BELGE VARSA YAZILIR

Abone Ol

Epstein Dosyası, Görünür Gerçeklik ve Gazeteciliğin Namusu

Gazetecilik bir iddia sanatı değildir.
Gazetecilik, belgeyle konuşma mesleğidir.

Bugün dünya kamuoyunun önünde duran Jeffrey Epstein dosyası, tam da bu yüzden bir turnusol kâğıdıdır. Çünkü bu dosya; söylentilerden değil, yargı makamlarınca kamuoyuna açılmış kayıtlardan oluşur. E-postalar vardır, uçuş listeleri vardır, üçüncü kişilerin yazışmaları vardır. Ve evet, bu belgelerde Türkiye’den isimler de geçmektedir.

Burada durup açık konuşmak zorundayız:

Bu dosyada adı geçen her Türk bu suça bulaşmıştır diyemeyiz.
Ama “tamamen sütten çıkmış ak kaşıktır” da diyemeyiz.

Bizim işimiz hüküm vermek değil, kaydı saklamamaktır.

GÖRÜNÜR GERÇEKLİK İLKESİ

Diriliş Postası’nın yayın çizgisi nettir:
Görünür gerçeklik saklanmaz.
Belge varsa yazılır.
Bağlamı neyse, o bağlamla yazılır.

Bir ismin bir dosyada geçmesi suç değildir.
Ama o ismin geçtiğini saklamak gazetecilik kusurudur.
Bizden hatır için bazı isimleri görmezden gelmemizi beklediler..
Hatta bazı zekası kıt kişiler- BirGün gazetesi, Cumhuriyet gazetesi ve bu konuda haber yapan başka gazetelerle bizim gazetemizi yan yana koyup, “kimler kimlerle beraber” türü paylaşımlar yaptılar..
İlginç..
Açık açık; “görmeseniz olmaz mıydı yani ne var?” demeye getirdiler anlayacağınız..
Olmazdı kardeşim…

DOSYADA ADI GEÇEN TÜRKLER
KAYIT NE DİYOR?

Okurun doğru bilgilendirilmesi için, isimleri tek tek ve bağlamlarıyla yazıyoruz:

  • Banu Küçükköylü
    Açık kaynaklara yansıyan belgelere göre adı, Epstein’e ait özel jetin uçuş/seyahat kayıtları bağlamında geçmektedir. Dosyada eyleme dair bir suç isnadı yoktur; iddialar kendisi tarafından reddedilmiştir.
  • Turabi Fırat
    Benzer şekilde adı, seyahat/manifesto kayıtlarıyla anılan bir diğer isimdir. Suç isnadı bulunmaz; belge, bir isim kaydı niteliğindedir.
  • Ahmet Davutoğlu
    Adı, üçüncü kişiler arasında geçen bir e-posta yazışmasında, tanıtım/referans bağlamında zikredilmektedir. Temas ya da suçlama yoktur; kayıt, yazışma içeriğidir.
  • Ahmet Mücahit Ören
    Adı, dosyada yer alan belgeler arasında geçiyor. İhlas Holding CEO’su Ahmet Mücahit Ören’in Epstein’in 20 yıl hapis cezası alan hükümlü suç ortağı Ghislaine Maxwell ile yazışmaları ortaya çıktı.

Bu isimlerin hiçbiri hakkında mahkeme kararıyla verilmiş bir suç hükmü yoktur.
Ama belgede adlarının geçtiği bir gerçektir…

ŞİMDİ…
Altını kalın çizgilerle çizelim:

  • İsim geçmesi suç değildir.
  • Ama isim saklamak ayıptır.
  • Bağlamı çarpıtmak ise itibar suikastidir.

Biz ne yapıyoruz?
Bağlamı yazıyoruz.
Ne eksik, ne fazla.

Diriliş Postası kimseyi hedef almaz.
Ama hakikati de perdelemez.

ŞEFFAFLIK KİMDEN KORKAR?

Gerçekten masum olan için şeffaflık bir tehdide dönüşmez.
Aksine, temizlenme fırsatıdır.

Karanlıktan rahatsız olanlar genellikle ışığa tahammül edemez.
Biz ışığı yakıyoruz.

Bugün Epstein dosyası konuşuluyorsa,
yarın başka bir küresel dosya konuşulacaktır.
O gün geldiğinde de aynı ilkeyle yazacağız:

Belge varsa yazılır.
Hükmü mahkeme verir.
Gazeteci kayda geçirir.

