Olumsuzluklardan şikâyet edip o olumsuzluklara kapı aralayan, hatta yücelten bir dil kullanan “bir kısım medya”dan daima şikâyetçi oldum.
Son zamanlarda üst üste yaşanan gelişmeler, gayrı ahlaki olayların gayet sıradan olaylarmış gibi yazılıp çizilmesi, uluorta her yerde konuşulması (10-11 yaşlarındaki çocuklar bile bunlardan haberdar) bu konuyu gündeme almama sebep oldu.
Geçtiğimiz günlerde Murat Bardakçı da sıklıkla midemi bulandıran hususlardan birini yazmış, ‘magazin’ adı altında servis edilen haberlerin dilinin, sunum şeklinin kalitesiz olduğunu vurgulamıştı. Murat Bardakçı’nın “Cesur poz” dedikleri, ucuz teşhirciliktir!” başlıklı yazısı için teşekkür ederim. Ellerine, kalemine sağlık.
Sadece bu değil. O kadar çok olumsuz örnek var ki. İsterseniz bir kaçını yeniden hatırlatalım.
Midemi haddinden fazla bulandıran bir diğer tabir “Yasak aşk”. Zinanın, ahlaksızlığın adını “Yasak Aşk” koymak acaba hangi aklı evvelin işi?
Sadece bizim toplumumuzda değil dünyanın kahir ekseriyetinde ayıplanan, kınanan, hoş görülmeyen ensest ilişkiyi dahi yasak aşk olarak nitelendirmek bizdeki bir kısım medyaya mahsus.
Magazin basının (gerçi böyle bir basının varlığı da ayrı bir problem) dili inancımıza, kültürümüze, örfümüze taban tabana zıt.
Doğrudan muhatap aldığı hatırı sayılır bir kitle yok.
Bu tür haberlerin zaman zaman ana haber bültenlerinde de yer alması ayrı bir garabet.
Benim ustamın tabiriyle eşeğin aklına karpuz kabuğunu düşürüp sonra da durumdan ve sonuçlarından şikâyet etmek de bize mahsus.
Allah için söyler misiniz evli bir adamı ayartıp her gün gazetelerde manşet olmak yetmeyince uyuşturucu kullanmak ve başkalarına temin etmekten hapis yatıp cezaevinden çıkışta adeta bir gazeteci ordusuyla karşılanmak “ünlü bir Türk büyüğü” muamelesi görmek nasıl izah edilebilir.
Ortalama Anadolu insanının evinde bile olmayacağı haliyle güya habersizce orada-burada yarı çıplak (hatta bazen tamamen çıplak) çekilen fotoğraflarla ne hedeflenmektedir?
İstanbul sözleşmesine ve 6284 Sayılı Kanun’a bu yazıda fazla girmek istemiyorum ama onları da yok sayamayız.
Sosyal ve ekonomik anlamda ülkenin yüzde 1 (bir) bile olmayan bir kesimin gazetelerin ve televizyonların gündeminin yarısından fazlasını teşkil etmesi de gelecek ile ilgili olumlu şeyler beklememize engel oluyor.
Cesur poz, düzeyli ilişki, seviyeli birliktelik, yasak aşk hangi kültürün, hangi medeniyetin kavramları olabilir? “nefes kesti”, “görücüye çıktı”, “büyüledi”, “yorgunluk attı”, “mankenlere taş çıkarttı”, düzgün fiziğini sergiledi”, “frikik verdi”, “pişti oldular” performans sergiledi gibisinden şablon ifadelere daha fazlasını da ekleyebilirsiniz.
Bir erkeğin kayınvalidesi ile zinasına bile “Yasak Aşk” tabiri ile manşetlere çekmek, yine güya bir sanatçının (!) ağabeyinin kızı ile ensest ilişkisini/zinasını “yasak aşkın fotoğrafları” diye milletin gözüne sokmak
Evlilik müessesesini ve aile yapısını ayaklar altına alan, yeri geldi mi tümden çöpe atan anlayış en son bir yazarla yeniden hortladı.
Sözde yazarın röportajında, hiçbir ahlaki ölçüye sığmayan şu ifadeleri tabiri caizse kanımı dondurdu: “İnsanlar Avrupa’ya gidip geliyor. İki ay yurtdışında kalıp çok şey öğrenebiliyor. Mesela swinger (eş değiştirme) ilişkiler; her yerde barları var. Özellikle eğitim seviyesi yüksek eşler hafta sonları o tip yerlere gidiyorlar. Bence sorun yok. Eşler buna müsaitse, bu tip ilişkiler evliliğin ömrünü uzatabilir.”
Ardından Aile bakanının evli olmayan, aile olmayan birini “geçmiş olsun” diye araması ve benzer olaylar içinde bulunduğumuz durumun yeniden gözden geçirilmesi ve gerekli tedbirlerin alınmasını sizce de gerekli kılmıyor mu?
Anayasa’da teminat altına alınan ailenin, çocukların, toplumun ve neslin korunması ile ilgili bazı maddeleri ilga mı oldu yoksa?