Ayasofya kararının yankıları

Abone Ol

Türkiye’nin yıllar önce yapılan bir hatayı düzelterek Ayasofya’yı yeniden gerçek kimliğine kavuşturmasının yankıları devam ediyor. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim: İslam dünyası kararı büyük bir coşkuyla karşıladı.

“İstanbul’u ilk ziyaretimizde inşallah Ayasofya’da namaz kılacağız” diyen Arap arkadaşlarımdan çok sayıda kutlama mesajı geldi. Kuzey Afrika (el-Mağribu’l-Arabî) Alimleri Birliği yayınladığı bildiride Ayasofya’nın yeniden cami hüviyetine kavuşmasını “büyük bir tarihi olay” olarak niteledi ve “Sevincinize biz de katılıyoruz” dedi.

Batı Afrika ülkelerinden Togo’da Ayasofya’nın esaretten kurtuluşu münasebetiyle şükür kurbanları kesildi. Son dönemde Türkiye düşmanlığında sınır tanımayan diktatör Arap rejimlerinin Ayasofya konusunda Yunanistan’la saf tutması ve Hıristiyan Batı’dan daha çok tepki göstermesi kimseyi aldatmasın. Onların derdi kilise, müze ya da cami değil. Tek dertleri Erdoğan liderliğinde her geçen gün daha da büyüyen Türkiye.

Yani karın ağrıları başka. Daha düne kadar “Erdoğan Batı’dan korkar, Ayasofya’yı cami olarak açamaz” diyorlardı. Türkiye’nin böylesine tarihi ve cesur bir adım atmasını hazmedemiyorlar. Bu tür adımların Arap sokağında ve kendi ülkelerinin vatandaşları arasında kabul görmesinden rahatsızlar.

Bir de halkın tepkisini çekmek ve diktatör rejimlerle aynı çizgide görünmek istemeyen fakat aynı zamanda Batılı dostlarını gücendirmekten korkanlar ile sözde İslamcı görünüp özde Arap milliyetçisi olanlar var.

Onların açıklamalarında da “ama ve lakin” gibi ifadelerle bezenmiş, biraz destek ve biraz da eleştiri içeren yorumlar görüyoruz. Ayasofya konusunda yapılan açıklamalar kimin nerede durduğunu gösteriyor.

Söylenenleri not ediyor, dostlarımızı ve düşmanlarımızı tanıyoruz. Değilse kim ne demiş çok da önemli değil. Çünkü Ayasofya Türkiye’nin egemenliğini ilgilendiren bir konu ve iç meselemiz.

İt ürür, kervan yürür. Batı ülkelerinden gelen tepkilerin hiçbir haklı yönü yok. UNESCO’nun eleştirisine Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran gerekli cevabı verdi.

Ayasofya’nın işlevinde yapılacak bir değişikliğin Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması Sözleşmesi’nin ihlali anlamına gelmeyeceğini, sözleşmenin bir devletin ülkesinde bulunan kültürel varlıklar üzerindeki egemenlik yetkisini kullanmasını sınırlamadığını hatırlattı.

Anadolu Ajansı da güzel bir çalışmaya imza atarak ibadet özgürlüğüne saygı konusundaki gerçekleri rakamlarla ortaya koydu. Fransa’da 2400 Müslüman’a ve Almanya’da 2200 Müslüman’a bir cami düşerken Türkiye’de 461 gayrimüslime bir ibadethane düşüyor.

Ülkenin dört bir yanında onlarca kilise mevcut ve Hıristiyanlar oralarda ibadetlerini özgürce yapabiliyorlar.

Ayasofya kararının ardından koro halinde tepki gösterenlerin bugüne kadar örneğin İspanya’daki kiliseye dönüştürülmüş tarihi camiler hakkında tek kelime ettiklerini duymadık.

Yunanistan’ın ise konuşmaya dahi hakkı yok. Atina’da 300 bin civarında Müslüman yaşıyor. Yıllardır yapılan onca çağrının ardından Atina’da küçücük bir cami açılalı henüz bir yıl olmadı.

Cami denildiğine bakmayın; ne kubbesi var ne de minaresi. Önünde Yunan bayrağı asılı sıradan bir resmi binadan farklı değil.