Bu, mesleğin namusudur.

xxxxxxxxxxxxxxxxx

KARA PARANIN EN GÜVENLİ SIĞINAĞI MEDYA

Bir ülkede kara para nereye gider biliyor musunuz?
İnşaata gider.
Kumara gider.
Kriptoya gider.
Ve en sonunda… Medyaya gider.

Çünkü medya, yalnızca para değil; meşruiyet üretir.
Bir suç örgütü için en pahalı şey para değildir, itibardır.
İşte bu yüzden yasadışı bahis baronlarının yolu er ya da geç televizyon stüdyolarına düşer.

Son operasyon bunu bir kez daha gösterdi.

Veysel Şahin ile irtibatlı olduğu tespit edilen Şeref Yazıcı’nın tüm mal varlığına el konuldu.
Dahası, kripto hesaplarındaki 500 milyon dolarlık meblağa da el konularak iade süreci başlatıldı.

Bu rakam tek başına bile meseleyi anlatmaya yeter.
Ama asıl mesele paranın nereye aktığı.

NEDEN MEDYA?
ÇÜNKÜ EN TEMİZ AKLAMA YÖNTEMİ

Kara para aklamanın dünyada en çok kullanılan yöntemlerinden biri medya yatırımlarıdır.
Sebebi basit:

  • Gelir–gider kalemleri “yoruma açıktır”
  • Telif, reklam, sponsorluk gibi kalemler şişirilmeye uygundur
  • “Zarar ediyorum” demek kimseyi şaşırtmaz
  • Ve en önemlisi: Parayı harcarken alkış da alırsınız

Savcılık bu kez bu yöntemin üzerine gitti.
Ve adreslerden biri Ekol TV oldu.

AKILLARA DURGUNLUK VEREN BİR DÜZEN

Soruşturma dosyalarına yansıyan tablo ibretliktir:

  • Program konuklarına piyasa gerçekleriyle açıklanamayacak telifler
  • Çalışanlara sektör ortalamasının çok üzerinde maaşlar
  • Çekilişle personele ev dağıtılması
  • Reklam geliriyle örtüşmeyen devasa nakit akışı

Bunların hiçbiri “medya romantizmi” değildir.
Bunlar klasik kara para aklama göstergeleridir.

Savcılık bunu gördü.
Ve operasyon geldi.

ASIL SORU ŞU:
SIRADA HANGİ KANALLAR VAR?

Şimdi sorulması gereken soru çok nettir:

  • Bu sistemle kurulmuş kaç kanal daha var?
  • Hangileri hâlâ yayında?
  • Hangileri “zarar ediyor ama ayakta kalıyor” masalını anlatıyor?
  • Bu kanalların kuruluşunda, yönetiminde, ekran yüzü olarak vitrininde yer alanların hiç mi sorumluluğu yok?

“Ben sadece yayıncılık yaptım” demek artık yetmez.
Çünkü bu ölçekte para, bilmeme ihtimalini ortadan kaldırır.

BİLMEMEK MAZERET DEĞİL, BAZEN SUÇ ORTAKLIĞIDIR

Bir televizyon kanalında:

  • Para kaynağı belirsizse
  • Harcamalar akılla açıklanamıyorsa
  • Maaşlar sektörle bağını koparmışsa
  • Konuklar astronomik bedellerle ağırlanıyorsa

orada sadece yayın yapılmıyordur;
itibar satın alınıyordur.

Ve bu satın alma işleminin alıcıları da vardır.

DEVLET GEÇ KALMADI, AMA DAHA YOL VAR

Bu operasyon şunu gösteriyor:
Devlet artık sadece bahis sitelerini değil, paranın makyajlandığı vitrinleri de hedef alıyor.

Bu doğru bir adımdır.
Ama yeterli değildir.

Çünkü mesele tek tek isimler değil, kurulmuş bir sistemdir.

Ve o sistemin adı şudur:

“Suç parasıyla medya kur, sonra topluma kanaat sat.”

Bu düzen yıkılmadan,
ne medya temizlenir
ne toplum rahatlar
ne de adalet tam yerini bulur.

Bu yazı bir kişiyi değil, bir yöntemi sorguluyor.
Bir televizyonu değil, bir modeli ifşa ediyor.
Ve şu soruyu herkesin önüne koyuyor:

Kara parayla kurulmuş bir ekran, kime ne anlatabilir?

