessiz kalmadı. Vekili aracılığıyla Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak şikâyetçi oldu.
Sonrası, organize suçlarla ve özellikle nüfuz kullanıldığı izlenimi verilerek gerçekleştirilen eylemlerle mücadelede nasıl bir soruşturma yürütülmesi gerektiğini gösteren dikkat çekici bir süreç oldu.
Savcılık şikâyeti aldıktan sonra iddiaları yalnızca beyan düzeyinde bırakmadı.Şüphelilerle temas kontrollü biçimde sürdürüldü.Telefon görüşmeleri kayıt altına alındı.Teknik takip gerçekleştirildi.Tarafların buluşması sağlandı.Ve iddia edilen para talebinin ortaya çıkarılması amacıyla operasyon için hazırlık yapıldı.Yani soruşturma makamları, iddianın peşinden adım adım giderek delillendirme yolunu tercih etti.
SAVCININ ODASINDAN BAŞLAYAN TAKİP
Dosyanın en çarpıcı ayrıntılarından biri de ilk telefon temasının gerçekleştirilme biçimi.
Aktarılan bilgilere göre Muallaoğlu’nun cezaevindeki görüşmede bıraktığı telefon numarası, müşteki vekilinin rızasıyla doğrudan soruşturma savcısının odasından arandı.
Savcı, zabıt kâtibi ve kolluk görevlilerinin hazır bulunduğu ortamda görüşme kayıt altına alındı.
Ardından temas devam ettirildi ve toplam üç telefon görüşmesi gerçekleştirildi.
Burada önemli olan yalnızca şüphelilerin yakalanması değildir.
Asıl önemli olan, iddia edilen suçun mümkün olduğunca somut delillerle ortaya çıkarılması için gösterilen titizliktir. Çünkü özellikle “Ben hâkimi tanıyorum”, “Savcıyla konuşuruz”, “Dosyanı kapatırız”, “Tahliyeni sağlarız” türündeki vaatler üzerinden gerçekleştirildiği ileri sürülen eylemlerde en kritik mesele delillendirmedir.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı da tam olarak budur.
28 AĞUSTOS'TA DÜĞMEYE BASILDI
Ve nihayet 28 Ağustos'taki buluşma...
Müşteki vekilinin üzerine gerekli usuller çerçevesinde teknik cihaz yerleştirildiği, görüşmenin başından sonuna kadar takip edildiği belirtildi.
Buluşmaya Av. Erel Muallaoğlu ile birlikte Yavuz Küçükyeşil, Erkan Uzun ve Hacı Eşiyok katıldı.
Soruşturma makamlarının tespitine göre görüşmede Mehmet Akif Ersoy’un tahliye edilmesi ve yargılandığı dosyada beraat kararı çıkmasının sağlanması karşılığında yüksek miktarda para talebi gündeme geldi.
Görüşme bitti.Savcılık düğmeye bastı.Dört şüpheli buluşmanın hemen ardından yakalanarak gözaltına alındı.Şimdi telefonlar, dijital materyaller, bağlantılar ve para talebinin arkasındaki ilişkiler inceleniyor.Elbette soruşturmanın bu aşamasında herkes bakımından masumiyet karinesi geçerlidir. Şüpheliler hakkındaki nihai hukuki değerlendirmeyi bağımsız yargı yapacaktır.
Ancak ortaya çıkan soruşturma yöntemi bakımından verilmiş çok önemli bir mesaj vardır.
Bu operasyonun bana göre en önemli tarafı tam burada.
Türkiye’de zaman zaman insanların karşısına birtakım kişiler çıkabilir:
Bu sözlerin her biri yalnızca mağdurun parasını hedef almıyor.
Aynı zamanda yargıya yönelik son derece tehlikeli bir algı oluşturuyor.
Çünkü vatandaş böyle bir kişiye inandığı anda, kararların dosyadaki delillere ve hukuka göre değil; birtakım ilişkiler, aracılar ve para karşılığında verilebildiğini düşünmeye başlıyor.
İşte bu nedenle böyle iddiaların üzerine kararlılıkla gidilmesi, aynı zamanda yargının kendi itibarını korumasıdır.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının ortaya koyduğu refleks bu bakımdan önemlidir:
Kim yargının adını kullanarak para istiyorsa, kim hâkim ve savcıların iradesini pazarlayabileceğini iddia ediyorsa, kim adalet mekanizmasını kendi nüfuz alanıymış gibi göstermeye çalışıyorsa soruşturmanın karşısında olmalıdır.
BAKIRKÖY'DEN GÜÇLÜ VE KARARLI DURUŞ
Adalet Bakanı Akın Gürlek'in önderliğinde Türkiye'de yeni adalet doktrini kapsamında her gün tarihi adımlar atılıyor.
Bu adımlarda Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın hakkını vermek gerekiyor.
Başsavcı Doç Dr. Barış Duman liderliği ve koordinesinde, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın son dönemde yürüttüğü soruşturmalar birlikte değerlendirildiğinde dikkat çeken noktalardan biri, suç iddialarının niteliği veya şüphelilerin sıfatına bakmadan, kararlı ve güçlü bir mücadele ile suç ve suçluya karşı konulması.
Son operasyonda şüphelilerden birinin avukat olması da bu açıdan önemlidir.
Meslek unvanı hiç kimseye dokunulmazlık sağlamaz.
Avukatlık, adalet sisteminin vazgeçilmez unsurlarından biridir. Tam da bu nedenle avukatlık sıfatının yargı üzerinde nüfuz bulunduğu görüntüsü verilerek para talep etmek amacıyla kullanıldığı yönündeki bir iddia varsa bunun araştırılması hem vatandaşın hem de avukatlık mesleğinin itibarının korunması açısından zorunludur.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının tavrı bu noktada net görünüyor:
Suç iddiası varsa araştırılır.
Delil varsa üzerine gidilir.
Kim olduğuna değil, ne yaptığına bakılır.
Ve gerekiyorsa operasyon yapılır.
Hukuk devletinin gereği budur.