“Bak! Güzel günler yola çıkmış geliyorlar”

Abone Ol

Mevlana Hazretleri’nin hoşuma giden güzel bir sözü vardır: ‘Bak! güzel günler yola çıkmış geliyorlar’. Bu sözü bugünkü yazımıza başlık yapmamın sebebi şu: Önümüzdeki seçimle ve başkanlık sistemi ile ‘yolda’ gelmekte olan ‘güzel günlerin’ artık içine girmiş olacağız.  

Köklü anayasal değişiklikler olmadan ülkenin sıçrama yapması mümkün görünmüyor. Bu Seçimin sonucu ve Başkanlık Sistemi köklü anayasal değişimin kapısını aralayacak. Bu sebeple önümüzdeki seçim ülkemiz için bir büyük miladın başlangıcı olabilir.

Hafızayı beşer nisyan ile maluldür. Geçmişte neler yaşadığımızı unutmamak için şöyle bir hafıza tazelemesi yapmakta fayda var.  Daha on beş, yirmi sene öncesinde neler olduğunu ve bu ülkede hangi istikrarsızlıkları yaşadığımızı gençler çok da hatırlamaz. Son yıllarda ülke büyük değişimler yaşadı. Ne var ki ülkenin kuşatılmışlığı bizzat kendi anayasal sistemleri tarafından hâlâ devam ediyor. İktidarın el değiştirmesi halinde eski istikrarsızlıkların tekrar avdet etmemesi için bir sebep yok.

İsterseniz şöyle bir geçmişe uzanalım ve neler yaşadığımıza bakalım. Örneğin, HSYK, yasama, yürütme ve yargı güçlerinin üçünü birden kontrol edebiliyordu. AYM, HSYK, Danıştay, Yargıtay gibi unsurlardan oluşan ve onların hepsini de kontrol altında tutup yönetecek bir Genelkurmay Başkanlığı’na bağlayarak adeta bir müstemleke valiliği düzeninin kurulduğunu görmüş ve yaşamıştık.

Danıştay ise haddi hesabı olmayan iptal kararları ile ülkeye tamiri mümkün olmayan zararlara sokmuştu. Öbür taraftan ülkenin hayrına bildiğimiz kanun maddeleri Anayasa Mahkemesi engeline takılıyordu. Bu iptallerle ülke çoğu kere kaosun eşiğine getirilmişti.

Mevcut Anayasa ile ülke Ordu-Yargı-Medya üçgeninde hangi zorlukları çekmiş, hangi krizlerle boğuşmuştu? Oluşturulan Şeytan Üçgeni’nin Anayasa vasıtası ile büyük bir ustalıkla oluşturulmuş olduğu açıktı. Başkanlık Sistemi ile bu üçgenden büyük ölçüde kurtulmanın yolu açılacak. Türkiye’nin daha iyi işleyen, karar alma mekanizmaları daha hızlı, günün şartlarına uygun bir yönetim modeli hayata geçirilecek. Başkanlık Sistemi ileyapıcı yeniliklerin hız kazandığı ve toplum gündeminde tartışıldığı bir ortam teşkil edileceğini bekleyebiliriz. Değişim ve dönüşüm iradesi, statükonun engelini aşacak.

 Yıllardır tartıştığımız Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu için de ciddi bir reform fırsatını yakalayacağız. Dar bölge, daraltılmış bölge, Türkiye milletvekilliği gibi seçenekleri tartışarak, istikrar ile temsiliyet arasındaki çizgiyi yakalayacağız. Yeni Türkiye’nin somut karşılığını görmeye başlayacağız.

Derin Güçlerin YÖK üzerindeki hâkimiyeti ile rektörlere ve YÖK başkanına verilen olağanüstü yetkilerle üniversitelerin kolayca tek tipleştirilebildiğini görmüştük. Kemal Gürüz gibi YÖK başkanları, Kemal Alemdaroğlu gibi üniversite rektörlerinin uygulamaları buna açık örneklerdi. YÖK sistemi değişmediğine göre geçmiştekilerin tekrar yaşanmaması için hiç bir sebep yok. Başkanlık sistemi şimdiye kadar bir türlü gerçekleştirilemeyen Üniversite reformunun da yolunu açacak.

82 darbe anayasasının ürünü YÖK ve üniversiteler sistemi ile nasıl uyutulduğumuz konusuna şöyle bir bakalım ve neden hala üniversitenin kendisinden bekleneni veremediğini görelim. Bugün ülkede sanayi hangi tür araştırmalar yapmalıdır? Bu belli değil. Hangi tür araştırmalara yönlenmelidir? Üniversitelerimiz ne tür yatırımlar yapmalıdır? Hangi tür konularda doktoralı bilim adamları yetiştirmeliyiz? Nerelere yönlenmeliyiz? Ülkemizin ulusal kaynaklarını bilim ve teknoloji açısından nasıl değerlendirmeliyiz? Sanayiyi nasıl motive etmeliyiz? Bakın üniversitelerde yüzlerce binlerce tezler araştırmalar yapılıyor ama bunlar genelde sinai, ekonomik ve kültürel hayatımız ve geleceğimizle alakalı değil. Düşününki 200 kadar üniversite ve on binlerce öğretim elemanı taşıyorsunuz ve onlardan istifade etmeyi bilmiyorsunuz.

Tüm bunların nedeni üniversiteleri kendi içine kapatan ve onları bir diploma fabrikası haline getiren mevcut YÖK sistemidir.

Artık engeller kalkacağına göre, kapsamlı bir anayasa değişikliğinin önü açılmış olacaktır. Halka hizmeti yasaklayan YÖK yasası ve tuhaf Seçim ve Siyasî Partiler Yasası’ndan tutun da tüm dayatmalara son verecek bir Anayasa değişikliği ile kurumlarımızın hukuki kimliğe kavuşacağı günler yaklaşmaktadır.