Ben bunu yemem ama!..

Abone Ol

Hangi partiye oy verirse versin aslında seçmenin ne istediğinin cevabı çok basit: Adalet, refah ve inanç özgürlüğü.

Özgürlük, ekonomik kalkınma, erdemli bir hayat istemeyen bir seçmen olabilir mi?

Ama seçmenlerin tamamının özellikle ne istediğini tam olarak ortaya koyabilmek mümkün değil. Seçimden çıkan sonuçlara bakarak da seçmenin asıl niyetinin anlaşılması çok zor. Çünkü bir partiye oy veren seçmenler tümden aynı şeyler için oy veriyor değil. Üstelik bazen bir partiye verilen oy başka parti ya da partilere tepki olarak da verilebiliyor. Farklı gerekçeler ve farklı önceliklerle de olsa verilen oylar aynı partiye yazılmak durumunda. Partiler bunun analizini doğru yapmak zorundalar.

Üst üste oy verdiği halde kendi oyunun karşılığını göremeyen ya da verdiği oyun hilafında bir değerlendirme yapıldığını görenler çok zor da olsa bu tercihini değiştirebilmekte. Aynı kanaate hâkim seçmenlerin ekseriyet oluşturduğunda ise oy verilen o siyasi parti “rafa kalkıyor” tarihin tozlu sayfalarına ayılabiliyor. Ya da büyük bir hezimet yaşayıp zihniyetini ve kadrolarını değiştirerek yeniden yola koyulmak mecburiyetinde kalıyor.

Öte yandan  “Ay şekerim ben bu insanları hiç anlamıyorum, hâlâ bu partiye nasıl oy verebiliyorlar?”, “Ben bu AKP’lileri hiç anlamıyorum bunca yolsuzluk varken üç beş torba kömür, birkaç paket makarna için nasıl oy verebiliyorlar?”türünden aşağılamaları yapanlar aslında kendileri gibi düşünmeyenleri hiç anlamaya çalışmıyorlar. Tercih sebepleri üzerine kafa yormuyorlar.

Yine seçimlerin sosyal medyada yapılmadığını ve kazanılmadığını bilmem tekrar etmeme gerek var mı? Daha önce farklı konularda defalarca denenen yöntem bu seçimlere yaklaştıkça tekrar “TAMAM-DEVAM” olarak gündemde. (TAMAM için atılan tweetlerin büyük çoğunluğunun ABD ve Brezilya’dan olması çok ilginç)

Sosyal medyadaki onca gümbürtünün sonucunda her seferinde de “Ama sonuç böyle çıkmamalıydı” diye mızıkçılık etmekten öteye gitmiyor.

Belki sosyal medyayı etkin kullanmak bazı durumlarda önemli olsa da her konuda her zaman sıhhatli neticeler vermesi mümkün değil. Bilhassa seçimler mevzubahis ise seçmenlerin kahir ekseriyetinin sosyal medya ile işinin olmadığını ve asıl neticeye tesir eden seçmen kitlesinin de sosyal medyadaki algı operasyonlarını pek takmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Sosyal medyada Türkiye ile ilgili atılan mesajların büyük çoğunlukla Amerika ve Brezilya ve Avrupa menşeli olduğunu söylememe gerek var mı? Böyle olacağı zaten belli idi. Bıkmadan, usanmadan deneyeceklerine hiç kuşku yok. Bu tip girişimler kararsız ve kafası karışık olanların tercihlerine aksi yönde etki etmeye devam ediyor.

Seçmenin “Sosyal medya savaşları” ile pek ilgi ve alakasının olmadığını daha önce gördük ve yine göreceğiz.

Ne olursa olsun, yeter; tamam artık Tayyip gitsin!”  mantığı ve Batı medyasının ağız birliği ederek yaptığı “Tayyip artık gidiyor” haberleri bir işe yaramıyor? Farklı bazı hususlardan dolayı kırgın, kafası karışık olan seçmeni AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan’ın etrafında tekrar kenetlenmesini sağlıyor. Gidişat “Tayyip Erdoğan” düşmanlığının dozunun artacağını da gösteriyor. Seçimlerde büyük oranda değişecek olan milletvekilliğine aday gösterilecek isimler seçmenin AK Parti’ye bakışını da olumlu manada etkileyebilir.  

AK Parti de tüm olan bitenleri ve söylenmeyenleri bile çok iyi tahlil etmeli.