Adalet denildiğinde çoğu zaman akla önce kanunlar, mahkemeler, dosyalar ve kararlar geliyor. Oysa bütün bu büyük sistemin arkasında çoğu zaman görünmeyen çok önemli bir unsur var: İnsan.
Hâkiminden savcısına, zabıt kâtibinden mübaşirine, yazı işleri personelinden merkez teşkilatında görev yapan çalışanlara kadar binlerce insan, her gün ağır bir sorumluluğun parçası olarak adalet hizmetinin yürütülmesini sağlıyor.
Bu nedenle Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından açıklanan İnsan Odaklı Gelişim Bürosu, klasik bir personel uygulamasının ötesinde değerlendirilmesi gereken önemli bir adım.
Çünkü güçlü bir adalet teşkilatı yalnızca güçlü mevzuatla, modern adliye binalarıyla veya teknolojik altyapıyla kurulamaz. O sistemi ayakta tutan insanların da güçlü olması gerekir.
Bakan Gürlek'in şu sözleri aslında yeni uygulamanın temel yaklaşımını ortaya koyuyor:
“Adalet hizmetlerinde başarı, güçlü, nitelikli ve kendini geliştiren insan kaynağıyla mümkündür.”
Bu tespit son derece kıymetli.
ADALET ÇALIŞANININ YÜKÜNÜ DE GÖRMEK GEREKİYOR
Adliyeler, insan hayatının en ağır meselelerinin taşındığı yerlerdir.
Cinayetler, aile içi şiddet dosyaları, boşanmalar, çocukların mağdur olduğu olaylar, ekonomik anlaşmazlıklar, ceza soruşturmaları, yıllarca süren uyuşmazlıklar...
Adalet çalışanları yalnızca yoğun bir iş yüküyle karşı karşıya değildir. Aynı zamanda her gün insanların hayatlarındaki çatışmalara, mağduriyetlere ve zaman zaman son derece ağır olaylara tanıklık ederler.
Böyle bir çalışma ortamında psikolojik dayanıklılığı, aile hayatını, kişisel gelişimi ve çalışanların ihtiyaçlarını görmezden gelerek yalnızca “daha fazla dosya, daha hızlı işlem” anlayışıyla sürdürülebilir başarı beklemek gerçekçi değildir.
İnsan Odaklı Gelişim Bürosu tam da bu noktada önemli bir anlayış değişikliğine işaret ediyor:
Çalışanı yalnızca görev yapan personel olarak değil, hayatı, ailesi, sorunları ve gelişim ihtiyaçları bulunan bir insan olarak görmek.
SADECE ÇALIŞANA DEĞİL, AİLESİNE DE DOKUNAN BİR MODEL
Uygulamanın dikkat çeken taraflarından biri de kapsamının geniş tutulması.
Uzman psikologlar aracılığıyla bireysel danışmanlığın yanında aile danışmanlığı, çift danışmanlığı, çocuk ve ergen danışmanlığı hizmetlerinin de sunulacak olması, çalışanın hayatının yalnızca mesai saatlerinden ibaret olmadığının kabul edildiğini gösteriyor.
Üstelik hizmetin Türkiye genelindeki adliye personeline hem yüz yüze hem de çevrim içi ulaştırılacak olması önemli.
Çünkü Ankara veya İstanbul'daki personelin erişebildiği bir imkânın Anadolu'nun farklı şehirlerinde görev yapan personele de ulaştırılması, uygulamanın gerçek anlamda kapsayıcı olmasını sağlayabilir.
İNSANA YAPILAN YATIRIM, ADALETE YAPILAN YATIRIMDIR
Kamu yönetiminde personel politikaları uzun yıllar çoğunlukla özlük hakları, atamalar, görev dağılımları ve hizmet içi eğitimler üzerinden ele alındı.
Bunlar elbette vazgeçilmez.
Ancak modern yönetim anlayışı artık başka bir gerçeği de kabul ediyor: Bir kurumun başarısı, çalışanlarının psikolojik dayanıklılığından, motivasyonundan ve kendilerini geliştirebilecekleri bir çalışma ortamına sahip olmalarından bağımsız düşünülemez.
Özellikle adalet gibi doğrudan insan hayatına dokunan bir alanda bunun önemi çok daha büyük.
Kendisini kurumunun değerli bir parçası olarak hisseden, ihtiyaç duyduğunda profesyonel destek alabileceğini bilen ve kişisel gelişimi teşvik edilen çalışanların oluşturduğu bir teşkilat, vatandaşa sunulan hizmetin kalitesini de yükseltir.
Dolayısıyla burada yapılan yatırım yalnızca personele yönelik değildir.
Dolaylı olarak vatandaşın aldığı adalet hizmetine yapılan bir yatırımdır.
“ADALET TEŞKİLATIMIZIN YANINDA OLACAĞIZ”
Akın Gürlek'in açıklamasındaki bir başka önemli ifade de şu:
“Adalet teşkilatımıza özveriyle hizmet eden her bir çalışma arkadaşımızın yanında olmaya, onların gelişimine ve çalışma hayatına değer katacak yeni adımlar atmaya devam edeceğiz.”
Bu yaklaşımın devamının gelmesi önemli.
Çünkü İnsan Odaklı Gelişim Bürosu bir başlangıç olarak görülmeli; çalışanların ihtiyaçlarının düzenli olarak ölçüldüğü, geri bildirimlerin alındığı ve uygulamanın bu ihtiyaçlara göre geliştirildiği yaşayan bir yapıya dönüştürülmeli.
Büronun başarısı da kaç kişinin danışmanlık aldığıyla değil, çalışanların çalışma hayatında gerçekten nasıl bir karşılık oluşturduğuyla ölçülmeli.
GÜÇLÜ ADALET, GÜÇLÜ İNSAN KAYNAĞIYLA MÜMKÜN
Adalet sisteminde reform denildiğinde genellikle mevzuat değişikliklerini konuşuyoruz.
Oysa bazen en önemli reformlardan biri, sistemin içinde çalışan insana bakışın değişmesidir.
Adalet Bakanlığı'nın İnsan Odaklı Gelişim Bürosu bu nedenle değerli bir girişim.
Bir kurum çalışanına “Senden yalnızca görevini yapmanı beklemiyorum; gelişimini, aileni, psikolojik dayanıklılığını ve çalışma hayatındaki iyilik hâlini de önemsiyorum” diyebiliyorsa, kurumsal aidiyetin temellerinden birini de güçlendiriyor demektir.
Akın Gürlek'in ortaya koyduğu insan kaynağını güçlendiren adalet teşkilatı yaklaşımının sahada karşılık bulması ve kalıcı hâle gelmesi, hem çalışanlar hem de vatandaşlar açısından önemli kazanımlar sağlayabilir.
Çünkü adaletin merkezinde hukuk vardır.
Ama hukuku hayata geçiren insandır.
Ve insanı güçlendirmeden, sistemi kalıcı biçimde güçlendirmek mümkün değildir.