Ünlülere yönelik uyuşturucu ve fuhuş operasyonları tüm hızıyla devam ediyor. Bugün yine yeni bir operasyon haberiyle uyandık. Yine tanınmış isimler, yine gözaltılar ve yine kamuoyunun kafasını kurcalayan aynı sorular...
Peki bu kişiler gözaltına alındıktan sonra yapılan testlerde sonuç pozitif çıktığında ne tür işlemlerle karşılaşıyor? Neden kısa süre sonra serbest bırakılıyorlar? Devletin resmi kurumu olan Adli Tıp Kurumu'nun yaptığı testlerde sonuç pozitif çıkmasına rağmen bazı isimler neden özel hastanelere veya laboratuvarlara giderek yeniden test yaptırıyor? Ve en önemlisi, mahkemeler hangi sonucu dikkate alıyor?
Bu soruların cevaplarını ünlü isimlerin de avukatlığını yapan Avukat Levent Karakoç'a sordum.
Karakoç'un anlattıkları, kamuoyunda yıllardır tartışılan birçok konuya açıklık getiriyor.
Öncelikle bilinmesi gereken en önemli nokta şu:
Adli Tıp Kurumu, Adalet Bakanlığı'na bağlı resmi bir devlet kurumudur. Adli süreçlerde esas alınan raporlar burada hazırlanır. Saç, tırnak, kan, idrar ve diğer biyolojik örnekler üzerinde uzmanlar tarafından detaylı incelemeler yapılır.
Karakoç'a göre, adli süreçlerde belirleyici olan rapor Adli Tıp Kurumu'nun raporudur. Bu nedenle son dönemde bazı ünlü isimlerin Adli Tıp'ta pozitif çıktıkları yönündeki iddiaların ardından özel hastanelerden veya laboratuvarlardan aldıkları negatif sonuçları sosyal medya hesaplarında paylaşmaları dikkat çekiyor.
Peki bu durumun hukuki bir karşılığı var mı?
Karakoç'a göre bir kişi Adli Tıp Kurumu'nun raporunun gerçeği yansıtmadığını düşünüyorsa bunun yolu sosyal medya değil, hukuktur.
İtiraz eder.
Dava açar.
İddialarını mahkeme önünde ortaya koyar.
Karakoç'un dikkat çektiği nokta ise tam burada başlıyor.
Karakoç'a göre, Adli Tıp Kurumu'nun hazırladığı raporların gerçeği yansıtmadığını iddia eden kişilerin yapması gereken tek şey, bu iddialarını hukuki yollara taşıyarak dava açmalarıdır.
Karakoç, "Eğer Adli Tıp Kurumu'nun verdiği raporların gerçeği yansıtmadığını düşünüyorlarsa, bunun yolu sosyal medya değil mahkemedir. Bu kişiler sahtecilik iddiasıyla gerekli hukuki süreçleri başlatabilirler. Ancak bugüne kadar böyle bir girişimde bulunacaklarına dair bir kanaatim yok" ifadelerini kullandı.
Karakoç'un değerlendirmesine göre, açılacak hukuki süreçler sonucunda Adli Tıp Kurumu'nun raporlarının doğruluğunun yeniden ortaya çıkması halinde, Türk Ceza Kanunu'nun 276. maddesi kapsamında kamu görevlilerine yönelik isnatlar nedeniyle 8 yıla kadar varabilen cezai sorumluluklar gündeme gelebilir.
Yani mesele yalnızca sosyal medyada bir belge paylaşmak değil.
Devletin resmi kurumunun hazırladığı rapora karşı ortaya atılan iddiaların da hukuki bir sorumluluğu bulunuyor.
Bu nedenle bazı ünlülerin özel hastanelerden veya laboratuvarlardan aldıkları negatif sonuçları sosyal medya hesaplarından paylaşmaları, hukuki bir savunmadan çok kamuoyunu, çevrelerini ve hayranlarını rahatlatma çabası olarak yorumlanıyor.
Burada asıl sorulması gereken soru şu:
Devletin resmi kurumu "pozitif" derken, özel bir laboratuvardan alınan "negatif" sonuç kimi ikna ediyor?
Savcıyı mı?
Mahkemeyi mi?
Yoksa sadece kişinin kendi çevresini ve takipçilerini mi?
Çünkü hukuki süreçlerde karar verecek olan makam Instagram yorumları değil, devletin yetkili kurumları ve mahkemelerdir.
Gelelim kamuoyunun en çok merak ettiği diğer soruya...
