Yaklaşık iki buçuk yıldır devam eden CHP’nin şaibeli kurultayı iddiaları, mahkemenin “butlan” kararıyla yepyeni bir sürece girdi.
Peki, bu sürecin bu noktaya gelmesinde kimlerin payı var?
Bana göre bu sorunun açık cevabı şudur: En büyük pay Sayın Kılıçdaroğlu’na aittir; sonrası da ondan cesaret bulanlara.
Neden böyle düşündüğümü biraz açayım isterseniz.
Asıl problem Kılıçdaroğlu’nun liderlik kapasitesi ve tarzıyla ilgilidir.
Zira açık, net, kararlı ve karizmatik bir liderlik örneği sergileyemediği için parti içerisinde öne çıkan ve çok başlılıklara sebebiyet veren figürler oluştu.
Bu noktada şu temel ilkeyi hatırlatmak isterim: Lider çokluğu ile lider yoklu arasında hiçbir fark yoktur.”
Bu ilke bize her ikisinin sonucunun da yıkım olacağını hatırlatır.
Kitleler psikolojisini iyi bilen liderler, açık ve net sembollerle iletişim kurmayı tercih ederler.
Kitleye hâkim bir konumdan ve tek ağızdan ama meşru, karar alma süreçleri doğru işletilmiş düşüncelerle seslenirler.
“Hikmet-i iktidar” gereği olarak da çok başlı yapılar, kitlelerin kafasını karıştırır.
Fakat Kılıçdaroğlu en büyük yanlışlarından birini burada yaparak, İmamoğlu’nun öne çıkmasına izin vermiş oldu.
Parti içi hiyerarşiyi alt-üsteden bu durum, beslenerek devam etti ve olaylar adeta genel başkanın kontrolünden çıkmış oldu.
Daha sonra rüzgârı arkasına alan ve “gençleşme” talep eden kanadın gizli teşebbüsleri ifşa olduğu halde, tepkilerden kortu ve neşter vuramadı.
Yenilik talep eden kanadın yelkenlerini dolduran diğer faktör ise yaşanan seçim başarısızlıkları oldu.
Kılıçdaroğlu’nun gölgesinde ve ona rağmen gelişen defactodurum, giderek kitlenin hakimiyetini -tabi çok geniş belediye imkanları ve sanal medya örgütlenmeleriyle- ele aldı.
Kitleyi büyük bir sermaye gücüyle etkilemeye çalışanların nasıl bir çark işlettiği elbette bugün yargının konusu haline gelmiştir.
Kılıçdaroğlu kendi döneminde belediye imkanlarıyla kendisine karşı gelişen isyan dalgasını da rüşvet çarklarını da hakkıyla görememiştir.
Delege iradelerini satın aldığı iddia edilenleri ve defacto lider olarak öne çıkan İBB Başkanını kongrede divan başkanı yapacak kadar basiretsiz davranabilmiştir.
Kısacası eğer CHP bugün bu sarsıcı türbülansları, yarılmaları yaşıyorsa bunun en büyük müsebbibi, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’dur.
Bayramlaşma konuşmasında, “Beni affedin, koynumda beslediklerimi görememişim.” demesi, boşuna değildi ve çok hakikatli özeleştirilerdi.
İşin başka bir yönü ise Kılıçdaroğlu’nun, “Erdoğan’ın yargısı.” diyerek itibarsızlaştırdığı yargının sağladığı “adalet” ile koltuğuna geri dönmüş olduğudur.
Hâlâ, “Beşli çete, saray vs.” demeğe devam etmesi ise çok ilginç çelişkileri oldu bana göre.
Şimdi mesele şudur: Geçmişini bildiğimiz Kılıçdaroğlu liderliği, bir devrim yapabilecek mi?
Ben çok umutlu değilim; ama bekleyip görmek lazım.
Yaşananlardan ne kadar hissedar olduğunu hep beraber göreceğiz.
15 Temmuz için “Kontrollü darbe.” diyen Kılıçdaroğlu’nun, kendi başına gelenleri bir FETÖ oyunu olarak nitelemesi de gerçekten çok enteresan oldu.
Daha epey konuşacak gibiyiz CHP’yi.
Zira şimdilik peşrev döneminde olan bölünme niyetlerinin altı dolarsa o ihtimal de bambaşka bir boyutla karşımızda olacak demektir…