BEDİR’DEKİ 313 SAHABE, BUGÜNKÜ 2 MİLYAR MÜSLÜMANDAN DAHA FAZLAYDI

Abone Ol

Bu başlık matematik ilmine aykırı ama tarihe uygun bir örnektir. Çünkü bizim inancımızda kuşlar filleri yener.

Tarih her zaman rakamlarla yazılmaz; bazen bir avuç insan, bir ümmetten daha büyük iz bırakır. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Bedir Savaşı’dır. Sayıları sadece 313’tü. Karşılarında ise kat kat üstün, donanımlı bir ordu vardı. Ama o gün galip gelen, sayıların çokluğu değil; inancın, sadakatin ve samimiyetin ağırlığıydı.

Tam da buna uygun olarak, hepimizin tarihe tanıklık ettiği bu zamanda, bu rolü İran elinden geldiğince uygulamaya çalışıyor.

İran, dünyanın süper gücü Amerika ve İsrail’in saldırılarına kendince karşılık veriyor ve herkesi şaşırtmaya devam ediyor. Çünkü Trump ve ABD yönetimi bile İran’dan böyle güçlü bir karşılık beklemiyordu.

Savaş başladığında İran yönetiminin neredeyse tamamı öldürüldü. Herkes “İran için her şey bitti” derken, Trump “İran liderlerinin tamamı öldürüldü, konuşacağımız kimse kalmadı” diye açıklama yaparken; İran tarafından tarihe not düşen bir cevap geldi:
“Biz liderleri öldürülünce yok olsaydık, Kerbela’dan sonra olmazdık!”

İran, kendi kurtuluş savaşını veriyor. Zulme, haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı savaşıyor. Ancak bu, İran rejiminin değil; kadim İran halkının mücadelesidir.

Türkiye halkı, İran halkının yanında ve İran’ı destekliyor. İran, destekçilerini sevindirirken düşmanlarını üzmeye devam ediyor. Türkiye’de bazı kesimler, İran’a saldırı olduğunda İran halkının sınırlara yığılacağını ve Türkiye’nin mülteci akınına maruz kalacağını düşünüyordu.

Ancak bunu bekleyenler, İran halkını tanımayanlardı. Çünkü savaştan beri İran’dan kaçıp komşu ülkelere sığınan kimse olmadı. İran, zulme karşı savaşıyor; kendi için değil, kendi Şii olduğu hâlde Sünni Filistin halkı için de mücadele ediyor.

Günümüzde İran’ı samimi bulmayan bazı kişilere sormak gerekir:
Onların ülkeleri bugüne kadar ABD ve İsrail’e karşı ne yapabilmiştir? Korkudan kınayamamış bile olanlar, şimdi neyi eleştiriyor? Yeri gelmişken sormak gerekir: Sünni Filistin halkını korumak neden Şii İran’a kaldı? Onlarca Sünni Müslüman ülke ne yapıyor? Neden sessiz kalıyorlar?

Hz. Muhammed’in asırlar önce “Çoğalacaksınız ama ağırlığınız olmayacak” uyarısı, sanki bugünleri anlatıyor.

Ortadoğu’da yaşanan gerilimlere bakıldığında bu sorunun cevabı daha da netleşiyor. Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran ekseninde şekillenen çatışmalar sadece askeri değil; aynı zamanda bir irade ve duruş meselesidir. Müslümanların egemen olduğu coğrafyada dökülen kan; yalnızca silahların değil, suskunlukların ve dağınıklığın da sonucudur.

Bugünün Müslüman dünyası kalabalık ama parçalı. Ses var ama yankı yok. Tepki var ama bedel yok. Oysa Bedir’deki 313 kişi sadece savaşmadı; bir inancı temsil etti. Her biri, “Ben buradayım” demekle kalmadı, “Gerekirse her şeyimi ortaya koyarım” diyebildi.

Bugün 2 milyar Müslüman var; fakat ortak bir irade, güçlü bir birlik ve net bir duruş eksik. Ekonomik güç dağınık, siyasi refleksler parçalı, kültürel bağlar zayıflamış durumda. Herkes kendi sınırlarında, kendi konfor alanında kalmayı tercih ediyor. Bedir’de ise sınır yoktu; sadece bir dava vardı ve o davaya adanmış yürekler…

Tam da böyle bir zamanda, İran sahaya çıkıyor.
Dünyanın süper gücü dediğimiz Amerika’ya ve İsrail’e karşı, kendi çapında da olsa bir duruş sergiliyor. Ve bu, birçok kişiyi şaşırtıyor.

Ortadoğu’ya bakın…
Dökülen kan sadece bombaların sonucu değil.
Aynı zamanda suskunluğun sonucu.
Dağınıklığın sonucu.
Parçalanmışlığın sonucu.