Dünyanın en değerli madenlerinden biri olan altın, bir çıkıyor bir iniyor. Bazen zirveden daha büyük zirvelere giderken yatırımcılarını güldürüyor, bazen de özellikle altın borcu olanları hayal kırıklığına uğratıp ciddi kayıplarla karşı karşıya bırakıyor.
Büyüklerimiz hep söyler; uzun vadede en güvenilir liman altındır diye. Ben de buna büyük ölçüde katılıyorum. Çünkü altın tarih boyunca değerini koruyan yatırım araçlarından biri olmuştur. Ancak iş kısa vadeli al-sat yapanlara gelince durum değişiyor. Bir anda kazananlar olduğu gibi bir anda kaybedenler de olabiliyor. Bu nedenle altının günlük yükseliş ve düşüşlerine uzun vadeli yatırım yapanların çok fazla takılmaması gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta altın, bugün düştü diye yarın tamamen yok olacak bir maden değil.
Ancak bazı yatırımcılar kendi analizlerini yapmak yerine bazı kişilerin açıklamalarını dikkate alarak yatırım kararı veriyor. İşte tam da burada önemli bir sorun ortaya çıkıyor. Televizyon ekranlarında kesin konuşan, yorum yapan, geleceğe ilişkin rakamlar veren kişiler milyonlarca insanı etkileyebiliyor.
Geçtiğimiz gün televizyon ekranlarında finans analisti İslam Memiş ile Şamil Tayyar arasında yaşanan canlı yayın tartışmasını izlediğimde aklıma ilk gelen konu da bu oldu. Karşılıklı olarak "utanmaz adam", "şovmen", "terbiyesiz" gibi ifadelerin kullanıldığı tartışma kısa sürede gündemin en çok konuşulan olaylarından biri haline geldi.
Fakat ben tartışmanın hakaret boyutundan çok perde arkasında verilen mesaja odaklandım.
Şamil Tayyar'ın yaptığı açıklamalara ve sonrasında yaptığı paylaşımlara baktığımda, sadece bir kişiyi hedef alan bir eleştiriden ziyade daha genel bir sorgulama gördüm. Özellikle İslam Memiş'in açıklamalarının ve işlemlerinin incelenmesi gerektiğine yönelik çağrısı dikkat çekiciydi.
Burada açıkça belirtmek isterim ki İslam Memiş'i suçlamıyorum. Herkes tahminlerinde yanılabilir. Ekonomistler de yanılır, finans analistleri de yanılır, piyasalar da yanılır. Zaten geleceği yüzde yüz bilen hiç kimse yoktur.
Ancak benim dikkat çekmek istediğim nokta başka.
Bugün ekranlarda sürekli uzmanlar ve analistler görüyoruz. Deprem uzmanı, güvenlik uzmanı, terör uzmanı, ekonomi uzmanı, finans analisti, siyaset analisti, sosyal medya uzmanı ve daha niceleri...
Geçen gün bir programa denk geldim. Açıkçası şaşırdım. Neredeyse konuşan herkesin altında ayrı bir uzmanlık veya analist unvanı vardı. Deprem uzmanını anlarım. Terörle mücadele uzmanını da anlarım. Çünkü bunlar ciddi eğitim, tecrübe ve bilgi gerektiren alanlardır.
Peki her gün televizyon ekranlarında gördüğümüz tüm uzmanlar ve analistler gerçekten hangi kriterlere göre bu unvanları taşıyor?
İşte benim sorguladığım nokta tam olarak burası.
Çünkü ekran çok güçlü bir araçtır. Bir kişiyi tanınmış yaptığı gibi ona toplum nezdinde farklı bir kimlik de kazandırabilir. İnsanlar ekran karşısında konuşan kişileri sıradan biri olarak görmez. Onları bilgi sahibi, güvenilir ve yön gösterici kişiler olarak kabul eder.
Bu nedenle yapılan her açıklamanın da bir karşılığı vardır.
Bir finans analisti çıkıp altınla ilgili konuştuğunda binlerce insan bunu dikkate alabiliyor. Kimi gidip altın alıyor, kimi satıyor, kimi borçlanıyor, kimi yatırımını değiştiriyor. Sonuç olarak açıklamanın etkisi yalnızca ekranda kalmıyor, vatandaşın cebine kadar uzanıyor.
