“Ben maf olmuşum”

Abone Ol

Değerli madenler vardır ya… Rengiyle, parıltısıyla diğerlerinden farklıdır ve en önemlisi azdır; bunun için de çok pahalıdır. Çevremizde de muhakkak böyle insanlar vardır. Kendilerine has özellikleriyle dikkat çeken bu tipler herkesin tanışma şansı elde edemediği özel insanlardır. Dolandırıcılardan bahsettiğimi zannediyorsanız yazıya devam etmeyin lütfen.

“İstanbul'un Antika Tipleri”, Mahmut Yesari'nin gazete yazılarının bir toplaması. Hiçbir yerde bir arada bulunamayacak tipler seçilmiş, bir kitabın içine sıkıştırılmış. Çok şanslısınız; bu kadar enteresan tip, yazarın tabiriyle antika tip şimdi yanı başımızda.

Hayatlarına normal şekilde devam eden antikaların kimseye ihtiyacı yoktur. Ancak çevredekiler şundan da eminim ki onlarsız yapamaz. Muhabbetleri onlarsız olmaz, vakitleri onlarsız geçmez. Anlattıkları palavrayla karışık hikâyeler dinleyende merak uyandırır, bir kez daha dinleme isteği verir; hatta bağımlılık yapar. Hikâyelerin ortak özelliği kimsenin başından geçmemiş, geçse de anlatıldığı şekilde geçmeyecek hikâyeler olmasıdır.

Adıyla da albenisi olan bu kitap enteresan tipleri barındırmak zorundaydı. Yani özelliksiz, alelade tiplere bu kitapta yer yok. Birbirinden müstesna bu tiplere Mahmut Yesari’nin üslubu eşlik ediyor. Üsluptaki mizahi öğeler ve akıcılık yüksek beklentiye fazlasıyla cevap veriyor. Sanki bitirim âleminden bir külhanbeyi konuşuyor siz de onu dinliyorsunuz. Yazıların orijinal hali korunmuş –çok iyi bir tercih- ve okuyucunun daha kolay anlayabilmesi için her sayfanın dipnot kısmında belirli kelimelerin sözlük anlamları verilmiş. Hem bütünlük hem de akıcılık açısından dipnot kısmına göz attıktan sonra sayfayı okumanızı öneririm. Eski kelimelerin güzelliğini, ifadelerin kibarlığını ancak böyle hissedebilirsiniz. Ayrıca şimdilerde hiç kullanmadığımız ve hiçbir yerde bulamayacağınız kalıplar da dipnot kısmında var. Onları öğrenmek de ilgi çekici olabilir.

Tanıtılan tipler sadece kişilik özellikleriyle değil aynı zamanda fiziki özellikleriyle de ayrıntılı biçimde anlatılmış. Bunun için Mahmut Yesari’nin hakkını vermek gerekiyor. Gerek gözlemciliği gerekse de dili tam puanı hak ediyor. Öyle ki diliyle antika tipleri daha da antika yapmış. Bu arada kitabın kapağında antika bir tipin görseli var zannedilebilir ancak o Mahmut Yesari’nin ta kendisi. Görsel, Kozma Togo –Kosmas Theodoridis-Theo- tarafından çizilmiş. Bu kadar enteresan tipleri anlatan kişinin antika bir görseli en uygun görsel olacaktı zaten. Diğer taraftan Kozma Togo’nun Türk karikatür dünyasının en önemli isimlerinden biri olduğunu hatırlatmak isterim. Şimdilik onun da enteresan bir hikâyesi olduğunu söylemekle yetineyim.

“Yüz elli koyunum gitti”

Antika tiplerin ortak özelliği hemen hemen tamamının çok konuşması ve biraz da palavracı olması. Hayli ilginç ve komik hikâyeleriyle en somurtkan insana dahi kahkahalar attırabilecek bir karakter olan Dayı bunlara örnek. Dayı’nın hiç bitmeyen parasını, kaybolan yüz elli koyununu ve sürekli tekrarladığı “Ben maf olmuşum” sözünü Ahmet Yesari'nin şenlikli anlatımıyla gülerek okuyacaksınız. Dayı, antika tiplerin yıldızıdır diyebiliriz. Kitabı sadece bu karakteri okumak için temin edebilir, okumaya bu karakterden başlayabilirsiniz. Dayı için İstanbul’a inmek, eve gitmek, vapura binmek her defasında imkânsızdır ancak elini cebine atmaya görsün muhakkak “emanet” ya da “borç” bir lirayı şu sözle birlikte gün yüzüne çıkarır: “Düştükse de daha bütün bütüne ölmedik…”

Dikkate değer bir başka karakter “Palavra Hasan”dır. Adı üstünde; palavracı… Onun palavralarına doyamayacak, yeni palavrasını sabırsızlıkla bekleyeceksiniz. Aynı zamanda avcı da olan Hasan, diğer alanlarda olduğu gibi bu alanda da kendine göre bir numaradır. Mavzer tabancayla bakır meteliği çevirip vuran da, yüz metreden tüfekle yumurtayı paramparça eden de odur. Palavra Hasan demişken karakterlerin bir başka ortak özelliğini de belirtmem gerekiyor. Hemen hemen hepsi teklifsiz hikâye anlatan; konuşmaya, övünmeye teşne, itiraz kabul etmez, itirazlara en münasibinden cevaplar yapıştıran hazırcevap tiplerdir... Etraftakilerin palavra olduğunu bildikleri halde ses çıkarmadan, itiraza yeltenmeden dinlemeleri ve çok ilgili görünmeleri bir sonraki hikâye için onlara cesaret verir. Anlatılanlara şüpheyle bakanlar, inanmayanlar ve araya girip itiraz edenler daima oyunbozan olarak anılacak ve yanlarında konuşulmaz tipler olarak hatırlanacaktır. Bunun bir sebebi de antika tiplerin kalplerinin temizliğine olan inançtır. Onlara itiraz etmek, onları yalancı, sahtekâr çıkartmak kötü kalplilikle açıklanabilir. Ayrıca eğlenceyi bozmaları da affedilmez bir suçtur.

