Arabuluculuk ve Türkiye – III

Abone Ol

ABD Başkanı Biden’ın göreve gelmesiyle hedef tahtasına Rusya’yı koyması Rusya’nın yeni manevralarla kozlar yakalamasını zorunlu kılmıştı. Amerikalılar seçime müdahale vb. birçok etkenden dolayı Ruslara bedel ödetmeye kalkışırken Ruslar da yeni cephelerin arayışına girdi. Ukrayna bu cephelerden biridir.    

Rusya bir taraftan Batı Bloku tarafından yalnızlaştırılıp ötekileştirilmeye çalışılırken kendi mecrasındaki satrançta yeni hamlelerle kazanımlar elde etmeye devam ediyor. Hinterlandı gördüğü coğrafyasındaki saha kazanımlarına bir yenisi geçen ay Kazakistan’dan gelmişti. Daha geçen yıl Rusya’ya nota veren Kazakistan, şimdi Rus askerlerine hoş geldiniz noktasına getirildi.

Bugün Ukrayna krizinde Türkiye’nin arabulucu olma potansiyeli yüksek gibi görünse de bölgesel güç mücadelesinde son yıllarda önemli ivme elde etmiş ve Ukrayna’ya silah satmış bir Türkiye’nin Rusya ile Ukrayna arasında bir arabuluculuk ihtimali pek kolay olmayacaktır.  

Bölgede Rusya’nın rakibi olarak konumlandırılmış Türkiye’ye daha Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki savaşta bu imkân tanınmamışken Rusların arka bahçesi saydığı Ukrayna’da bir arabuluculuk çok büyük bir çaba gerektirecektir.

Bir savaş olmasa dahi Rusya’ya olası yeni ambargolardan en fazla zarar edecek ülkelerden birisi Türkiye’dir. Bu açıdan bölgedeki barışı en fazla arzulayan ülkelerden birisinin Türkiye olması beklenir.

Arabuluculuk ile Türkiye tarafların birbirleri ile temasını sağlamalı, onlara hakemlik ve garantörlük yapabilmeli. Savaş tansiyonu ve krizin devam etmesinin Rusya ve Ukrayna’ya daha fazla fayda getirmeyeceğini arabulucu gösterebilmelidir.

Her çatışma bölgesi kendi özel koşullarını barındırır varsayımından hareketle çözüm önerilerini bölgeden dost bir millet olan Türkler ortaya koyabilir. Kazan-Kazan’ı taraflara gösterebilirken Zartman’dan iktibasla süreçte artık “katlanılmaz maliyet” aşamasına gelindiğini müzakerelerde iyi anlatabilmelidir.

Esasında Ukrayna’ya yaşatılan yakın tarihte Türkiye ve birçok ülkenin başından geçmiş tecrübeleri bize hatırlatıyor. Özellikle son yirmi yıl içerisinde “taraf olmazsan bertaraf olursun”, “ya bendensin ya da ondan” söylemleriyle Ukrayna’nın özgün dış politika belirleme imkânı elinden alınmaya çalışılıyor.

SSCB’nin dağılması sonrası Ukrayna bir tarafı tercih etmek zorunda bırakılıyor.  Hem Rusya hem de Batı ile dengeli bir diyalog kurma şansı elinden alınıyor.

Rusya ile ABD arasındaki sıkışmışlıkla birçok ülke geçmişte pinpon topuna döndürüldü, onlarca ülke bununla mücadele etti ve etmeye devam ediyor. Başarılı çıkan ise bir elin parmakları kadar ülkeden ibaret sadece. Ukrayna’ya güçbela aşmaya debelendiği bir eşikte tıkanmışlık yaşatılıyor. Bu handikap Ukraynalılar tarafından aşılmaya çalışılırken Türkiye özellikle savunma sanayiinde rol model alınıyor ve takip ediliyor.