Ahmet Akgündüz’ün amacı ne?..

Abone Ol

Günümüzde öyle meseleler var ki; ilgili-ilgisiz onlarca insan, bir alim edasıyla ahkam kesmektedir. Özellikle sosyal medya denilen ve herkesin her şeyi bildiği bir mecrada, öyle konular yazılıp-çizilir oldu ki; oraya müracaat edip fetva alanların ve ona göre hareket edenlerin varlığı da ayyuka çıktı. Herhangi somut bir araştırma olmamasına rağmen, şahsi olarak kanaatim; sosyal medya denilen mecradan alınan bilgilerin, yüzde 80-90’ının yalan-yanlış üzerine kurulu olmasıdır. Bilgiye ulaşmak isteyenlerin, sağlam kaynaklara, yani asırlar boyunca kontrol edilerek gelen tefsir, hadis ve fıkıh disiplini olan kaynaklara bakmalarını; önemle tavsiye ediyorum. Bu konuyla ilgili tespitimi not ettikten sonra, bugünkü asıl konumuza geçmek isterim.

Geçtiğimiz günlerde, ölüm günlerinde yapılan merasimlerin, okutulan mevlitlerin ve verilen yemeklerin “Bid’ayı kabiha” olduğuna dair, ilmi bir tetkikat yayımlandı. Buna karşılık Prof. Dr. Ahmet Akgündüz’den bir reddiye geldi. Halbuki bu konu fıkıh kitaplarında yer alan çok bedihi bir mesele olduğu halde, Akgündüz ya anlamadan reddiye yazmış,  ya da mütehassıs olmadığı bir konuda fikir beyan etmişti. Çünkü verdiği cevapta konuyu, Peygamberimiz (a.s.m)’in mevlidiyle ilgili delilleri serdettikten sonra, “Sual: Ölünün sene-i devriyesini yapmak uygun mu? Cevap: Uygundur…” şeklinde bağlamıştı.

Sayın Akgündüz, Allah için size soruyorum: Bu kadar saçma ve zorlama bir cevap olabilir mi?  Çünkü mevzu “mevlit” değil, “memat” mevzuudur. Mesele “ölüm gününde halkı toplama” meselesidir. Konu böyle bir merasimi tertip etmenin, ecnebi âdeti olduğuyla ilgili bir konudur.

Yaptığınız şey demagojiden öteye gitmez. Eğer bunu bilerek yapıyorsanız, size diyeceğim şey; Allah’tan korkmanızdır. Hadi Allah’tan korkmuyorsunuz, kuldan da mı utanmıyorsunuz? Yanınızda sizi “Yazdığınızla bu konunun ne alakası var?” diye uyaracak, hiç mi kimse yok? Siz böyle cerbezelerle bir haramı helal etmiyor musunuz? Ve Allah’ın ayetlerini ucuza satmıyor musunuz? Veya ahkamını ilahiyi saklamıyor musunuz? Bu ahval, diğerinden daha büyük bir günah değil midir? Yaptığınız şey, Allah’a iftira olmuyor mu?

Şöyle ki;

Mevlit denildiğinde karıştırılan bir husus vardır. “Mevlit”in lügat manası “doğum” anlamındadır. Peygamberimiz (a.s.m)’in doğumuyla ilgili kasideler ise, “mevlidiyye” şeklinde tabir edilir. Halk arasında da  buna kısaca “mevlit” denilmektedir. Bu günde  merasim tertip etmek, ulemanın mabeyninde “müstahsen” bir adettir. Bu günü ihya etmeye de “mevlit kandili” denilir.

Bir de ölüm gününde tertip edilen “mevlit” vardır. Ölüm günlerinde merasim tertip ederek halkı toplamak, şer’an yasaktır. Yemek vermek ise, ayrı bir yasaktır. Bunları birbirinden ayırt etmemiz gerekir.