Cevabı biliyoruz.
Ve artık devlet de biliyor.

Devamı gelecektir.

XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

BUÇUK MEDYA, TAM GÜÇ SAVAŞI

CHP’de Asıl Hesaplaşma Ekranda Yapılıyor

Siyasette bazı cümleler vardır;
söylendiği an itibarıyla sadece bir söz değildir,
bir cephe açılışıdır.

“Bir buçuk televizyonumuz var” ifadesi de böyledir.
Basit bir saptama gibi durur ama aslında şunu anlatır:

“Medya gücüm eksik, bu eksikliği gidermeden iktidar olamam.”

İşte CHP’de bugün yaşanan tartışmanın özü budur.

KOZA TV HAMLESİ

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Koza TV’yi ulusal ölçekte konumlandırma çabası, bir yayıncılık girişimi değildir.
Bu, liderlik inşasıdır.

Çünkü modern siyasette şunu bilmeyen yoktur:
Medyası olmayan lider, emanet liderdir.
Günü kurtarır ama hikâye kuramaz.

Özel’in bu hamlesi tam da bu yüzden dikkat çekti.
Ve tam da bu yüzden bazı çevreleri rahatsız etti.

“BİR” VE “BUÇUK” AYRIMI NE ANLATIYOR?

CHP’ye yakın medya alanına bakıldığında tablo net:

  • Halk TV:
    Açık biçimde Ekrem İmamoğlu merkezli bir yayın çizgisine sahiptir.
  • Sözcü TV:
    Son dönemde daha temkinli, daha dengeci, hatta zaman zaman iktidarla mesafeyi kapatan bir hatta ilerlemektedir.

Bu nedenle “bir” ifadesi Halk TV’ye,
“buçuk” ifadesi Sözcü TV’ye yakıştırılıyor sanırım.

Açık konuşalım:
Bu bir medya eleştirisi değil, siyasi güven sorunudur.

Ve bu tespit Sözcü TV yönetiminde ciddi bir rahatsızlık yaratmış gibi görünüyor.
Çünkü “buçuk” denilen yerde artık tam aidiyet yok demektir.

ASIL GERİLİM HATTI İMAMOĞLU CEPHESİ

Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere.

Medya meselesine en az siyaset kadar önem veren İmamoğlu cephesi,
Özgür Özel’in kendi kanalını kurma hamlesini doğrudan bir meydan okuma olarak okumaktadır.

Kulislere yansıyan bilgiler nettir:
Bu hamleye sert bir tepki vardır.

Özellikle Murat Ongun’un, kendisini cezaevinde ziyaret edenlere şu minvalde sözler ettiği konuşulmaktadır:

“Bu medya işinden biz anlıyoruz.
Kendi başlarına becerebilecekleri bir iş değil.”

Bu cümle basit bir serzeniş değildir.
Bu, açık bir alan sahipliği iddiasıdır.

Yani deniyor ki:
“Medya bizim işimiz.
Dolayısıyla siyasetin merkezini de biz belirleriz.”

MESELE TELEVİZYON DEĞİL, KONTROL

Burada tartışılan şey ne Koza TV’dir,
ne Halk TV,
ne de Sözcü TV.

Tartışılan şey şudur:

CHP’de algıyı kim yönetecek?
Lideri kim parlatacak?
Adayı kim belirleyecek?

Çünkü medya, artık sadece haber veren bir araç değil;
siyasi mühendislik sahasıdır.

Ve bu sahayı kontrol eden,
yarının genel başkanını da, cumhurbaşkanı adayını da belirler.

CHP’de bugün yaşanan şey bir görüş ayrılığı değildir.
Bu bir iktidar kavgasıdır.

Sandık günü değil,
ekran başında kazanılacak bir kavgadır bu.

Özgür Özel kendi ekranını kurmadan “tam lider” olamaz.
Ekrem İmamoğlu da ekranı bırakmadan “tek merkez” olmayı bırakmaz.

Bu yüzden bu savaş büyüyecek.
Bu yüzden daha çok cümle kurulacak.
Ve bu yüzden medya, CHP içi mücadelenin asıl kırılma hattı olmaya devam edecek.

Biz buradan bakıyoruz.
Ve kayda geçiyoruz.