Hayatın karmaşık akışı içinde insanoğlanı en çok yoran şey; geleceğin belirsizliği, sorumlulukların ağırlığı ve kontrol edemediği neticelerin yarattığı kaygıdır. İnsanın bu dünyadaki duruşunu belirleyen en kritik eşik ise gayret ile teslimiyet arasındaki o ince çizgiyi doğru çizebilmesidir. İşte tam bu noktada karşımıza çıkan geleneksel ve ezeli bir kavram vardır: Tevekkül.
Ne var ki çağımızda tevekkül kavramı, sıklıkla yanlış anlaşılmakta ve edilgen bir bekleyiş, sorumluluktan kaçış ya da bir tür hayat karşısında pasifleşme olarak algılanmaktadır. Oysa hakiki tevekkül; ne hayatın akışına duyarsız kalmak ne de tedbiri bir kenara bırakıp mucize beklemektir.
Hakiki tevekkülün sacayağını üç temel unsur oluşturur: Akıl, beden ve kalp.
İlk adım, aklın hakkını vermektir. İnsan, karşı karşıya olduğu her hukuki, sosyal ya da kişisel meselede aklını kullanmak, riskleri doğru analiz etmek ve gerekli olan tüm tedbirleri eksiksiz almakla yükümlüdür. Tedbirsiz bir bekleyiş, tevekkül değil; basiretsizliktir. Nitekim köklü ilkemizde de ifade edildiği üzere, deveyi bağlamadan tevekkül etmek, aklın ve hikmetin ilkelerine ters düşer.
İkinci adım, bedenin hakkını vermektir. Yan gelip yatarak netice beklemek insani ve ahlaki sorumlulukla bağdaşmaz. İnsan, üzerine düşen vazifeyi son ana kadar büyük bir kararlılık ve emekle yerine getirmek zorundadır. Alın teri dökülmeden, gayret gösterilmeden istenen bir netice, meşru bir beklenti olamaz.
Ancak aklın tedbiri ve bedenin emeği de tek başına yeterli değildir. Sürecin en nihai ve en yüksek makamı, kalbin tutumudur. İnsan elinden gelen her şeyi yaptıktan, tüm imkanları seferber ettikten sonra durmayı ve kalbini mutlak kudret sahibine havale etmeyi bilmelidir. Sonucu kendi zekasından, gücünden veya imkanlarından bilmek bir kibir; neticeyi elde edemeyince dünyayı başına yıkılmış saymak ise bir inanç zafiyetidir.
Özetle hakkıyla tevekkül; akılla tedbir almak, bedenle çalışmak, kalple ise yalnızca Allah’a dayanıp sonucu O’na havale etmektir.
Bunu başarabilen insan, hem dünyevi sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmenin vicdani rahatlığını yaşar hem de ruhunu kemiren yersiz kaygılardan özgürleşir. Zira bilir ki gayret insandan, takdir ise zamanı ve ölçüyü koyan Yüce Yaratıcı’dandır.