85 yıl önce çıkarılan çok zengin gaz ve petrol yatakları sayesinde bugünlerde parıldayan gökdelenler, lüks rezidanslar, gösterişli oteller ve pahalı AVM’lerin yükseldiği yerde, bin 400 yıl önce kavuran kumlar yayılıyordu. Yetersiz şartlarda insanlar dayanıklı develer sayesinde uzak mesafeleri kısaltıyordu. Öyle ki mübarek hayvan, üç hafta yemeden içmeden, aç ve susuz bitmek bilmez çöllerde, şiddetli kum fırtınalarında yürür de yürürdü. Deve sahibi olmak bir statü göstergesi sayılırdı aslında. 300 kiloluk hayvan Arap boyları Yemenliler, bedeviler ve özellikle Kureyş’te yaygındı. Hicaz ticaret yolu Mekke’den geçerdi; güçlü develer de sadece insanları değil, onların geçimini sağlayacak kervanlar boyunca çeşitli mal ve ürünlerini de taşırdı.
‘Çöl gemileri’, ağırlığının üstünde yükleri yüklenirdi.
Devletlerarası protokollerde ‘jest’ olarak deve hediye edilirdi. Savaşlar, develer ile kazanılır, muhasara altına alınıp düşen kalelerdeki develer ganimet bilinirdi. Özetle, tarihlerin eskisinde develerin ‘ulaşım’ için hayati önemi vardı.
*
Biraz daha güney coğrafyalarda, Habeşistan’da veya Afrika’da ise bir yerden bir başka yere ulaşmak için filler kullanılıyordu.
Bizans’ın hâkimiyetindeki topraklarda yaşayan kabileler için bu 6 tonluk hayvanlar kudret ve itibar simgesi olarak bilinirdi. Filler, daha çok ‘askeri unsur’ olarak görülse de, binek olarak da faydalanılırdı.
Savaşların kazanılması veya kaybedilmesinde kilit rolleri olan filler, taşımacılık için de özel önemdeydi. Genç kızların taliplerine ‘fil sahibi’ olup olmadığı sorulurdu. Taht kavgalarında bile fil, rüşvet olarak teklif edilebilirdi. Lüks olarak dikkat çeken filler, uzakları yakın ediyordu. Sultanları ve şahsiyet sahibi kişileri taşıyan filler, uzun yolculuklar için rahatlık, çabukluk sağlıyordu.
Ancak filler her gün 300 kilo besin ve 250 kilo su tüketirken; deve ve at ile ölçülünce beslenme süresi de zaman alıyordu. Bu yüzden kısa mesafeler için nakil aracı olarak değerlendirilen filler, insanları, eşyaları, cenazeleri taşır; gelin arabası olarak istifade edilirdi. Mesela Gazneliler, ulaşım ihtiyaçları için develeri tercih ederken; Selçuklular yolculuklarını fillerle yapardı.
*
Develer ve filler derken, tarih boyunca ulaşım için en çok faydalanılan hayvan, atlardı aslında… Koşum takımları ‘üzengi, eğer ve dizginleri’ keşfeden Türkler artık at sırtında alışveriş yapar, at üzerinde yer içer, atların boynuna sarılarak uyur, rüyalar görür; hatta tabii ihtiyaçlarını dahi attan inmeden karşılar, kısa mesafeleri bile yürümeye üşenerek atlarına atlardı.
Hayatları atlarına bağımlı olan Türkler, “araba, kağnı ve fayton” gibi vasıtaları ‘atlı araba’ olarak kullanırken; artık günümüzde atlar, teknolojinin de gelişmesiyle “süs aracı” görülüyor. At başka kavimleri sadece sırtında taşırken; Türkler ise atların sırtında ikamet eder adeta. Öyle ki; Türkler sanki at üzerinde doğmuştur ve yerde yürümesini bilmezler.
Şairin tabiriyle; “Altınla atı yan yana görseler, atı alırlardı.”
*
Artık yollardan Arnavut taşları söküleli beri; demir çemberin çerçevelediği tahta tekerlekler ve nal sesleri de yitip gitti toprağın derinliklerine… Üstad’ın da dediği gibi;
“Ne kervan kaldı, ne at, hepsi silinip gitti.
İyi insanlar, iyi atlara binip gitti.”
*
At renk değiştirdi ve kayboldu ufukta… Biz hepimiz artık tüketim çılgınlığıyla güçlü motorları olan lüks arabalar peşinde koşmaktayız. Oysa eskiden araba sahibi olmak da bir ayrıcalık sayılırdı; tıpkı deve gibi, fil gibi, at gibi… Bir defa alındı mı yıllarca kullanılırdı. Çünkü amacı ulaşım sağlamaktı. Uzun zaman da değişiklik olmazdı zaten markalar ve modellerinde… Firmalar şimdi birbiriyle yarışır oldu. Modeller her yıl değişiyor, biraz makyaj yapılıyor ve ‘eski’ deniyor, yeni saydıklarımız için. İnsan hırsı, yüz binlerce avro vererek, iki yıl içinde değiştiriyor, bir aile içinde iki veya üç araba bulunuyor. Milyonluk oyuncaklar dahi artık ‘seçkinlik’ belirtisi değil. Zira Çin, üretilen yeni nesil “elektrikli otomobiller” üzerinden vatandaşlarının konum ve sürüş bilgilerini takip etmeye, onları gözetlemeye başladı.
Deve, fil, at ve masumiyet kayboldu; teknoloji hepimizi esir alıyor.