Savunma sanayinin kalbi bu hafta Türkiye’de attı.
SAHA Expo’dan bahsediyorum.
Dünyanın en prestijli savunma sanayi fuarlarından biri…
Dört bir yandan katılımcıların geldiği, ülkelerin heyetler gönderdiği, masalarda anlaşmaların imzalandığı büyük bir vitrin.
Türkiye de bu vitrinde artık sadece “katılımcı” değil.
Üreten, geliştiren, ihraç eden, oyun kuran bir ülke olarak yer alıyor.
Millilik oranı yüksek sistemler…
Envantere girmiş ürünler…
Sahada karşılığı olan teknolojiler…
Kalbinde zerre milli duygu taşıyan herkesin göğsünü kabartacak bir tablo.
Hatta Özgür Özel’in bile.
Gazeteci Hüseyin Taha Karagöz kendisine “Etkilendiğiniz bir sistem var mı?” diye sorunca, Özgür Bey dayanamıyor:
“Etkilenmediğim yok, hepsi harika.”
Doğruya doğru.
Hayran kalmamak zor.
Özellikle son 10 yılda savunma sanayimizde yaşanan sıçrama, Türkiye’yi bambaşka bir lige taşıdı.
Ama işin ironik tarafı şu:
Daha düne kadar Roketsan’ın denemeleri için “balıklar ürküyor” hassasiyeti gösteren Özgür Özel, bugün aynı savunma sanayi ürünleri karşısında hayranlığını gizleyemiyor.
Demek ki neymiş?
Balıklar ürkmüyormuş.
Ama birileri ürküyormuş.
Kimler mi?
İsrail ürküyor.
Türkiye üzerinde hesap yapan lobiler ürküyor.
Bölgedeki dengeleri kendi lehine kurmak isteyen güçler ürküyor.
Türkiye’nin kendi silahını, kendi mühimmatını, kendi hava savunmasını üretmesinden rahatsız olan çevreler ürküyor.
Bazen de içeride bazı siyasetçiler, “müttefiklerimiz rahatsız oluyor” diyemedikleri için başka cümleler kuruyor.
“Balıklar ürküyor.”
“Kuşlar ölüyor.”
“Çevre etkileniyor.”
Tabii çevre hassasiyeti kıymetli.
Ama mesele gerçekten çevre mi, yoksa Türkiye’nin güçlenmesinden duyulan rahatsızlık mı?
İşte esas soru bu.
SAHA Expo’da görünen tablo şunu bir kez daha gösterdi:
Türkiye artık savunma sanayinde hikâye dinleyen değil, hikâye yazan bir ülke.
Ve belli ki bu hikâye, sadece dostlarını sevindirmiyor.
Bazılarını da fena halde ürkütüyor.