Bir Sezai Karakoç yazısı daha yazmak… ‘Üzerine yazanlara’

Abone Ol

Mütefekkir dediğimiz adamın işi salt düşünmekten ibaret değildir.

Tefekkürle bir sentez geliştirmektir. Yoksa düşünmek, dünyanın en kolay işi.

Her mütefekkir düşünürdür ama, her düşünür mütefekkir değildir.

Şimdi mütefekkir yerine entelektüel kavramını oturtup zorlayım.

Her filozof entelektüeldir de, her entelektüel filozof değildir.

Çok eğlenceli bir şablon. Şairleri de karıştırsam mı işin içine?

İsmet Özel’in terennüm ettiği ‘Şairler filozoftur’ sözüne,

‘Her filozof şair değildir’ diyerek.

Yazı başlığına üstad Sezai Karakoç’u taşımış olmamın sebebi, bizzat o değil.

O ve onun türündeki kıymetlerimize bakış ve yaklaşım tarzımız.

Bir başka ismi mesela Necip Fazıl’ı da tercih edebilirdim.

Sezai Karakoç, meramımı doğru aktarabilirsem, mükemmel bir misâl.

Çünkü, ustanın yaşı ve yaşadığı dönem çok mühim.

Dönem Türkiye’sinin siyasî ve içtimaî ahvâli ve bu ahvâlde, üstadın hassasiyetlerini yazarak çizerek dile getirmesi ve duruşu onu özellikle önemli kılıyor.

En zor ve karanlık zamanlarda yolumuzu aydınlatan dervişlerden Sezai Karakoç.

Sahiden, onunla irtibatımızı sağlayan ve bu irtibatı kıymetli kılan nedir?

Olağanüstü şiirleri mi, felsefesi mi?

Yoksa, herkesin sözbirliği etmiş gibi itibarı, ancak bu itibarın önemini terennüm etmeden temennâ edişi, her şiirinde, her mısraında ve metaforunda hikmet arayan, üstadın kolay anlaşılır diline rağmen, kullandığı imgelerin, metaforların sınırlarını zorlayarak kendi vehim ve sanrılarını yükleyerek abarttıkları derinlik algısı mı?

“Üstat bu mısraında…” diye başlayan ve sonu gelmeyen, üstadın aklından bile geçirmediği tefsirlerle başarılmış hipnoz mu?

Şiir sanatlardan bir sanat ve her sanat eseri gibi, bir aracıya ihtiyaç duymadan irtibat kurar muhatabıyla.

Malzemesi kelime olmayan sanatlar bile, (resim, müzik, heykel) muhatabıyla aracısız kolayca irtibat kurabilirken, malzemesi kelimeler olan şiirin niçin bir aracıya ihtiyacı olsun? Elbette ‘Sembolist/İmgeci’, ‘Sürrealist’ yahut ‘Fantastik’ bir şairle karşı karşıya değilsek.

Kaldı ki, Sezai Karakoç’un şiir dili, okurunu zorlayan bir şiir dili değildir.

Bilâkis, sayıklar gibi rahat ve akışkan söylenmiş şiirlerdir.

Şiir ve edebî metinlerin, ‘aracı çabalarla’ olduğundan daha anlaşılmaz hale getirilmelerini esefle karşılıyorum. Ahmakça.

‘Şiir tahlili’, ‘şiir incelemesi’ adıyla yapılıyor bu ahmaklık.

Bu yöntemin ilk ve orta mekteplerde faydası ‘belki’ mümkün.

İyi niyetli fakat, ahmakça bu yaklaşım/metod ‘gelenek’ halini almış durumda.

Meselâ, üstadın ‘Balkon’ şiiri üzerinde yapılmış okuduğum bütün inceleme ve tahlillerdeki ‘cahilâne tefsirlere’ söyleyecek söz bulamıyorum.

Üstadın ‘Balkon şiirini’, Doğu-Batı mimarisi ve felsefesinin eleştirisine kadar vardıranlara ‘kültür ve medeniyet cahili’ (Türk-İslâm mimarisinin) desem ayıp olmaz.

Bir şairin, ‘balkon’ kelimesini ‘sembol’ olarak kullanması, ne kendisini, ne de şiirini ‘Sembolist / İmgeci’ yapar. Şiirde imge/sembol olağan bir unsurdur.

Ayrıca üstadın ‘Balkon’ şiiri, ‘ne söylediği’ kolay anlaşılır bir şiirdir.

Şiirdeki “Çamaşırlarınızı asarsanız hazır kefen / Şezlongunuza uzanın ölü” mısralarını saymazsak.

Bugüne kadar ve hâlâ bu mısralardan bir anlam çıkaramadığım gibi, üstadın tam olarak neyi kastettiğini de anlamadım. (Heyecan yapmayın… ‘Anlam yakıştıramadım’ demedim.) Bu mısralara son derece spesifik anlam yüklediğinin farkındalığıyla da, aklıma eziyet etmeye kalkışmadım.

Edebiyatımıza, Harf Devrimi ve sonrası ‘Öztürkçeleştirme’ dejenerasyonu yüzünden anlamaz olduğumuz eski şiir ve edebî metinleri anlamanın zorunlu bir yolu olarak uygulanan ‘sadeleştirme’ saçmalığını, bir ‘zorunluluk’ olarak kabul etsem de, bugünün diliyle yazılmış şiir ve edebi metinlerin incelemelerinde kullanılan yöntem ve yaklaşıma tahammül edemediğim gibi bunu hem komik, hem de zararlı buluyorum. Eserle okuru/izleyicisinin arasına girenler ‘sevimsiz ve itici’ geliyor bana.

Bırakalım da okur/takipçi, sanat/sanatçıyla direkt irtibat kursun.

Milletinin kültür ve medeniyetine yönelik bilinçli, topyekun, insafsız bir red ve tahribata, sanatın hemen bütün türlerinin imkânlarıyla saldırılan bir dönemde, aynı imkânlarla, edebî/artistik bir kaygıya kapılmadan ve onu ihmal etmeden, Müslüman’ca bir sorumlulukla kaleme sarılmış Karakoç’un, hem şiiri, hem metinlerinde lâfı/meramını dolaştırmadan, yormadan, anlaşılır kelimelerle kolayca ulaştırmak isteyen direngen, bir medeniyet savaşçısı, uyanık bir şuurun sahibi meselenin künhüne ermiş ve bizi de meselenin künhüne ermeye çağıran adamların, berrak kelimelerine, sanki anlamlarının dışında bir dünyanın sırrını gizlemiş gibi bir algı uyandıran/anlamı saptıran iyiniyetli dangalak dalkavuk ve onların yöntemlerini çöpe atmak lazım.

Can havliyle bir davanın derdine düşmüş bu haysiyetli adamları, kentlerin merkezini gösteren obeliskler gibi, meselenin tam merkezinde duran ve hem yaranın merkezini, hem merhemini sunan bu medeniyet adamların meramlarını kendi billur lisanlarından okumak ve onların aydınlattığı yoldan yürümek lâzım.

Arifin tarifi en kolayıdır.

O tarifi anlamaya başka bir tarif gerekmez.

Vesselâm.