AKIN GÜRLEK DÖNEMİ VE TÜRKİYE’DE YENİ ADALET DOKTRİNİ

Abone Ol

Türkiye’de suçla mücadelede yeni bir dönem şekilleniyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in son açıklaması, yalnızca İstanbul, Antalya ve Gaziantep merkezli üç ayrı soruşturmanın bilançosunu ortaya koymuyor; aynı zamanda Türkiye’nin suç, suç geliri, kamu zararı ve ekonomik suçlarla mücadelede benimsediği yeni yaklaşımın da çerçevesini çiziyor.

Bu yaklaşımın merkezinde artık yalnızca “suçu işleyeni yakalamak” değil, suçun ekonomik altyapısını ortadan kaldırmak bulunuyor.

77 şüpheliye yönelik 11 ilde gerçekleştirilen operasyonlar; yasa dışı bahis gelirlerinden Hazine taşınmazlarına, uluslararası para hareketlerinden usulsüz KDV iadelerine kadar birbirinden farklı görünen üç dosyayı aynı noktada buluşturuyor: Kamu düzenine ve kamu kaynaklarına yönelen suçun ekonomik damarlarını kesmek.

Akın Gürlek döneminde belirginleşen yeni adalet anlayışının en dikkat çekici unsurlarından biri mali soruşturmaların klasik ceza soruşturmalarının tamamlayıcı unsuru olmaktan çıkıp mücadelenin merkezine yerleşmesi.

İstanbul’daki soruşturmada Dinamikpay Elektronik Para ve Ödeme Hizmetleri A.Ş. üzerinden 2024-2025 döneminde yaklaşık 17,9 milyar TL'lik para transferi hacmi tespit edildiği açıklanıyor. Operasyonla birlikte araçlara, konutlara ve arsalara el konulması; banka ve kripto para hesaplarına bloke uygulanması, soruşturmanın yalnızca şüphelilerin yakalanmasına odaklanmadığını gösteriyor.

Gaziantep dosyasında da benzer bir tablo var. Şüpheli kişi ve şirket hesaplarında 13 milyar 760 milyon TL'yi aşan para hareketinden söz edilirken yaklaşık 570 milyon TL değerindeki malvarlığına el konuluyor.

Ortaya çıkan yaklaşım açık:

Suç örgütünü dağıtmak yetmez; suçtan elde edilen ekonomik gücü de ortadan kaldırmak gerekir.

Çünkü organize suç yapılanmalarının gerçek devamlılık gücü yalnızca insan kaynağından değil, sahip oldukları finansman kapasitesinden gelir.

KAMU MALINA UZANAN EL DE AYNI SİSTEMİN HEDEFİNDE

Yeni dönemin ikinci önemli başlığı ise kamu kaynaklarının korunması.

Antalya'daki soruşturmanın merkezinde Kemer'deki Hazine taşınmazları bulunuyor. Açıklamaya göre mevzuatta öngörülen şartlar oluşmadığı hâlde bazı Hazine taşınmazlarının belirli kişilerin üzerine geçirildiği ve kamu zararına yol açılarak ekonomik menfaat sağlandığı tespit edildi.

İncelemeye alınan 80 Hazine taşınmazının yaklaşık 10 milyar TL'lik ekonomik büyüklüğe sahip olduğunun değerlendirilmesi, meselenin boyutunu ortaya koyuyor.

Burada verilen mesaj, yasa dışı bahis veya organize suç soruşturmalarından daha geniş bir anlam taşıyor.

Devletin malı, milletin malıdır.

Dolayısıyla kamu görevini veya kamu gücünü kullanarak bu kaynakların belirli kişi ya da grupların çıkarına aktarılması iddiası da yeni adalet yaklaşımında doğrudan mücadele alanlarından biri hâline geliyor.

MASAK, SAVCILIK, EMNİYET VE JANDARMA: ENTEGRE MÜCADELE

Akın Gürlek döneminde belirginleşen üçüncü unsur ise kurumlar arası koordinasyon.

Savcılıklar, MASAK, Emniyet ve Jandarma aynı soruşturma mimarisinin farklı parçaları olarak hareket ediyor.

Banka hesapları inceleniyor.

Kripto varlıklar takip ediliyor.

Şirketler ve para transferleri araştırılıyor.

Taşınmazların ekonomik büyüklükleri belirleniyor.

Suçtan elde edildiği değerlendirilen malvarlıklarına yönelik tedbirler uygulanıyor.

Böylece klasik anlamdaki “yakala-gözaltına al-yargıla” zincirinin yanına güçlü bir ekonomik mücadele hattı ekleniyor.

