Ahilik haftasının son günlerini icra ederken gönül isterdi ki ahiliğin gerçek manada ne olduğunu tüm esnaf ve ticaretçilerin bilmesi ve içselleştirmiş olmasıydı. Fakat, ne yazık ki ahilik ahlakını kendine şiar edinmiş ticaret erbabı ve esnafı şu günlerde bulmak hayli zor. Hele ki ülkemizin ahilik ahlakına en çok ihtiyacı olduğu şu zamanlarda.
Neden böyle söylüyorum; çünkü, ülke olarak pekte parlak olmayan dönemlerden geçmekteyiz. Her taraftan kıskaca alınmış bir durumdayız. Aslında hepsinin üstesinden geliriz. Lakin ekonomik olarak bizi sıkıştırmaları bir hayli planlarımızı altüst etti. Bu sıkıştırmayı da kolay atlatırdık ama içimizdeki çok kazanma hırsı, krizi fırsata çevirme hırsı bizi bizden aldı ve bir olan malımızı ikiye üçe katlamaya çalıştık. Katladıkta. Bunu yaparken hiç içimiz cızlamadı. Asgari ücretliyi hiç düşünmedik. Fiyatları arttırdık, gramajdan çaldık. Asgari ücretli aynı maaşıyla üç yerine iki alabildi. Ve bu durumda bile atalarımızın ahilik geleneğiyle gurur duymaya devam ettik. Çünkü biz ahilik ahlakını Batı’ya uydurup oradan çok güzel kapitalist olabiliyoruz.
Ama işte ahilik; edepli esnaflık, Kur-ani ticarettir. Dünya hayatında ticaret yaparken ahireti kazanabilmektir. İyi üretilmeyen ürünün müşteri memnuniyetsizliği ve bunun ahilik teşkilatlarınca tespiti neticesinde hatalı üretilen ürünün üreticinin damına atılıp ustalığının elinden alınması ile cezalandırılması yöntemiyle, yıllardır yeni bir sistem diye firmalara sunulan toplam kalite yönteminin 12.yy daki adıdır ahilik. Bir yandan üretip ekonomiye can verirken diğer yandan gerektiğinde de milleti ve devleti için silah kuşanıp şehit olup can vermelerinin adıdır ahilik. Ticarette rekabetin adaletlisi, helal kazancın, paylaşabilmenin, ekonomik özgürlüğün, yarınlarda lider ülke ülke olabilmenin, güç kaynağı ve temelidir ahilik.
Bizler ahiliği daha da geliştirmek yerine post-modern eleştirinin konforuna bıraktık kendimizi. Post-modernizm başta şık bir meşruiyet sağlıyordu Batı’ya karşı lakin bugüne geldiğimizde öyle pekte örnek alınacak bir şey olmadığını gördük. Uhud savaşında okçuların “ganimetten pay almak” gerekçesiyle tepeyi terk etmesi savaşın kaderini değiştirdi. Evet; Türkiye’de bir savaş yeri! Kazanmak için tepeyi terk etmeyin. Bugün duracağımız yer, savunacağımız değerler ve elden/dilden geldiğince yapacaklarımız en az 15 Temmuz gecesi darbecilere direnmemiz kadar önemli.
Allah, yaklaşık 1400 sene evvel, Efendimiz’i (sas) eşya âleminden alarak dünyaya şah çekti ve biz o gün bugündür yapacağımız hamleyi düşünerek kıyameti bekliyoruz. Sonuç: Hükmen matız. (B.B. Keçeli’ye bin selam). Bugüne geldiğimizde ve yaşananları gördüğümüzde ise çekilen o şahın hala anlamını kavrayamadığımızı görmek sanırım acıların en büyüğü…