Halkı topladıktan sonra, ister mevlit okunsun, ister başka bir şiir okunsun veya hafızlar toplanıp Kur’an okusun…. Toplanarak böyle  merasimler tertip etmek, şer’an yasaktır. Bunlar ancak “şen” günlerde yapılır. “Yas” günlerini bu şekilde artırmak; günlere, hatta senelere yaymak caiz değildir.

Bu konu basit bir konu değildir.  Dini bir vecibeymiş gibi, ibadet şeklini aldığından, “itikad”a temas edilen bir meseledir. Bid’at haline gelmiştir. Bid’atin de küçüğü büyüğü olmaz. Bununla birlikte toplanıp, merasim tertip etmenin verdiği başka zararlar da vardır.

Mamafih, bu tarz merasimler “hizipleşmeye” sebebiyet vermektedir. Mevlit tertibi üzerinden insanlar, hiziplere ayrılmaktadır. Mevlit kamuflesiyle başka başka fitneler ortaya çıkmaktadır. Hepsinden de kat-ı nazar, faraza bu mesele çok mühim ve öncelikli bir mesele olmasa dahi; yapılan bu merasimler şer’an yanlıştır.

Bu hususta yanlışınızı söyleyen bir insana “Şimdibunun sırası mı?” diye itiraz edilmez. Yanlış bir şey mi söylemiş ki itiraz ediliyor? Madem meşru bir mesele değil, o zaman  neden terk etmiyorsunuz?  Demek bu şekildeki bir itiraz, acziyetten dolayı olayı manipüle etmektir. Neticede haklı bir itiraz yapılıyor. Yapılan ilmi tetkikatta yalan mı var? Yalansa ispat ediniz. Yalan değilse “Sonuna kadar haklı” deyiniz. Bu fitneye düşenlere de  “Bu bid’ayı terk edin!” deyiniz. Bir taraftan ölüm günü için yapılan merasimleri harıl harıl devam ettirin, diğer yandan “Bunun sırası mı?” deyin. Demek sizin maksadınız üzüm yemek değil, bağcıyı dövmektir.

Evvela mevlit adı altında, üstat Bediüzzaman Said Nursi için toplanarak merasimler gerçekleştirilmeye başlandı. Devamında ise HacıHulusi Bey için aynı merasim düzenlendi. Şimdi ise Sungur ağabey başta olmak üzere, üstat Bediüzzaman Said Nursi’nin hizmetinde bulunan diğer kişiler için, aynı merasimi yapıyorlar. Dikkat edildiğinde, bu işin sonu gelmiyor ve arkası kesilmiyor.

Bütün cemaatler bu konuyu, birbirinden görerek taklit etmeye başladılar. Bu merasimi tertip ederken de, “ibadet” niyetiyle yapıyorlar. Bu gibi merasimler sayesinde, Müslümanlar bölündükçe bölünüyor. Bunu örgütsel bir faaliyet haline getiriyorlar. Korona bir kişideydi, şimdi ise bütün dünyayı istila etti. Başa çıkılamıyor. İşte bu fitne de virüs gibi bütünü alem-i islam içinde yayılıyor.

Peygamberimiz (a.s.m) İslam’ın ilk dönemlerinde, insanların bu zaafiyetinden dolayı kabir ziyaretlerini yasaklamıştı. Sonradan ise belli şartlar muvacehesinde izin verdi. Demek çoğu “bid’at”lar ve “dalalet”ler ölüm sebebiyle hayatımıza giriyor.

Evvela, mevlit diye başlandı. Bunun önü alınmayınca, şimdi de “Madem mevlit okunabiliyor, o zaman kabir başında Risale-i Nur da okuruz”a dayandı. Bunu gören diğer cemaatler ise, kabir başında zikir çekmeye başladılar.  Böylelikle  ümmetin 1442 yıldır yaptığı uygulamalardan i’raz edip, bid’alara yol açıldı. Bu konuyu inşallah, önümüzdeki yazımda işleyeceğim.

Selam ve dua ile

Fiemanillah