Bir milletin geleceği çocuklarının ruh sağlığına bağlıdır

Abone Ol

Gazze… İsminin yanına bugün artık sadece işgal, yıkım ve ölüm değil, aynı zamanda kaybolan bir neslin sessiz çığlığı de ekleniyor. Netanyahu’nun açıkça dillendirdiği “tam işgal” planları, ABD’nin koşulsuz desteği ve Trump’ın provokatif altın heykel videosu, bu coğrafyada sadece enkaz ve kanı değil, gençlerin ruhunu da hedef alıyor. İnsanlar öldürüldükçe, şehirler yıkıldıkça, en masum varlıklar, yani çocuklar ve gençler, psikolojik olarak derin yaralar alıyor; travmalar kalıcı hâle geliyor.

Gazze’de çocuk olmak, güvenli bir yuva, oyun, eğitim, gelecek beklentisi olmadan büyümek demek. Bombalar arasında derse gitmek, arkadaşının kaybıyla yüzleşmek, açlık ve susuzlukla mücadele etmek… Bunlar, bir çocuğun ruhunda silinmez izler bırakıyor. Uzmanlar, bu travmaların yalnızca bireysel değil, toplumsal bir yaraya dönüştüğünü söylüyor. Nesiller boyu sürecek bir korku, kaygı ve çaresizlik kalıntısı oluşuyor.

Gelecek, Gazze’de yaşayan çocuklar için bir belirsizliktir. Sağlıklı bir gelecek, eğitim ve güven ortamı olmadan mümkün değildir. Fakat okul binaları enkaz altında, oyun alanları molozla kaplı, psikolog ve danışman desteği ise neredeyse yok. Dünya sessiz kaldıkça, bu nesil hem ruhsal hem de zihinsel olarak “işgal edilmiş” oluyor.

Tarih bize şunu gösterir: Bir milletin geleceği, çocuklarının ruh sağlığına bağlıdır. Çanakkale’de, Sarıkamış’ta ve 15 Temmuz’da direniş ruhunu gösteren nesiller, güçlü bir toplumsal bilinç ve imanla yetişti. Peki bugün Gazze’deki çocuklar? Onlar, yok olmaya yüz tutmuş bir gelecek içinde büyüyor. Eğer sessizlik sürerse, tarih onları da “kaybolan nesil” olarak kaydedecek.

Filistin’in tarih boyunca Osmanlı ve Selahaddin Eyyubi mirasıyla örülü direniş geleneği, bu nesil için hâlâ umut ışığı olabilir. Selahaddin, Kudüs’ü Haçlı işgalinden kurtarırken yalnızca toprak değil, insanların güvenini ve inancını da savundu. Osmanlı dört asır boyunca Filistin’de adaleti tesis etti, kutsal mekânları korudu ve nesillerin güven içinde yaşamasını sağladı. Bugün ise Gazze’de çocuklar, bu tarihî mirastan yoksun kalıyor.

Sessizlik, sadece bugün değil, yarının vicdanında da bedel ödetir. Uluslararası toplumun ve İslam dünyasının pasifliği, bu genç neslin hayatını tehdit etmeye devam ediyor. İnsan hakları örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve bireyler, Filistinli çocukların yanında durmak zorundadır. Eğitim, psikolojik destek ve güvenli alanlar yaratmak artık bir lüks değil; hayatta kalma meselesidir.

Gazze’de her çocuk bir hikâyedir. Her kayıp gülüş, her bitmemiş oyun, her travma, bir insanlık suçunun sessiz tanığıdır. Bu sessiz çığlığı duymayanlar, tarih önünde sorumlu olacak. Bugün yapılması gereken, sadece tepki göstermek değil, fiilen destek ve çözüm üretmektir. Eğitim, psikolojik danışmanlık, uluslararası hukukun uygulanması ve güvenli alanların sağlanması, acil eylem gerektirir.

İnsanlık, Gazze’deki çocuklar sayesinde kendi geleceğini sınayacaktır. Eğer sessiz kalırsak, onların kaybolan nesli, bizim insanlık sınavımızı geçemediğimizin simgesi olacaktır. Her birey, her devlet ve her topluluk, bu sessiz çığlığı duymak ve yanıtlamak zorundadır. Aksi hâlde, tarih tekrar edecektir; sessizlik, en ağır cezayı verecektir.

Gazze’nin çocukları ve gençleri, sadece bugün değil, yarının da umududur. Onları korumak, sadece insani değil, vicdanî ve tarihî bir sorumluluktur. Sessizlik, en büyük suçu işlemek anlamına gelir; eylem, insanlığın ve vicdanın zaferidir.