Şamil Tayyar'ı Türk siyasetini ve televizyon programlarını takip eden hemen hemen herkes tanır. Yıllardır ekranlarda gördüğümüz, düşündüğünü doğrudan söyleyen, zaman zaman sert çıkışlarıyla gündeme gelen bir isimdir. Kimileri görüşlerine katılır, kimileri eleştirir ancak haksızlık gördüğünde sessiz kalmayan ve düşündüklerini açık şekilde ifade eden bir karaktere sahip olduğu da bilinen bir gerçektir.
Bu nedenle İslam Memiş'e yönelik eleştirilerini yalnızca iki kişi arasında yaşanan bir polemik olarak okumuyorum. Ben burada biraz daha geniş bir sorgulama görüyorum. Ekranlarda uzman veya analist sıfatıyla konuşan kişilerin toplum üzerindeki etkisine dikkat çeken bir yaklaşım görüyorum. Zaten tartışmanın büyümesine neden olan konu da kişisel bir mesele olmaktan çok, milyonlarca insanın yatırım kararlarını etkileyebilecek açıklamalar üzerinden yürüyen bir hesap sorma refleksi gibi duruyor.
İşte bu noktada Şamil Tayyar'ın dile getirdiği manipülasyon ihtimali üzerinde de durmak gerekiyor. Ben burada kesin bir suçlama yapmıyorum. Böyle bir tespiti yapacak olan kurumlar ve yetkililerdir.
Ancak şu soru sorulabilir:
Bir kişinin yaptığı açıklamalar piyasaları etkiliyorsa, bu açıklamalar ne kadar denetleniyor?
Bir başka soru daha sorulabilir:
Uzman veya analist sıfatıyla ekranlara çıkan kişilerin kullandığı ifadeler yatırımcı üzerinde yönlendirici bir etki oluşturuyor mu?
Bu soruların cevaplanması gerekiyor.
Çünkü bugün kuyumculuk sektöründe faaliyet gösteren insanlar da var, finans sektöründe faaliyet gösteren insanlar da var. Piyasanın yükselmesini isteyen de olabilir, düşmesini isteyen de olabilir. Bunlar hayatın doğal akışı içerisinde bulunan durumlardır. Ancak vatandaşın güven duyarak takip ettiği kişilerin açıklamalarının etkisi her zaman göz önünde bulundurulmalıdır.
Benim düşünceme göre devletin ilgili kurumları ekranlarda uzman ve analist sıfatıyla konuşan kişileri daha yakından takip etmelidir. Eğer bir kişi belirli bir konuda uzman veya analist olarak kamuoyuna sunuluyorsa bunun belirli kriterleri olmalıdır.
Ayrıca RTÜK'ün de bu konuda daha hassas davranması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yalnızca açıklama yapan kişiler değil, o kişilere sürekli mikrofon uzatan televizyon kanalları ve programlar da kamuoyuna karşı sorumluluk taşımaktadır.
Belki de vatandaşın zarar görmesine neden olan şey yalnızca yanlış çıkan bir tahmin değildir. Belki de sorun, tahmin ile yönlendirme arasındaki çizginin zaman zaman belirsiz hale gelmesidir.
Bir diğer konu ise Tüketici Hakları açısından değerlendirilmelidir. Çünkü insanlar güven duydukları isimlerin açıklamalarını dikkate alarak ekonomik kararlar verebiliyor. Bu nedenle yapılan açıklamaların toplum üzerindeki etkisi göz ardı edilmemelidir.
Gelelim canlı yayındaki tartışmaya...
Şamil Tayyar'ın görüşlerine katılan da olur, katılmayan da. İslam Memiş'in analizlerini doğru bulan da olur, eleştiren de. Bunların tamamı demokratik tartışmanın bir parçasıdır.
Ancak hangi konuda olursa olsun, hakaretlerin havada uçuştuğu tartışmaların topluma fayda sağladığını düşünmüyorum. Çünkü ekran karşısında milyonlarca insan var. Evindeki vatandaş senin öfkeni, gerginliğini ve kullandığın dili de izliyor.
Ağızdan çıkan söz bazen saniyeler içinde söylenir ama etkisi uzun süre kalır.
Belki de bu olaydan çıkarılması gereken asıl ders şudur:
Altının yükselip düşmesinden daha önemli olan şey, vatandaşın güvenini kimin yönlendirdiği ve bu güvenin nasıl korunduğudur.