Bu nedenle yeni dönemin adalet doktrinini tek cümleyle tarif etmek gerekirse:

Suçun yalnızca failini değil; parasını, malvarlığını, şirket ağını ve finansal sistem içerisindeki izini de takip eden bütüncül mücadele modeli.

YENİ NESİL SUÇA, YENİ NESİL SORUŞTURMA

Bu değişim aynı zamanda zorunluluk.

Çünkü suç dünyası da değişti.

Bugünün organize suç yapılanmaları yalnızca sokakta faaliyet gösteren klasik örgütlerden ibaret değil. Elektronik ödeme sistemleri, şirketler, kripto varlıklar, uluslararası para transferleri ve çeşitli ticari işlemler suç gelirlerinin gizlenmesi veya dolaşıma sokulması için kullanılabiliyor.

Dolayısıyla devletin suçla mücadele yöntemlerinin de bu dönüşüme ayak uydurması gerekiyor.

Yeni nesil suç örgütleri varsa, yeni nesil soruşturma yöntemleri de olmak zorunda.

Akın Gürlek döneminin karakteristik yönlerinden biri tam olarak burada ortaya çıkıyor: Ceza soruşturması ile mali soruşturmanın aynı anda ve birbirini besleyecek biçimde yürütülmesi.

“DOKUNULMAZ ALAN YOK” ANLAYIŞI

Son dönemde yürütülen soruşturmaların ortak mesajlarından biri de suçun kim tarafından veya hangi görünüm altında işlendiğinden ziyade delilin ve para hareketinin esas alınması.

Yasa dışı bahis ağı da olsa, kamu taşınmazlarının usulsüz biçimde devredildiği iddiası da olsa, şirketler üzerinden gerçekleştirildiği değerlendirilen milyarlarca liralık para trafiği de olsa aynı yaklaşım devreye giriyor.

Bu anlayış sürdürülebilir ve hukukun üstünlüğü ilkesi içinde kararlılıkla uygulanabilirse, Türkiye açısından önemli bir paradigma değişikliğine dönüşebilir.

Çünkü güçlü devlet yalnızca suçluyu yakalayan devlet değildir.

Suçtan kazanmayı zorlaştıran devlettir.

ADALETİN YENİ CAYDIRICILIĞI: SUÇTAN KAZANAMAMAK

Ceza hukukunun en önemli amaçlarından biri caydırıcılıktır. Ancak özellikle ekonomik ve organize suçlarda yalnızca hapis cezası tehdidi her zaman yeterli olmayabilir.

Suçtan milyarlarca liralık ekonomik güç elde edilebiliyor ve bu servet korunabiliyorsa suç örgütleri kendilerini yeniden üretme kapasitesini sürdürebilir.

Bu nedenle malvarlığı tedbirleri, hesap blokeleri ve suç gelirlerinin takibi yeni mücadele anlayışının kritik ayağını oluşturuyor.

Mesaj artık yalnızca:

“Suç işlersen yakalanırsın” değil.

Aynı zamanda:

“Suçtan elde ettiğin ekonomik gücü de koruyamazsın.”

TÜRKİYE'NİN YENİ ADALET DOKTRİNİ

Akın Gürlek’in açıklamasındaki üç farklı soruşturmayı aynı fotoğraf içerisinde değerlendirdiğimizde yeni dönemin temel ilkeleri belirginleşiyor:

Faili bul.
Parayı takip et.
Suç gelirine ulaş.
Malvarlığına tedbir koy.
Kamu zararını ortaya çıkar.
Finansal ağı çöz.
Kurumları birlikte çalıştır.

Türkiye'nin yeni adalet doktrini giderek bu eksende şekilleniyor.

Ve bu doktrinin başarısı yalnızca kaç kişinin gözaltına alındığıyla değil; suç ekonomisinin ne ölçüde küçültüldüğü, kamu kaynaklarının ne ölçüde korunduğu, suçtan elde edilen gelirlerin ne ölçüde geri alınabildiği ve bütün bunların hukuk devleti ilkeleri içerisinde ne kadar sürdürülebilir hâle getirildiğiyle ölçülecek.

Akın Gürlek döneminin önümüzdeki yıllarda nasıl hatırlanacağını da büyük ölçüde bu sonuç belirleyecek.

Eğer bu çizgi kurumsallaşırsa, Türkiye’de suçla mücadelede yeni dönemin temel cümlesi şimdiden yazılmış olabilir:

Suçun peşinden gitmek yetmez; suçun gücünü aldığı ekonomik düzeni de dağıtmak gerekir.