☰
✕

ALLAH VARSA GÖSTER: YANLIŞ SORUNUN FELSEFESİ

Abone Ol

“Allah varsa göster!”

Ateist düşüncenin en sık başvurduğu itirazlardan biri budur.

İlk bakışta güçlü bir soru gibi görünür. Oysa biraz düşününce, sorunun daha başlangıçta ciddi bir kategori hatası üzerine kurulduğu görülür.

Çünkü bir şeyi gözle görebilmek için onun fiziksel görmenin konusu olması gerekir.

Biz bir ağacı, taşı, insanı veya gezegeni neden görebiliyoruz?

Çünkü bunlar fiziksel evrenin içindeki maddi varlıklardır. Işık bu nesnelerle etkileşir, gözümüze ulaşır, retina tarafından sinirsel sinyallere dönüştürülür ve beyin tarafından görsel algı hâline getirilir.

Yani gözün gördüğü şeyler, fiziksel düzenin içindeki varlıklardır.

Şimdi soruyorum:

Allah neden bu kategoride olmak zorunda olsun?

Allah’ı “göster” demek, farkında olmadan Allah’ı masa, taş, yıldız veya insan gibi fiziksel evrenin içerisinde bulunan bir nesne olarak tasavvur etmektir.

Oysa İslam’ın Allah tasavvuru daha başlangıçta bunu reddeder.

Allah cisim değildir.

Madde değildir.

Mekân içinde yer kaplayan bir varlık değildir.

Işığı yansıtan fiziksel bir nesne hiç değildir.

Öyleyse maddi gözle görülebilmek neden Allah’ın varlığının şartı olsun?

Tam tersine, eğer bana “İşte Allah şurada duruyor” diyerek fiziksel bir nesne gösteriyorsanız, İslam açısından asıl problem o zaman başlar.

Çünkü gördüğünüz şeyi Tanrılaştırmak, tevhid değil; insanlığın binlerce yıllık putçuluk tecrübesine geri dönmektir.

İnsan Güneş’i gördü, Tanrı dedi.

Ay’ı gördü, kutsallaştırdı.

Yıldızları gördü, onlara ilahlık yükledi.

Taştan heykel yaptı, önünde eğildi.

İnsanlık tarihinde paganizmin temel yanılgılarından biri tam olarak budur:

Görülebileni mutlaklaştırmak.

Tevhid ise bunun karşısında büyük bir zihinsel devrim gerçekleştirdi:

Gördüğün hiçbir şey Allah değildir.

Kur’an’ın “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur” hükmü, bu düşüncenin en güçlü ifadelerinden biridir.

(Şûrâ, 42/11)

Yine Kur’an:

“Gözler O’nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder.”

der.

(En‘âm, 6/103)

Burada asıl üzerinde düşünülmesi gereken kavram ise imandır.

Gördüğüm masanın varlığına iman etmem.

Güneş’e iman etmem.

Karşımda duran insana iman etmem.

Çünkü bunların varlığı doğrudan duyusal tecrübemin konusudur.

İman başka bir epistemik alana aittir.

İman; gözün önünde duran bir nesneyi kabul etmek değil, görünen varlıklardan hareketle görünmeyenin hakikatine ulaşmaktır.

Elbette bu, “görülmeyen her şeye inanılır” anlamına gelmez.

Aksine insan aklını kullanır.

Varlığı sorgular.

Evren neden var?

Hiçlik yerine neden bir şeyler var?

Maddenin varlığının nihai açıklaması nedir?

Tabiat kanunları neden vardır?

Bilinç nasıl ortaya çıkmıştır?

İnsan neden hakikati aramaktadır?

İşte Allah meselesi burada tartışılır.

Allah’ın varlığı meselesini yalnızca “göster” kelimesine indirgemek, metafizik bir problemi fizik laboratuvarındaki nesne arayışına çevirmektir.

Bu, “adaleti göster”, “matematiği göster” veya “mantık yasasını masanın üzerine koy” demeye benzer. Bunların gerçekliğini tartışabilirsiniz; fakat onları fiziksel nesne gibi göstermeyi istemek, tartışılan şeyin mahiyetini baştan yanlış anlamaktır.

Dolayısıyla mesele “Görmediğime inanmam” kadar basit değildir.

Çünkü insan bilgisinin tamamı çıplak gözle gördüklerinden ibaret değildir.

Akıl çıkarım yapar.

Delilleri değerlendirir.

Sonuçlara ulaşır.

Ve insan, görünen âlemin arkasındaki nihai hakikati sorgular.

Benim kanaatim şudur:

Allah’ın gözle görülmemesi iman açısından bir eksiklik değildir.

Çünkü Allah, ışığı yansıtan bir madde değildir.

Allah yaratılmış bir nesne değildir.

Allah evrenin içinde aranacak başka bir cisim değildir.

Bu nedenle “Allah varsa göster” sorusu, Allah’ın yokluğunu ispatlayan bir soru olmaktan çok, Allah kavramının yanlış bir ontolojik kategoriye yerleştirildiğini gösterir.

Asıl soru şudur:

Gördüğümüz bütün bu varlık âleminin nihai açıklaması nedir?

İşte iman tartışması burada başlar.

Ve tevhid burada putçuluktan kesin biçimde ayrılır:

Putçuluk gördüğünü Tanrılaştırır.

Tevhid ise gördüğün hiçbir şeyin Allah olmadığını söyler.

Allah’ı bir nesne hâline getirip sonra “Göster!” demek, önce Allah’ı putlaştırmak, ardından o putu bulamayınca Allah’ın bulunmadığını ilan etmektir.

Oysa Müslümanın iman ettiği Allah zaten o put değildir.

Belki de meselenin özü tek cümlede budur:

Gördüğüne Tanrı demek iman değil, putçuluktur; iman, görüneni Tanrılaştırmadan görünenden Yaratıcı’ya ulaşabilmektir.