SAHADA KAZAN, MASADA TESCİL ET
Suriye sahasında bugün ilan edilen tablo, bir gecede oluşmuş bir “anlaşma” değil; yıllara yayılan bir devlet aklının, sabırla örülmüş güvenlik mimarisinin ve kararlı bir stratejik takibin sonucudur. Ankara’nın yaptığı tam olarak şudur: Sahada oyunu bozmak, masada o bozulan oyunu kalıcı biçimde tescil etmek.
Şam yönetimi ile YPG/SDG arasında imzalanan 14 maddelik metin, kağıt üzerinde bir “entegrasyon” belgesi gibi sunulsa da gerçekte Türkiye’nin güneyinde kurulmak istenen fiili özerklik denemesinin resmen çöküş ilanıdır. Yani mesele bir mutabakat değil, bir tasfiye belgesidir.
ANKARA’NIN GÖRÜNMEYEN ELİ
Bu noktaya gelinmesinde en kritik unsur, Ankara’nın sahayı hiçbir an boş bırakmayan çok katmanlı takibidir. Milli İstihbarat Teşkilatı, sürecin tamamında sahada anlık istihbarat ve temas trafiğini yürütürken; Milli Savunma Bakanlığı askeri dengeyi, Dışişleri Bakanlığı ise diplomatik zemini eş zamanlı olarak tahkim etti.
Bu koordinasyonun temel amacı netti:
Türkiye’ye yönelen mevcut tehditleri ortadan kaldırmak ve “yeni bir tehdidin” doğmasına daha filiz halindeyken izin vermemek. Bugün gelinen noktada bu hedefin sahada karşılık bulduğu açıkça görülüyor.
ÖZERKLİK SENARYOSUNUN ÇÖKÜŞÜ
14 maddelik metnin özü şudur:
• YPG/SDG adı altında ayrı bir silahlı ve siyasi yapı kalmıyor,
• Enerji kaynakları ve sınır güvenliği merkezî devlete devrediliyor,
• Güvenlik, kamp yönetimi ve idari otorite tek elde toplanıyor.
Bu tablo, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin yıllardır sahada sürdürdüğü “kontrollü himaye” politikasının fiilen sona erdiğini gösteriyor. Washington’ın sahadaki taşeron düzeni, Ankara’nın kararlı baskısı karşısında sürdürülemez hale gelmiştir.
BATIDA DA DOĞUDA DA TEK DEVLET GERÇEĞİ
En kritik eşik burasıdır:
Fırat’ın batısı-doğusu ayrımı üzerinden kurulan tüm senaryolar çökmüştür. Suriye topraklarında “yarı devlet”, “geçici yönetim” ya da “özerk alan” gibi gri alanlar kapanmıştır. Ankara’nın yıllardır ısrarla vurguladığı “tek devlet, tek otorite” ilkesi sahada fiili karşılığını bulmuştur.
Bu, sadece Suriye için değil; Türkiye’nin ulusal güvenliği için de stratejik bir rahatlama alanıdır.
ANKARA’NIN DEĞİŞMEYEN 3 KIRMIZI ÇİZGİSİ
Bu sürecin mihenk taşları bellidir ve değişmemiştir:
1. Türkiye–Suriye sınır hattında tek muhatap Şam yönetimi olacaktır.
2. DEAŞ’lı tutuklular ve kampların güvenliği Suriye devletinin sorumluluğuna geçecektir.
3. Gaz ve petrol sahaları dahil olmak üzere tüm stratejik kaynaklar merkezî idareye devredilecektir.
Bu üç başlık, Ankara’nın sadece bugünü değil, önümüzdeki on yılı da güvence altına alan stratejik setidir.
SON SÖZ: TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİ SAHADA TESCİL EDİLDİ
Bugün yaşanan gelişme, “bir dosyanın kapanması” değil; bir paradigmanın çöküşüdür. Türkiye’nin güneyinde, etnik kimlik üzerinden devletçik üretme hayali artık tarih olmuştur. Ankara, ne masada taviz vermiş ne sahada boşluk bırakmıştır.
Ortaya çıkan tablo şunu söylüyor:
Terörle mücadele artık reaksiyon değil, sonuç üretme safhasına geçmiştir.
Ve bu sonuç, sadece Suriye’de değil; Türkiye’nin güvenlik ufkunda da yeni ve kalıcı bir dengeyi işaret etmektedir.