Batı, Putin’e bir teşekkür borçlu!

Abone Ol

Anglosakson Batı ile Kıta Avrupası ittifakı

Rusya’nın Ukrayna’daki ilerleyişi barış görüşmelerine rağmen devam ediyor. Bir ateşkes olmadan görüşmelerin sürdürülmesinin faydasız olduğu söylense de daha yapıcı sonuçlar için böyle de ilerlenebilir. Şayet müzakere öncesinde ateşkes şart koşulduğunda görüşmelerdeki bir anlaşmazlıkta yeniden şiddete dönülebilir, masanın devrilmesi çok daha kolay hale gelir. Zaten barış yapmak savaşmaktan hep daha zor olmuştur. Fakat bir barış elbette mümkündür. Taviz verilmeden ise bir çatışmada barış meydana gelmeyecektir. Bunun için taraflar kendilerinin ve karşı tarafın gücünü test ederek karar vereceklerdir.

Barış süreçlerinde önemli olan iletişim kanallarının açık olmasıdır. Ukrayna’da diyaloğun sürdürülmesi ümit vericidir. Bisikletin durması nasıl devrilmesine neden oluyorsa müzakerelerin durması da masanın devrilmesine ve savaşın sürmesine neden olur. Bu yüzden görüşmelerin anlaşmazlıklara rağmen aralıksız sürdürülmesi gerekir.

Ukrayna, Batı desteğinin bir sınırı olduğunu anladığında -ki hava sahasının kapatılma talebinin karşılanmaması buna örnektir- Rusya ise ekonomik yaptırımların tahammül edilemez düzeye geldiğini gördüğünde masada ateşkes sağlanabilir. Böylelikle katlanılmaz maliyet aşamasına gelinir. Dolayısıyla silahların susması kısa süreliğine devreye girer. Kalıcı barış içinse çok daha fazla çaba, iyi niyet ve liderleri etkileyecek düzeyde halkların talebi gerekir.  

“Parya devlet” Rusya

Bir yıldır belirli aralıklarla Batı Bloku’nun Rusya’yı dünyadan izole etme çabalarını yazıyorum. Anglosakson cepheyi temsil eden ABD ve İngiltere’nin savaş çığırtkanlığı sonunda Putin sayesinde arzulanan gerekçeyi kendilerine vermiş oldu.

Putin, NATO’nun doğu yayılmacılığından kendince haklı sebeplerle rahatsızdı, fakat bu durum ona egemen bir devletin topraklarını işgal etme hakkını vermemeliydi. Üstelik bunu Batı tahriklerine maruz kalarak Rus devlet aklından uzak şekilde yapması büyük bir talihsizlikti.

Biden başkan olduğunda Amerikan seçimlerine müdahalesinden dolayı “Rusya’ya bedel ödeteceğiz” demişti. Rusya’nın o dönem pek ciddiye almadığı sözler bugün NATO genel sekreteri tarafından tekrarlandı. Anglosakson ülkeler ile Kıta Avrupa’sı bu derece müttefik olmamıştı, homojen perspektif ve pratikler her alanda kendisini bu kadar güçlü sergilememişti. Batı, gücünü Putin sayesinde anımsamış oldu. Böylelikle “öteki”lere de Rusya üzerinden gözdağı verme imkânı doğdu. Bugün buğulu lenslerimizi temizleyip vizyon güncellemesi yapmamız gerekiyor. “Amerika ve Batı’nın sonu geldi” diye yazılan kitapları tozlu raflarında bırakıp, bu görüşlerin duygusal saman alevinden ve temenniden öte bir şey olmadığını hatırlamamız gerekiyor. Çin’in güçlenerek Amerika’yı geçtiği yaygarası koparanları hatırlayarak tebessüm etmek gerekiyor.   

Bir meydan okuma

Savunma harcamalarının milli gelire oranının düşüklüğüyle demokratik olarak övünen Almanya, bugün Putin sayesinde silahlanma bütçesini artırmış, asırlardır tarafsızlığıyla bilinen İsviçre Batı ittifakıyla Rusya’ya karşı yaptırımlara destek kararı almıştır. Batı toplumu, Rusya karşısında meydan okuyarak tam bir ittifak oluşturmuştur.  

Fransa ve Almanya gibi ülkeler aslında Amerikalıların Avrupa’da bu kadar etkin olmalarını istemezken, hatta Rusya ve Çin gibi güçlerin dengeleyici rolüne bile yeşil ışık yakabilecekken bugün Putin sayesinde hevessiz de olsalar Amerikan hegemonyasına kova ile su taşımak durumunda kalmışlardır. Rusya, Ukrayna ile yetinmeyebilir korkusu da işin tuzu biberi olmuştur. Sergilenen gövde gösterisi ve meydan okuma “küreselleşmenin marifetini” ortaya koymuş, uluslararası sisteme rağmen hareket etmek isteyenlerin nasıl delist edilebileceğini ve “paryalaştırılacağını” herkese göstermiştir.  

Batı aklı, bir tarafta yetersiz tecrübesiyle Ukrayna liderinin ağzına NATO ve AB balı çalmış, bedeli çok ağır bir maceraya onu sürüklemiş; diğer tarafta Rus liderinin güvenlik kaygılarını cilalamış, onu Çarlık Rusya’sı hevesinde boğmaya yeltenmiştir. Satrancın galibi de mağlubu da bellidir. Kaybeden Rusya ve Ukrayna’dır.

Rusya kendi hinterlandında olan ülkeyi çağ dışı bir yöntemle işgal etmiş, stratejik aklı örselenmiş ve kaybetmiştir. Putin, Amerikalıların Irak ve Afganistan tecrübelerinden aldıkları derslerle hareket ettiğini dahi görememiş, tecrübelerini bugün kullanacağına yazacağı otobiyografisine ayırmayı yeğlemiştir.