BİLAL ERDOĞAN: ARTIK ONU TÜRKİYE’YE ANLATMANIN VAKTİ GELMEDİ Mİ?

Abone Ol

Değerli dostlar, değerli okuyucular;

Bugün hakkında çok konuşulan ama bana göre yeterince kendi yaptıkları, söyledikleri ve fikirleriyle konuşulmayan bir isimden söz etmek istiyorum:

Bilal Erdoğan’dan…

Öncelikle bir hususun altını özellikle çizeyim.

Bilal Erdoğan benim arkadaşım değildir. Kendisiyle herhangi bir siyasi, ticari veya şahsi menfaat ilişkim yoktur. Ondan bir beklentim de yoktur.

Bu satırları bir makama ulaşmak, birilerine mesaj vermek veya yarının siyasi dengelerinde kendime yer açmak için yazmıyorum.

Yıllardır siyaset üzerine konuşan ve yazan bir insan olarak gördüğüm bir gerçeği ifade ediyorum:

Türkiye, Bilal Erdoğan’ı artık yalnızca Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu olarak değil, Bilal Erdoğan olarak tartışmalıdır.

ONU GEÇMİŞİN POLEMİKLERİNE HAPSETMEYİN

Bilal Erdoğan geçmişte babasıyla yaptığı bir konuşma üzerinden yıllarca siyasi mizahın konusu yapıldı. Bir baba-oğul konuşması üzerinden başlayan tartışma, zamanla onun şahsını ve zekâsını küçümsemeye çalışan bir dile dönüştü.

Ben o ifadeleri burada yeniden tekrar etmeyeceğim.

Çünkü tekrar ettikçe eski bir polemiğe yeniden hayat vermiş oluruz.

Tam tersine artık o defteri kapatıp bugünün Bilal Erdoğan’ına bakmak gerektiğini düşünüyorum.

Aradan yıllar geçti.

Türkiye değişti, dünya değişti.

Peki Bilal Erdoğan bu yıllarda ne yaptı, neyle ilgilendi, hangi meselelerin peşinden gitti?

Asıl konuşmamız gereken budur.

RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN OĞLU OLMAK

Bilal Erdoğan’ın en büyük avantajı, aynı zamanda belki de hayatındaki en ağır yüktür:

Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu olmak.

Türkiye’nin son çeyrek asrına damgasını vurmuş bir liderin evladı olduğunuzu düşünün.

Soyadınız sizden önce odaya giriyor.

Başarılı olduğunuzda “Babası sayesinde” deniliyor.

Yanlış yaptığınızda mesele yalnızca sizin yanlışınız olmaktan çıkıp babanıza kadar uzanıyor.

Herkes sizi onunla ölçüyor.

Bazen size kendiniz olma hakkı bile tanınmıyor.

Elbette böyle bir soyadının sağladığı imkânlar vardır. Bunu inkâr etmek doğru olmaz.

Ama aynı soyadının taşıttığı yükü de görmemiz gerekir.

Bilal Erdoğan’a yapılması gereken adalet şudur:

Onu babasından koparmadan, babasının gölgesine de hapsetmeden değerlendirmek.

BİLAL ERDOĞAN’IN VİZYONU

Bilal Erdoğan’ın özellikle son yıllardaki çalışmalarına ve konuşmalarına baktığımda yalnızca günlük siyasi tartışmalarla ilgilenen bir profil görmüyorum.

Gençlik…

Eğitim…

Kültür…

Spor…

Sivil toplum…

Tarih ve medeniyet…

Türkiye’nin kendi değerleri üzerinde yükselmesi meselesi…

Bunların üzerinde duran bir insan görüyorum.

Bence Türkiye’nin gelecekte yalnızca ekonomiyi veya bürokrasiyi yönetecek insanlara ihtiyacı olmayacak.

Bu ülkenin gençlerine “Biz kimiz, nereden geldik ve nereye gidiyoruz?” sorularına cevap verebilecek liderlere de ihtiyacı olacak.

Devlet yalnızca bütçe yönetmek değildir.

Devlet aynı zamanda bir milletin hafızasını, kültürünü ve gelecek tasavvurunu taşıyabilmektir.

Bilal Erdoğan’ın eğitimden gençliğe, kültürden spora uzanan çalışmalarını bu nedenle önemsiyorum.

Dünyayı tanırken kendi medeniyetinden kopmayan, modernleşirken kendi değerlerinden utanmayan bir Türkiye anlayışı…

Bence Bilal Erdoğan’ın üzerinde durulması gereken taraflarından biri budur.

PEKİ BİLAL ERDOĞAN’IN NEYİ EKSİK?

Şimdi bazı insanların rahatsız olabileceği soruyu soruyorum:

Bilal Erdoğan’ın neyi eksik?

Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan siyasete girdi, partisini kurdu, genel başkan oldu ve milletvekili seçildi.

Merhum Prof. Dr. Haydar Baş’ın ardından oğlu Hüseyin Baş partisinin genel başkanlığını üstlendi.

Bunların ikisi de en doğal demokratik haklarıdır.

Ben de itiraz etmiyorum.

Ama aynı demokratik ölçüyü Bilal Erdoğan için de uygulamak zorundayız.

Erbakan’ın oğlu siyaset yapabiliyorsa Erdoğan’ın oğlu neden yapamasın?

