AK Parti, rakipsiz AK Parti’yi yenmiştir

Abone Ol

‘Tüm seçmenin beklentisi, seçim öyle sonuçlansın ki, hem AKP iktidar olsun ama iyi de bir ders alsın, HDP barajı aşsın ama süreci bozmak değil, iyi ve hayırlı yönde sonuçlanmasına katkıda bulunsun, MHP de hala kendisine yönelik bir umudun var olduğunu görsün ve ona göre kendisine çeki düzen versin, CHP ise sen bu gidişle senden ne anamuhalefet ne iktidar olur mesajını verdi ve fakat kantarın topuzu fazla kaçtı…’ şeklinde kamuoyuna hâkim olan yorumların ötesinde, seçimlerin bu sonucu vermesine sebep olan AK Parti tahtında müstetir faktörler vardır.

Elbette seçimle ilgili yapılan tüm analizler ve yorumlar kıymetlidir ve AK Parti bütün analiz ve yorumlara titizlikle önem vermelidir.

Benim gibi bu ülkenin tam ortasında, İç Anadolu’da, Kayseri’de yaşayan, sıradan bir Müslüman zaviyesinden görünen odur ki;

Barış sürecinde hedef Türk ve Kürt kardeşliğinin tesis edilmesiydi.

Bu hedefe ulaşılamamasında korkulan şey, Türk ve Kürt bloklaşmasıydı. Maalesef korkulan, (iç ve dış desteklerle) HDP ve MHP de, Türk ve Kürt kökenlerinin kaşınan kavmiyetçilik üzerinden bloklaşmasına itildi ve bu seçimlerde HDP ve MHP’nin yükselişiyle tezahür etti.(Buradan MHP’nin yükselişini esefle karşıladığım çıkarılmasın lütfen)

Barış sürecinin muhatabının HDP ve PKK olduğu algısının yaygınlaşması, MHP’de kavmi endişelerle, Türklerin yoğunlaşmasına sebep olurken, PKK ve HDP ye bırakılan geniş serbest alan bir özgüven oluşturarak, Kürtlerin kavmiyet üzerinden HDP’de yoğunlaşmasının yolunu ardına kadar aştı. Oysa barış sürecinin temeli doğru bir şekilde, devletle milletin barış süreci ve devletin demokratik restorasyonu olarak kurulsa ve anlatılabilseydi, bu bloklaşmaya giden yollar kapatılmış olacaktı.

Doğal olarak barış süreci, kendisine oy veren Türk milliyetçilerini uzaklaştırıp, MHP’ye yönlendirirken, HDP ve PKK’ya birçok taviz vermesinin sebebi olan Müslüman Kürt seçmen kitlesini kendisine çekemedi, aksine HDP’de bloklaşmasına sebep oldu.

Öte yandan; 28 Şubat gibi bir post modern darbe ardından, tek başına iktidar olmak ve bu iktidarı, bugünkü Yunanistan’dan daha kötü durumdaki ülkeyi 10 yıl boyunca bugüne getirmek, büyük bir başarıdır. İçeride ve dış politikada bu ülkeye AK Parti eliyle yapılan ekonomik, sosyal ve siyasi hizmetleri saymakla bir köşe yazısına sığdırılamaz.

İşte bu gün AK Parti’nin yapması gereken, kendisi açısından olumsuz, beklentilerinin çok altında gerçekleşen seçm sonuçlarını değerlendirirken, bu sonucu, kendi dışında birçok unsura bağlamadan, ‘Bunca hizmetimi göz ardı ettirecek nasıl bir hata işlemiş olmalıyım?’ sorusunu içtenlikle ve cesaretle kendisine sormasıdır.

Çünkü bu seçim sonuçları da göstermektedir ki, AK Parti’nin kendisinden başka bir siyasi rakibi yoktur.

Yani bu seçimin sonucu şudur; AK Parti, AK Parti’yi yenmiştir…

Bu uzun iktidar sürecinde, AK Parti, benim tespitlerime göre işletmelerde ‘İşletme körlüğü’ denilen körlüğe benzer bir ‘iktidar körlüğü’ ne yakalanmıştır.

