Mahsun Kırmızıgül'ün Haluk Levent hakkında yaptığı paylaşımı okudum. Satırların arasında sadece bir sitem değil, yılların dostluğundan doğan derin bir kırgınlık, büyük bir hayal kırıklığı ve samimi duygular vardı. O sözlerin içten yazıldığına inanıyorum.
Çünkü Mahsun Kırmızıgül'ü sadece sahneden ya da ekranlardan tanımıyorum.
Asrın felaketi olarak tarihe geçen 6 Şubat depremlerinin ardından milyonlarca insan yardım için seferber oldu. Kimi kameraların önünde yardım yaptı, kimi sosyal medya üzerinden paylaşımlar yaptı. Ama bir de sessiz sedasız çalışan, reklam yapmadan depremzedelerin yanında olan insanlar vardı.
Mahsun Kırmızıgül de bana göre onlardan biri.
Bunu bizzat yaşadığım bir olaydan biliyorum.
Depremin ardından kendisini aradım. Günlerdir, hatta aylardır deprem bölgesinde olduğunu öğrenmiştim. "Yahu aylardır oradasın. Bu yaptıklarını haber yapmak istiyorum." dedim.
Bana verdiği cevap hâlâ kulaklarımda:
"Yok Bilal'im... Kimsenin bilmesine gerek yok. Ben elimden geleni yapıyorum. Allah için buradayım. Herkes çok perişan."
İşte gerçek yardım anlayışı budur.
İyilik yapmak başka bir şeydir, yapılan iyiliği sürekli göz önüne sermek bambaşka bir şeydir. Bazen sessizce uzatılan bir el, binlerce kameranın önünde yapılan gösterişli yardımdan çok daha değerlidir.
Bugün Haluk Levent ve Ahbap Derneği hakkında kamuoyuna yansıyan iddialarla ilgili hukuki süreç devam ediyor. Bu iddiaların doğruluğuna ilişkin son sözü bağımsız yargı söyleyecektir. Ancak Mahsun Kırmızıgül'ün paylaşımında anlattıkları, yıllar öncesine dayanan dostluğun ardından yaşadığı hayal kırıklığını gözler önüne seriyor.
Mahsun Kırmızıgül paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
"Nerden nereye… Bir Haluk Levent hikâyesi… Biz seninle aynı dönemde aynı hayalleri kuruyor, aynı heyecanları yaşıyorduk. Aynı yapım şirketinde, aynı çatı altında şöhret basamaklarını birlikte tırmandık. Sonra sen korkunç bir borç sarmalının içine düştün. Edindiğin kötü alışkanlıklar başına büyük belalar açtı. Borçların yüzünden seni Adana Karataş Cezaevi'ne, rahmetli yapımcımız Hilmi Topaloğlu ve Özcan Deniz'le birlikte bizzat biz götürdük. O günlerde sekiz ayrı bankaya olan borçlarını kapatabilmen için, Star TV'de yaptığım diziden kazandığım parayla yanında olduk. Yeniden ayağa kalkman için elimizden geleni yaptık.
Yıllar sonra Ahbap Derneği'yle yaptığın yardımları gördükçe, 'Haluk o karanlık günleri geride bıraktı.' diyordum. Bakanlardan valilere, belediye başkanlarından Cumhurbaşkanının eşine kadar birçok kişi seni takdir etti. Bu halk seni bağrına bastı. Sana ikinci, üçüncü, belki de son bir şans verdi. Depremde insanlar en sevdiklerini toprağa verirken, milyonlarca insan sana güvendi, elindekini avucundakini senin emanetine bıraktı.
İşte tam da bu yüzden... O masalara bir daha oturmamalıydın. O ekranlara bakmamalı, o tuşlara bir daha dokunmamalıydın. Keşke ellerin kırılsaydı da o karanlığa bir daha dönmeseydin. Milyonlarca insan sana ışık yaktı ama sen o aydınlığı göremedin. Birkaç dakikalık bir heyecan uğruna bunca sevgiye, güvene ve emeğe sırt çevirdin. Yaptıkların sadece seni değil, sana inanan herkesi yaraladı. Bugün en çok seni değil, aileni düşünüyorum. Sadece onlar için bile bütün kötü alışkanlıklarını, tutkularını ve zaaflarını geride bırakmalıydın. İçimde cevabını bulamadığım tek bir soru kaldı: Gerçekten değdi mi Haluk?"
Bu sözler bir mahkeme kararı değil, yıllarca aynı yolu yürümüş bir dostun yaşadığı hayal kırıklığının ifadesidir.
Ben Mahsun Kırmızıgül'ü deprem günlerinde gösterdiği o sessiz, gösterişten uzak duruşu nedeniyle her zaman takdir ettim. O gün ne kameraları çağırdı ne de yaptığı yardımları gündem yapmaya çalıştı. Tek derdi, enkazın altında kalan insanların yaralarını sarmaktı.
Bazen bir insanın karakterini, kürsüde söyledikleri değil, kimsenin görmediği yerde yaptıkları anlatır.
Benim gözümde Mahsun Kırmızıgül, o zor günlerde sessizce çalışan gizli kahramanlardan biridir.
Allah yaptığı tüm hayırları kabul etsin.