☰
✕

ALGORİTMALAR ÇAĞINDA “DÜNYAYI OKURKEN” FREİRE’Yİ HATIRLAMAK

Abone Ol

Latin Amerika siyaseti, dünyanın geri kalanına göre biraz daha gürültülü, biraz daha sert ve çoğu zaman biraz daha öğreticidir. Brezilya’da geçen hafta yapılan başkanlık seçiminin ilk turu da bu tanımı doğruladı: 80 yaşındaki Lula da Silva yüzde 45, 45 yaşındaki Flávio Bolsonaro ise yüzde 47 oy aldı. 25 Ekim’deki ikinci tur, yalnızca bir ülkenin geleceğini değil, Latin Amerika’nın siyasi iklimini de belirleyebilir.

Seçimler sandığa gidip bir isme mühür vurmakla sınırlı değildir. Burada asıl soru şudur: İnsanlar yalnızca oy veriyor mu, yoksa kendi haklarını, şehirlerini, geleceklerini de tartışabiliyorlar mı? Bu soru, Brezilya’nın dünyaca ünlü eğitimcisi Paulo Freire’nin yarım asır önce sorduğu sorunun ta kendisidir. Brezilya’dan söz etmişken siyaset, demokrasi ve yönetime ortak olma bilincine yönelik ezilenlerin sandığa gittiklerinde bilinçli seçimler yapabilmeliydi. Freire’nin conscientização (eleştirel bilinç) adını verdiği bireyin kendi gerçekliğini şekillendiren koşullara dair derin ve sürekli gelişen bir farkındalık kazanması ve bu koşulları dönüştürme kararlılığı göstermesinin sağlanması daha önemlidir.

Harfleri değil dünyayı okumak

Geçen hafta tüm dünyada gösterime giren Catherine Murphy ve Iris de Oliveira’nin yönettiği Reading the World belgeseli, Freire’nin bu anlayışını 1963 yılında Brezilya’nın Angicos kentinde gerçekleştirilen okuma-yazma çalışması üzerinden anlatıyor. Freire ve ekibi, aralarında üniversite öğrencileri, akademisyenler ve sosyal hizmet uzmanlarının bulunduğu bir grupla 300 yetişkin tarım işçisine eğitim vermek için Angicos’a gider. Sonuç şaşırtıcıdır: Yetişkinler yalnızca 40 saatlik eğitimle okuma-yazma öğrenir. Freire’nin hedefi yalnızca harfleri tanıyarak “kelimeyi (word) okumak” değil, “dünyayı (world) okumaktı”. İnsan, öğrendiğini kendi sorunlarını anlamak ve onları aşmak için kullanmalıydı.

Freire bunu “bankacı eğitim” diye adlandırdığı modele karşı kurdu. O modelde öğretmen bilgiyi öğrencinin zihnine yatırır; öğrenci ezberler, tekrar eder ve susar. Oysa gerçek eğitim, öğretmenin her şeyi bildiği, öğrencinin yalnızca dinlediği bir ilişki değildir. Öğretmen de öğrenci de öğrenir; herkesin deneyimi değer taşır. Freire buna “kültür çemberi” der: İnsanların birbirini susturduğu değil, birbirini dinlediği ortamlar.

Eğitim neden tehdittir?

Angicos deneyimi, yoksul ve kırsal kesimi siyasetin dışında tutan bir düzeni sarsıyordu. Bu yüzden de iktidarları rahatsız etti. 1964 askeri darbesinin ardından çalışma sona erdi; Freire 70 gün hapse girdi, sonra sürgüne gönderildi. Eski öğrenciler ise eğitim materyallerini yakmak, film makaralarını korumak için toprağa gömmek zorunda kaldı.

Bu tablo, eğitimin “tarafsız” olmadığını hatırlatır. Eğitim; güçle, kimlikle, eşitsizlikle ve siyasetle iç içedir. Bu nedenle bir toplumda kimin neyi öğrenebileceği, kimin konuşabileceği ve kimin karar verebileceği her zaman politik bir meseledir.

Sandık, bir okuma sınavıdır

Bir seçim, toplumun ortak bir okuma sınavı gibidir. Adayların sözleri, ekonomik tablolar, sosyal medyada dolaşan görüntüler, yalan haberler ve duygusal çağrılar; hepsi okunmayı bekleyen metinlerdir. Seçmen bu metinleri eleştirel bir gözle okuyabiliyorsa sandık bir tercih alanına dönüşür. Okuyamıyorsa, sandık başkasının yazdığı hikâyeye imza atma yeri haline gelir.

“Bankacı eğitim” okuldan sonra siyasette de “bankacı siyaset” olarak karşımıza çıkıyor. Siyasetçiler seçmeni bilgilendirmek yerine korkutmakta, tartışma açmak yerine düşman üretmekte ve politikaları anlatmak yerine sloganları tekrarlamaktadır.

Algoritmalar çağında Freire

Bugün Freire’yi yeniden okumak için daha güçlü bir nedenimiz var: Yapay zekâ ve algoritmalar sınıflara hızla giriyor. Teknoloji öğrenmeyi kolaylaştırabilir; ama merakın, diyaloğun ve insanı gerçekten dinlemenin yerini tutamaz. Eğitimin özü, ekrana bakmak değil; insani bir karşılaşmadır.

Dezenformasyonun arttığı, tarihin çarpıtıldığı ve eleştirel düşüncenin küçümsendiği bir dönemde Freire’nin çağrısı hiç eskimedi: Bize sunulan dünyayı olduğu gibi kabul etmeyelim. Soru soralım, konuşalım, birlikte düşünelim. Çünkü dünyayı okumak, yalnızca olup biteni anlamak değildir; onu değiştirebileceğimizi fark etmektir.

Freire’nin sözü her şeyi özetler: “Eğitim dünyayı değiştirmez. Eğitim bireyleri değiştirir. İnsanlar da dünyayı değiştirir.”