Hamas’ın askerî kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları başta olmak üzere Filistinli direniş gruplarının 7 Ekim’de başlattıkları Aksa Tufanı operasyonu ve İsrail ordusunun intikam amacıyla Gazze Şeridi’ndeki meskûn mahalleri bombalayarak gerçekleştirdiği katliamlar ABD ve Avrupa’nın çirkin yüzünü bir kez daha gösterdi.
Sömürgeci ve katliamcı Avrupa ülkelerinin ilkesizlikleri ve gerçek değerleri en çirkin hâliyle yeniden ortaya çıktı.
Kur’an-ı Kerim yakmayı ve terör örgütlerine destek vermeyi ifade özgürlüğü adı altında savunan ülkelerin, konu İsrail’in cinayetlerini protesto etmeye gelince nasıl diktatörlüklere dönüştüklerini ibretle seyrediyoruz.
İsrail’in katliamlarına dikkat çeken gazeteciler işlerini kaybediyor, dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında gösterilen Harvard’da Filistin halkına sempati duyan öğrenciler fişleniyor.
Sadece devletler değil, uluslararası markalar da İsrail’e destek olmak için âdeta birbirleriyle yarışıyorlar.
“Dünya beşten büyüktür” diyerek Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinin sadece veto hakkına sahip beş ülkenin çıkarlarını gözetmesini eleştiriyorduk.
Bugünlerde İsrail’in uluslararası sistemde o ülkelerden daha imtiyazlı konumda olduğunu gayet net bir şekilde görüyoruz.
Güvenlik Konseyinde veto hakkına sahip Rusya’ya bile en azından bazı devletler tarafından yaptırım uygulanabilirken İsrail’e ne yazık ki hiçbir şey yapılamıyor.
BM kararları ve uluslararası hukuk İsrail için geçerli değil.
İsrail ordusu dünyanın gözü önünde ve pervasızca savaş suçlarının ve insanlığa karşı suçların her türlüsünü işliyor.
BM kararlarına göre İsrail’in işgalci konumunda olduğu Doğu Kudüs dâhil 1967 sınırları dışındaki bölgelerden çekilmesi gerekiyor.
Yine uluslararası hukuka göre işgal altındaki bölgelerde işgali sona erdirmek için İsrail’e karşı (silahlı direniş dâhil) her türlü mücadele meşru.
Fakat bugün Hamas işte o meşru direniş sebebiyle terör örgütü olmakla suçlanıyor ve Gazze Şeridi sakinleri, direniş örgütlerinin uluslararası hukuka göre meşru olan haklarını kullanmaları sebebiyle topluca cezalandırılıyor.
BM kararlarına ve uluslararası hukuka uymayan İsrail’in suçsuz fakat uluslararası hukukun meşru kabul ettiği direnişten başka bir şey yapmayan Hamas’ın suçlu olduğu söyleniyor.
İslam’ın savaş öğretilerine ve uluslararası savaş hukukuna uyarak kadınlara ve çocuklara dokunmayan Hamas kötülenirken kadın ve çocuk gözetmeden sivillerin üzerine kasıtlı olarak bomba yağdıran İsrail’in kendini savunduğu öne sürülüyor.
Sürekli demokrasiden, insan haklarından ve özgürlüklerden bahsederek diğer ülkelere ders vermeye kalktıkları için Batılı ülkelerin çifte standardına dikkat çekiyoruz ancak ABD’de ve Avrupa’da söz konusu çarpıklığa isyan eden vicdan sahibi insanlar olduğunu da inkâr edemeyiz.
İsrail’in Gazze Şeridi’nde planlı bir soykırım yürüttüğüne dikkat çekerek Netanyahu’nun savaş suçu işlediği gerekçesiyle Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanması gerektiğini söyleyen İspanya Sosyal Haklar Bakanı Ione Belarra onlardan biri.
Hamas’ın çocukların kafalarını kestiği iddiasını yalanlandığı hâlde gerçekmiş gibi dile getiren Fox News muhabirine anladığı dilden konuşan Amerikalı ihtiyarı da unutmamalıyız.