Bazı şeyler koronadan öncede kalsın

Abone Ol

Dünyayı titreten orduların kışlalara çekildiği, büyük sermaye sahiplerinin evlerine kapandığı bir dönem yaşıyoruz. Belirsizlik ve her geçen gün eklenen yahut değişen bilgiler tedirginliği artırıyor. Aslında hepimiz bir gün mutlaka öleceğiz; insan taşıyıcı olup öldürmekten korkuyor.

***

Türlü türlü komplo teorileri dolaşıyor. Kimi ABD diyor; bir başkası Çin. Hatta ulus devletlerin üzerinde lanse edilen üç aileden bahsedenlerde az değil. İki görüş öne çıkıyor; dijital devrim ve nüfus azaltma. Her ‘uzmanın’ kendine göre haklı gerekçeleri de var. “Ben demiştim” diyenler çoğaldı ekranlarda. Korku yayan bir enformasyon karmaşası yaşanıyor tam manasıyla. İnsanların zihinlerinde hep aynı soru: Ne zaman bitecek bu kâbus?

***

Yukarıdaki soruları kendime sormuyor değilim. Evet, kovid-19 denilen musibet tüm dünyayı kaplamış durumda. Ne zaman sona ereceğini kimse bilmiyor. Doğal mıdır? İnsan eliyle üretilerek yapılmış bir biyolojik silah mıdır? Bu konularda, oldukça cahil bir kişi olarak uzman edasıyla yorum yapacak değilim. Ben de sizler gibi sadece dinliyor ve okuyorum. Ama bir şeyi kesin olarak biliyorum ki; Allah’ın izni olmadan hiçbir musibet gelip çatmaz. Kim Allah’a iman ederse (Allah) onun kalbine hidayet verir. Allah her şeyi bilendir.(Teğabun -11)

***

Evet insanlık aciz ve çaresiz.. Hepimiz koronayak olmuş vaziyetteyiz. Belki de fazlasıyla hak ettik. Aramızda iyiler de vardır elbet. Fakat o iyiler de kötülere ses çıkarmadığı için gazaba uğrayabilir. Bilirsiniz bir kavim bu nedenle helak edildi. Kötülere ses çıkarmadıkları için iyiler de Allah’ın gazabına uğradı.(Lut kavmi) Bu yüzden; her koyun kendi bacağından asılır atasözü, inanan bir insan için yok hükmündedir. Zaten bizim medeniyetimize ve kültürümüze ait bir söz de değildir.” Kendine Müslümanlığın “da yeri olduğunu düşünmüyorum. Sorumluyuz çevremizde olanlardan… Mutluluktan, huzursuzluktan, açlıktan, katliamlardan ve adaletsizliklerden mesulüz. Bu, ‘çevremiz’ sadece mahallemiz değil. Doğu Türkistan’dan da, Myanmar’dan da, Arakan’dan da, Hindistan’dan da ve Gazze’den de sorumluyuz. Hele ki dibimizde Irak’ta Suriye’de yaşananlardan tamamen sorumluyuz. Sahi, en son ne zaman başımıza gelmeyen bir hukuksuzluğa ses çıkardık? Şahsımıza yapılmayan bir zulme tepki gösterdik mi? “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” zihniyeti bize nereden bulaştı?

***

Eğri oturup doğru konuşalım. Bu musibeti, insanlık olarak biz çoktan hak ettik. Kendine Müslümanlığımızla ve suskunluğumuzla helak edilsek yeridir. Belki de bir uyarıdır; tünele girmeden önceki son çıkıştır; yeni dünya düzeni dedikleri doksan dokuz kişiye bir, bir kişiye doksan dokuz veren yamyam düzenine dur dememiz için bir fırsattır. Öyle ki; gecenin en karanlık olduğu an tan atımına en yakın zamandır.  Dünya’nın artık eskisi gibi olmayacağını ve bir çağ değişimi yaşadığımızı bilmemiz gerekir. O vakit, tüm kötülükler ‘koronadan önce’ de kalsın inşallah. Kalın sağlıcakla…