Bu körlük, ülke tarihiyle eş değer, ‘ceberrut bir devlet’ rejimiyle bir mücadele tarihine ve kültür mirasına sahip ‘dava ve yol’ arkadaşlarını görmesine ve unutulmasına sebep oldu.

Bu ‘dava ve yol’ arkadaşlarının çoğu, AK Parti siyasi organizasyonu içinde yer almadığı halde, dışarıda geniş toplum ve seçmen kitlesi ile AK Parti’nin kültürel düşünce ve ahlaki değerler bağı kurup olumlu kanaat oluşturmakta idi.

Zamanla AK Parti iktidarı etrafında oluşan, medya kanallarında, danışman kılığında peydahlanan, AK Parti’nin, olumlu/olumsuz her davranışına Kur’an-ı Kerim’den, Hadisi şeriflerden delil getiren çakma İslamcı taraftarları, bakanlıklardan belediye başkanlıklarına kadar uzanan iktidar erkini kuşatan menfaatçi yağ tabakası ve onların kamuoyunda oluşturdukları olumsuz imaj, Paralel Yapı elemanlarına tanınan geniş yetkiler ve verilen tavizler, AK Parti ile geniş toplumsal kitleler arasında bağ ve olumlu kanaat oluşturan ‘dava’ arkadaşlarının kopmasına sebep oldu.

Bu ‘İktidar körlüğü’ aynı zamanda, yola çıkarken AK Parti’nin kendisine temel ilke olarak belirlediği, ‘3Y’ (Yolsuzluk/Yoksulluk/Yasaklar ile mücadele) prensibinin 2 ‘Y’ sini örttü ve yoksullukla mücadelede de olması gerekenler gerçekleşmedi. Kendi kültürel hinterlandı olan İslam ve Türk coğrafyası ile kurduğu siyasi ve ekonomik ilişkiler elbette takdire şayandır. Ve fakat kendisine destek veren, en azından sempati besleyen yoğun Anadolu insanını bir an önce kalkındırma çabasıyla örtüştürüp birlikte yürütemedi.

Birçok eğilimi bünyesinde toplayan iktidarlarda, denetim dışı bir takım defolu insanların çıkması eşyanın tabiatı gereğidir fakat anında müdahale edilmeliydi. Hatta, paralelin provokasyonuyla muhalefetin diline dolamasına sebep olan yolsuzlukla ilgili olaylara anında müdahale etmeli ve sorumlularının acımadan fişi çekmeliydi.

Bu ‘İktidar körlüğü’, ‘İktidar kibri’ ile örtüşünce kaçınılmaz olarak, siyasi rakibi olmayan AK Parti’ye karşı bir rakip çıkardı.

Öte yandan AK Parti yalnızca paralel tarafından aldatılmadı.

Bünyesine barış sürecine katkıda bulunması için aldığı kripto ‘Müslüman Kürtler’ ile barış sürecinin siyasi muhatap kanadı haline getirmeye çalıştığı HDP tarafından aldatıldı.

Arzulanan hedef, dağdaki terör örgütünü indirip, topluma kazandırarak tasfiye etmek, HDP çatısında siyasi bir organizasyon ile sivilleşme ve toplumsal bütünleşme iken, Mecliste 80 milletvekiliyle temsil edilen bir siyasi partiye ve onlarca belediye ve belde yönetimine sahip bir terör örgütü kompozisyonu ortaya çıkma tehlikesine kapı açılmış oldu.

AK Parti, ‘İktidar körlüğünü’ giderecek ehliyette insanlara sahip olduğu gibi, oluşan ‘iktidar kibrini’ giderecek erdemi de bünyesinde taşımaktadır.

Özetle, iktidarı AK Parti’ye kaybettiren AK Parti, ‘Ak Parti’ gibi davranırsa, 7 haziran seçim sonucu olan krizi, hem kendisi hem ülke için bir fırsat ve imkana dönüştürebilir…