Haydar Baş’ın oğlu liderlik iddiasında bulunabiliyorsa Bilal Erdoğan’ın gelecekte AK Parti’nin liderliğine talip olması neden konuşulamasın?

Ben, “Recep Tayyip Erdoğan’ın oğludur, dolayısıyla lider olmalıdır” demiyorum.

Tam tersine:

Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu olduğu için lider olamaz da denilemez.

Soyadı hiç kimseye otomatik makam kazandırmamalıdır.

Ama hiç kimsenin önüne aşılmaz bir engel olarak da konulmamalıdır.

ARTIK SORUMLULUK ALMALI

Ben Bilal Erdoğan’ın artık doğrudan siyasi sorumluluk almasının faydalı olabileceğini düşünüyorum.

Bu yarın AK Parti Genel Başkanı olması anlamına gelmez.

Bir milletvekilliği olabilir.

Parti yönetiminde önemli bir görev olabilir.

Ya da uygun görülecek bir alanda bakanlık sorumluluğuyla devlet yönetiminde kendisini göstermesi olabilir.

Bir yerden başlamalı.

Çalışmalı.

Eleştirilmeli.

Hesap vermeli.

Başarıları da hataları da görülmeli.

Millet Bilal Erdoğan’ın gerçekten ne yapabileceğini görmeli.

Çünkü liderlik soyadıyla kazanılmaz.

Liderlik sorumluluk taşıyarak, kriz çözerek, insan yöneterek ve nihayet milletin gönlüne girerek kazanılır.

Bilal Erdoğan da bu imtihandan geçmelidir.

PEKİ GELECEKTE AK PARTİ’NİN LİDERİ OLABİLİR Mİ?

Ben bu soruya açıkça:

Neden olmasın?

diyorum.

Bir gün AK Parti’de Recep Tayyip Erdoğan sonrasının konuşulacağı muhakkaktır.

Bu, Erdoğan’ın siyasi ömrünü biçmek değildir; hayatın doğal gerçeğidir.

Üstelik bu geçiş AK Parti’nin belki de kuruluşundan sonraki en büyük sınavlarından biri olacaktır.

Çünkü Recep Tayyip Erdoğan yalnızca partisinin genel başkanı değildir. Milyonlarca insanın AK Parti ile kurduğu duygusal bağın merkezindeki isimdir.

Ondan sonra gelecek kişinin yalnızca iyi bir bürokrat veya iyi bir hatip olması yetmez.

Milletin dilini bilmesi, gençleri anlaması, muhafazakâr toplumsal hafızayı tanıması ve dünyayı okuyabilmesi gerekir.

Bilal Erdoğan eğer gelecekte böyle bir göreve talip olacaksa, babasının kopyası olmaya çalışmamalıdır.

Kendi siyasi kimliğini oluşturmalıdır.

Kendi üslubunu…

Kendi kadrosunu…

Kendi siyaset anlayışını…

Ve en önemlisi, milletle kendi gönül bağını kurmalıdır.

Bunu başarırsa gelecekte AK Parti Genel Başkanlığı’nın, hatta Türkiye’nin liderlik tartışmasının önemli isimlerinden biri haline gelmesinde hiçbir gariplik görmüyorum.

BELKİ DE ONU HİÇ TANIMADIK

Belki meselenin özü burada:

Türkiye Bilal Erdoğan’ı gerçekten ne kadar tanıyor?

Soyadını tanıyoruz.

Babasını tanıyoruz.

Hakkındaki eski tartışmaları tanıyoruz.

Ama Bilal Erdoğan’ın kendisini ne kadar tanıyoruz?

Ben artık bunun konuşulması gerektiğini düşünüyorum.

Bir insanı babasının büyüklüğü nedeniyle otomatik olarak büyük kabul etmek ne kadar yanlışsa, babasının kimliği nedeniyle küçümsemek de o kadar yanlıştır.

Bilal Erdoğan’a babasından bir makam miras bırakılmasını savunmuyorum.

Ona kendi hikâyesini yazabileceği bir meydan açılmasını savunuyorum.

Çıksın o meydana.

Sorumluluk alsın.

Milletin derdiyle dertlensin.

Devlet yönetmenin ağırlığını omuzlarında hissetsin.

Ve sonra millet karar versin.

SON SÖZ

Tekrar söylüyorum:

Bilal Erdoğan benim arkadaşım değildir.

Kendisinden herhangi bir beklentim de yoktur.

Belki bu yazıdan haberi dahi olmayacak.

Ben bugün bir kişiyi değil, bir hakkaniyet meselesini savunuyorum.

Bilal Erdoğan’a bir koltuk vermeyin.

Bilal Erdoğan’a kendisini ispatlayacağı bir yol verin.

Yürüyebiliyorsa yürüsün.

Milletin gönlüne girebiliyorsa girsin.

Devlet sorumluluğunu taşıyabiliyorsa taşısın.

Ve bir gün millet ona daha büyük bir görev verirse, o zaman hiç kimse çıkıp önüne soyadını bir engel olarak koymasın.

Çünkü babasının adı Recep Tayyip Erdoğan olabilir.

Ama önünde duran hayat,

Bilal Erdoğan’ın kendi hayatıdır.

Kendi mücadelesini vermeli.

Kendi imtihanından geçmeli.

Kendi başarısını kazanmalı.

Ve gerisini milletin iradesine bırakmalı.

Değerli dostlar son sözüm değişmez;
Allah vatana millete devlete zeval vermesin.

Vesselam.