Az kenara çekilir misiniz?

Abone Ol

Sevgili dostum!

Ya da sevgili insan kardeşim!

Yahut kardeşim!

Hadi, bir hamle daha yapayım, arkadaşım!

Hem kız hem de erkek kardeşlerim!

“Ey!..” diye başlamanın ne kadar da ağır bir yükü olduğunu biliyorum. Ve ey, diye ünlemiyorum.

Bilirsiniz, aslan ile inekler muhabbet meclisinde otururken epey vakit ilerlemiş. Aslan, ben artık gideyim, vakit geç oldu, deyince, inekler gülmeye başlamış. Bunun üzerine aslan, “Niye gülüyorsunuz. Ormanın kralıyım ama evde beni bekleyen bir aslan var; sizinki gibi öküzler değil!” demiş. Şimdi, bu fıkrayı tutup evlerimize, bekleyenlerimize bağlamak işin kolayı olur. Ben işi biraz yokuşa süreyim.

Her kuş kendi cinsiyle uçar. Öyle ki bu kuşlar içerisinde daima hastalıklı olanların, her şeyde kötülük görenlerin, mutsuzluklarını önlerine gelene değil de güya en sevdiklerine dökenleri olduğu bir taife vardır. Bu taife her devirde farklı bir adla karşımıza çıkar. Günümüzde ise bu taife insanlığın büyük bir ekseriyetine tekabül eden “kamu” adını almıştır. Genelleme yapma, kardeşim deseniz de diyeceğim; geneli istila edecek kadar kuvvetli bir tarikat olmuşlardır. İnsan cinsi içerisinde mutluğu, huzuru, sadeliği, vazgeçmeyi, kanaat etmeyi pek beceremeyen bu taife en kanun koyucu, en güçlü olanlardan mürekkeptir ki; onlar da kendi içlerinde fırkalara ayrılırlar. O mahallenin hâkimleri, bu mahallenin sözü geçenleri, diğer mahallenin güçlüleri, şu mahallenin en iyi yalan söyleyenleri diye. Ve dahi epey taraftar bulurlar.

Kimse evinde aslan beslemiyor artık. Hatta kimsenin evine aslan girdiği de yok. Ama aslanın saklandığı öyle bir yer var ki kamusal terör örgütü ilmihali okuyanların, “Toplu yalan söylemenin mübahlığı”, “Bizden isen haklısın”, “kalabalıkta yapılanın cürüm değil”, “Gelene ağam gidene paşam”, “Amaca ulaşmak için her şey mubahtır” gibi iman şartı esasları orada işe yaramaz! Orası vicdandır, desem hemen inanırsınız. Yok! Zira, vicdanı olan zaten kamusal terör örgütlerinin yeşil, kırmızı, sarı ya da başka bir renginde olanına boyun eğmez, selamette dururlar. Orası, insanın en mahrem odasındaki aynadır. O aynaya bakmak da zannedersem her insana nasip olmaz imiş. Ancak muhasebe yapanların, gönül terazisine iki damla gözyaşı dökenlerin harcıymış. Zira gönülden dökülen iki damla gözyaşı sadece metali değil, taştan kalpleri dahi eritirmiş. Bu, genele uyan, kamu adlı tarikata üye olanların çoktan unuttuğu bir sırmış meğer.

Kenara çekilmek, selamete çekilmek; selamette olmak… Ki uzunca bir vakit halktan ayrı düşenin Haktan da ayrı düşeceğini anlattılar bizlere. Zamanı geldiğinde halktan yüz geri etmek ise Hakka hürmet etmek olsa gerek. İneklerle sohbet eden aslanın, ben ne yapıyorum, ineklerin anlamayacağı bir dil konuşuyorum! Dilimi bilene ağzımı, gönlümü, fikrimi açayım, demesi kadar tabii bir şey olmasa gerek.

Sevgili okuyucu,

Sen ki aynaların en pirincine, sen ki gözün en perdeden arınmışına, sen ki gönlün en umman derinliğinde olanına, sen ki gülüşün en masum haline sahipsin!

Ne anlatabilirim ki sana hayrı söylemeyen sussun, huzuru getirmeyen dursun, hikmeti yaşamayan dizini kırıp otursun, ferahlık vermeyen gam vermesin! Demekten gayrı. Ki, insan yorulmaktan da öte bıkmıştır yalan dünyanın yalana batırılmış, hakikat diye yutturulmuş oyunlarından. Dememişler miydi; “Mal da yalan, mülkte yalan/Var biraz da sen oyalan!” diye. Oyalanacaksak da yük olmadan oyalanalım. Eninde sonunda Şirlerin Şahının karşısına çıkacaksak, yüzümüzde mahcup da olsa bir gülümsemeyle çıkacak denli bir şeyler yapalım. Hem ne demiş Yavuz Sultan Selim: Şirler pençe-yi kahrımda olurken lerzan/ Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek! Her kul gözleri ahu gibi olan bir güzele meftun olamayacak belki. Lakin her insan elbet bir hale, bir güzelliğe, bir iyiliğe, bir uğraşa elbet meftun olabilir. Öyle ya, aşk nasip işidir; marifet ise gayret işidir.

Gayretimiz nihayetinde âlemde bir balon gibi sönecek, en kötüsü de başka gönüllerde yanan ateşleri söndürecekse o marifet olmasa da olur.

Yazar, bunları dedi ve “Ekber Şah’ın öldüğü gün dedesi Babür Şah hakkında bildiklerinin kendi özünden fazla olduğunu fark ettiğinde, kederle dünyadan ayrıldığını” hatırladı. Ah, dedi yazan, ne az şey biliyoruz insan olmak hakkında. Ve en çok da insan kalmak için çok azımız çabalıyor, dedi.

Sevgili okuyucu,

Biliyorum, suya sabuna dokunmaz bu dediklerim lakin kıymetli olan gönlünüze belki, dedim, dedi, dediler…

“Gönül evinde Şahların Şahı var imiş; gözsüz görülür.”