Kitapta eski İstanbul’dan kesitler sunuluyor. Bu da ister istemez sosyolojik analizler yapmaya yardımcı oluyor. Geçiş dönemiyle beraber bazı alışkanlıkların değişmiş olduğunu gözlemliyoruz. Muhakkak ki imparatorluktan cumhuriyete geçiş süreci bir çırpıda tamamlanmış bir süreç değil. Bu süreç yer yer 1930’lara kadar sürmüştür. Ayrıca bu süreci 1920’lerden başlatmak da pek doğru değil. Dönüşümün yirminci yüzyılın başlarında hızlandığını söyleyebiliriz. Bu değişimin ve dönüşümün edebiyat alanına yansıması ayrı bir konu. Yeni dönemin yaşam biçimine etkileri sürecin uzunluğu ile beraber değerlendirilebilir. Sosyal yaşamın ve özellikle şehir hayatının çok hızlı şekilde değiştiği görülür. Bu yönüyle İstanbul taşradan farklıdır. Sosyal hayattaki değişime örnek olarak kitabın son bölümünde yer alan “Bekçiler” başlıklı yazı verilebilir. “Bekçiler”de eski-yeni ayrımı yapılıyor ve eski bekçilerle yeni bekçiler kıyaslanıyor. Günümüzden bakılınca her şeyin bizim yaşadığımız dönemde değişime uğradığı gibi bir algı oluşabilir ama belli ki değişim aşama aşama günümüze kadar gelmiş. Mardik Efendi’den dinlediğimiz “Bir Ada Sefası”nda da bu değişimin izleri fazlasıyla kendisini belli eder.

Hemen “Ben Cemal Çavuş’un adamıyım” deyin

Yeter… Durun… Ben ettim siz etmeyin… Böyle bir kitabın içinde ciddi sosyolojik analizlerle vakit harcamayın. İkinci kez okuduğunuzda yaparsınız. Hemen “Cemal Çavuş”a geçin, onun adamı olun. Çünkü hırsızlar, arsızlar, haramiler yolunuzu kestiyse tek bir söz onları durdurmaya yetecektir: “Ben Cemal Çavuş’un adamıyım” Cemal Çavuş iyi adamdır, has adamdır, yardımseverdir, kahramandır. İngiliz denizaltısını esir almak, “Teslim” diye bağırarak yine İngiliz savaş gemisini sığlığa oturtmak kolay iş midir? Tanıyan tanımayan Cemal Çavuş dedin mi oracıkta durur sana selam verir. Sakın unutmayın: Cemal Çavuş’un adamısınız. Unutursanız ne mi olur? Cemal Çavuş “Aman çocuklar, dün gece olanları sormayın…” diye başlayıp size anlatsın.

Kitap üç kısım olarak hazırlanmış. İlk kısmın adı ile kitabın adı aynı. Son iki kısımda Mahmut Yesari’nin bizzat tanıdığı tiplerin anlatıldığını görürüz. “Konağımıza Girip Çıkanlar” ve “Aramızda Yaşayanlar” bölümünde yazarın gözlemciliğinin en üst seviyede kendini gösterdiğini söyleyebiliriz.

Daha çok meyhane muhabbetleri, palavralar, zamparalıklar ve ev dışı ortamlarda anlatılanlara bakılacak olursa antikaların tümüyle erkeklerden oluştuğu zannedilebilir. Dönem itibarıyla toplumsal hayatta ev dışı ortamların erkeklere açık olması ve Mahmut Yesari’nin –mecburen- erkekleri gözlemlemesi anlaşılır bir şeydir diye düşünüyorum. Genel olarak erkekler anlatılmıştır ancak “Fatma Molla” ve “Resmihâl Kalfa” gibi kadın karakterler de eserde kendine yer bulmuştur. Tiyatroyu bir türlü anlatamadıkları Fatma Molla ve başkalarının ilaçlarını içip bitirmekle ünlü Resmihâl Kalfa’yı okurken çok eğleneceksiniz.

Verem nedeniyle henüz elli yaşında hayatını kaybeden Mahmut Yesari, aynı zamanda Çanakkale Savaşı gezilerinden... Yazar Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale cephesinde Anafartalar’da yedek subay olarak görev yapmış. Cepheden de bir karakter tanıtır mı diye çok baktım ama göremedim. Belki gazi ve şehitlerin aziz hatıralarına saygısızlık etmemek için belki de kimseyi inceleyecek vakti olmadığı için bunu yapamadı.

“İstanbul’un Antika Tipleri”ni derleyen ve yayına hazırlayan Tahsin Yıldırım’ın kitabın hemen başında “Sunuş” kısmında belirttiği gibi yazar, antika tipleri kimseyi incitmeden mizahi bir dil kullanarak anlatmaya çalışmış. Bu zarif üsluba kitap boyunca şahitlik etmekteyiz.

Bilirsiniz ki her kitabı övmem. Ekstra iş çıkarmış, değişik konu işlemiş, kurgusuyla büyülemiş, çok moda tabirle “sarsıcı” bir sonla okuyucuyu –yani beni- abondane etmiş yazarları ve kitapları överim. “İstanbul’un Antika Tipleri”, sarsmıyor ama kendine getiriyor. Biraz gülmek size de iyi gelecek.