Uyuşturucu testleri pozitif çıkan ünlüler neden serbest bırakılıyor?
Karakoç'un açıklamalarına göre bunun da hukuki bir karşılığı bulunuyor.
Eğer kişinin ilk kez uyuşturucu madde kullandığı tespit edilmişse, doğrudan hapis cezası verilmesi yerine kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve denetimli serbestlik hükümleri uygulanabiliyor.
Ancak kamuoyunda sanıldığı gibi bu durum bir beraat veya kurtuluş anlamına gelmiyor.
Tam tersine kişi yaklaşık iki yıl boyunca denetim altında tutuluyor.
Belirli aralıklarla Adli Tıp Kurumu'na giderek yeniden numune vermek zorunda kalıyor. Testler tekrarlanıyor. Süreç boyunca kişi yakından takip ediliyor.
Eğer bu süre içinde yeniden uyuşturucu kullanmadığı tespit edilir ve herhangi bir suça karışmazsa dosya kapanabiliyor.
Ancak kullanımın devam ettiği belirlenirse bu kez çok daha ağır hukuki sonuçlarla karşı karşıya kalabiliyor.
Karakoç'un dikkat çektiği bir başka konu da denetimli serbestliğin sanıldığı kadar kolay olmadığı...
İki yıl boyunca sürekli kontrol altında olmak, düzenli olarak Adli Tıp'a gitmek, aynı süreçlerden geçen insanlarla aynı ortamda bulunmak ve bu yükü psikolojik olarak taşımak birçok kişi açısından ciddi bir yaptırım niteliği taşıyor.
Tüm bunlar kamuoyunun merak ettiği sorulara önemli ölçüde açıklık getiriyor.
Ancak benim aklımdaki asıl soru farklı...
Milyonlarca insanın takip ettiği, gençlerin örnek aldığı, toplum üzerinde etkisi bulunan bu isimler neden kendilerini bu bataklığın içinde buluyor?
Bu sorunun cevabını ancak onlar verebilir.
Ama açık konuşmak gerekirse, bu konuda konuşacaklarını da pek düşünmüyorum.
Aslında yıllardır yapılması beklenen operasyonlar bunlardı.
Geç kalınmış olsa da yapılması gerekiyordu.
Yıllardır magazin programları yapıyorum.
Meslek hayatım boyunca kendime koyduğum bazı kırmızı çizgiler oldu.
Uyuşturucu ve fuhuş gibi toplumun temel yapısını bozan olaylarla anılan kişilerle çalışmamayı ilke edindim.
Dün böyleydi.
Bugün de böyle.
Yarın da böyle olacak.
Çünkü ekran önünde olan herkesin toplum üzerinde ciddi bir etkisi olduğuna inanıyorum.
Sanatçı, oyuncu, şarkıcı, fenomen, televizyoncu ya da gazeteci...
Kim olursa olsun milyonların karşısına çıkan insanların taşıdığı bir sorumluluk vardır.
Bugün çocuklarımız ve gençlerimiz yarının umududur.
Onların örnek aldığı isimleri uyuşturucu operasyonlarında görmek bana göre yalnızca bir adli olay değil, aynı zamanda toplumsal bir yaradır.
Yıllardır ekranlarda söylediğim bir söz vardır:
"Önünüze gelen haberler gibi bir hayat yaşamayın ki yarın o haberlerin öznesi siz olmayın."
Bugün müzik dünyasında, sanat camiasında, televizyon sektöründe ve hatta medyanın bazı noktalarında ortaya çıkan tabloyu gördükçe endişelenmemek elde değil.
Bu nedenle uyuşturucuyla mücadele yalnızca emniyetin veya yargının görevi değildir.
Medyanın da bu mücadelede ön safta yer alması gerekir.
Çünkü toplumun önünde duran insanlar topluma yön verir.
Uyuşturucuya özendiren değil, uyuşturucuyla mücadele eden ünlülere ihtiyacımız var.
Uyuşturucuyla mücadele eden tüm emniyet mensuplarına teşekkür ediyorum.
Toplum ne kadar bilinçlenirse, gençlerimizi bu illetten o kadar uzak tutabiliriz.
Benim düşüncem net:
Uyuşturucuya karşı mücadelede taviz verilmemeli, caydırıcılık artırılmalı ve toplumun önünde olan herkes taşıdığı sorumluluğun farkına varmalıdır.
Çünkü kaybedecek tek bir gencimiz bile yok.